• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
TÜM YAZILARI

Sakarya Türküsünü Cumhurbaşkanımız üzerinden okumak

21 Ocak 2026
A


Hüseyin Öztürk İletişim: [email protected]

Sakarya Türküsünü Cumhurbaşkanımız üzerinden okumak

HÜSEYİN ÖZTÜRK

Birlik Vakfının 40. Yılında yine bir husus düştü aklıma. Dertleşelim.

Üstad Necip Fazıl’ın, “Sakarya Türküsü”, bir de Cumhurbaşkanımız Erdoğan üzerinden okumalı.

Üstadın, 1949 yılı Türkiye’sinin en karanlık döneminde, yarınlara umut dolu yazdığı şiirin her mısraı, Cumhurbaşkanımıza miras bırakılmış gibidir.

Üstad da zaten; “Sakarya Türküsünü en güzel bu genç adam okuyor” diye Tayyip Bey’i işaret etmiştir.


Sakarya Türküsünü okurken, göz ve gönül ekranına Tayyip Bey’in siyasi hayata atıldığı 70’lerin başından itibaren yaşadıklarını getirerek okumalı. Peki, kimler okumalı?


Devlette ve teşkilatlarda, Tayyip Bey’in izinde olanlar; “vicdan, akıl, mantık ve ölümden sonraki hayata iman ediyorlarsa” okumalılar. Yoksa şiir çayda çıradan öte gitmez. 

Sakarya Türküsü, 1940-1950 arasında, “Elhamdülillah Müslümanım” diyen herkesin bir şekilde zulme uğradığı, Necip Fazıl’ın da bizzat yaşadığı devirdir ve amentü sahibi herkese bırakılmış umut mirasıdır.


Bu mirası elbet üstlenenler olmuştur ama bizzat üstlenen ve hâlâ da ağır şekilde yaşayan Tayyip Bey’dir. İsterseniz buyurun bazı mısralara:


“İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;

Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;

Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;

Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir”.



Maalesef kir akan oluklara özenen nur akan oluklar, öyle kirlenmekte ki, kirliliklerini temizlik sanmaktalar. Nefsin akla galebe gelmesi bu olsa gerektir.

“Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için”.

İşte bu mısralar da Tayyip Bey’i anlatmaktadır. İktidar sayesinde tuzunu kurutup, kendilerini bu seviyeye getirenlere sırt dönerek, kirli cephelere yelken açanlar utansın.

“Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?

Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük”!

Bundan sonrasına bir şey demeye gücüm yetmiyor. Yalnız “davarcılar” ile “dava adamlarının” anlaşılması için sözü yine Sakarya Türküsüne bırakalım:

“İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;


Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;

Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!

Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu’nun,

Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;


Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;

Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;


Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

Not: Dün ve önceki günün yazıları okunmadıysa meramımız anlaşılmayabilir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23