“Yan bakma”dan ölüm çıkaran bir zihniyet
“Yan bakma”dan ölüm çıkaran bir zihniyet
ALİ OSMAN AYDIN
14 Ocak Saat 20.20’de 17 yaşındaki Atlas Çağlayan 15 yaşındaki E.Ç. tarafından öldürüldü.
Bir kafe çıkışı, “neden bana yan baktın” gibi saçma sapan bir nedenden dolayı Atlas göğsünden bıçaklandı.
Atlas Çağlayan artık yok.
15 yaşındaki E.Ç. ise tutuklu.
Bence burada tekil bir olay değil, herkesi etkisi altına alan bir iklimden söz ediyoruz. Uzun süredir gözlerimizin önünde oluşan, beslenen ve daha kötüsü “normalleştirilen” bir iklimden…
Öyle bir iklim ki, bu iklimden dolayı ülkede çocuklar çocukları sebepsiz yere öldürür hale geldi. Sokaklar, caddeler, kafeler, AVM’ler bu iklimden dolayı gözünü bile kırpmadan birbirini öldürebilecek çocuklarla, gençlerle ve yetişkinlerle doldu.
Bu iklim her gün can almaya devam ediyor.
Bu iklimi meydana getiren, besleyen, büyüten nedir?
Bıçağı, şiddeti güç ve itibarla eşitleyen şey nedir?
Neden saygı korkaklık, geri çekilmek zayıflık, saldırmak ise güçlülük olarak görülüyor?
Daha yakın zamanda Minguzzi ailesi böyle nedensiz bir şiddet olayıyla bir evlatlarını kaybetmişlerdi.
Nereye bakmalıyız?
Sokağa mı, dizilere mi, ekonomiye mi, sosyal medyaya mı, yoksa yetişkinlere mi?
Şiddetin Arka Bahçesi
Aslında bu sorunun kökeni oldukça karmaşık ve meselenin pek çok boyutu var. Yani 15-16 yaşındaki gençlerin kolayca şiddete başvurmaları, yanlarında bıçak taşımaları ve birini kolayca yaralamaya, öldürmeye kadar varan davranışlara girmeleri sadece tek bir sebeple açıklanamaz.
Sosyolojik olarak baktığımızda, bu tür şiddet eylemlerinin altında yatan nedenler genellikle toplumsal yapının altüst oluşu, aile içi dinamiklerin sarsılması, ekonomik krizlerin geleceğe ilişkin düşünceleri karartması, eğitimdeki telafisi zor yanlışlıklar ve ekranlarda sunulan rol modellerin olumsuz anlamda değişmesi gibi unsurlarla ilişkilidir.
Örneğin, çocukların yetiştikleri çevrelerde şiddetin günlük hayatın akışı içinde normalleşmesi, onlara sunulan kültürel ya da dijital içeriklerin şiddeti bir çözüm yolu, itibar kazanılan bir davranış olarak göstermesi, aile içinde sevgi ve iletişimin yetersiz kalması gibi etkenler çocukların şiddete yönelmelerinde çok önemli faktörler.
Kültürel boyutta ise, bazı topluluklarda “güçlü görünme” ya da “saygı görme” arayışının şiddet davranışlarını teşvik edebildiğini görüyoruz. Bir anlamda, gençlerin kimlik arayışında şiddet ve silah bir güç sembolüne dönüşüyor. Medya, sosyal medya ya da arkadaş çevresi de bu tür davranışları teşvik edebiliyor.
Peki toplumda ne değişmeli ki bu tablo değişsin?
Aslında burada aileden eğitime, yerel yönetimlerden medya politikalarına kadar pek çok alanda acil iyileştirmeye ihtiyaç var. Çocukların sağlıklı rol modellere erişimi, şiddetle başa çıkma ve duygularını ifade etme konusunda eğitim almaları, ailelerin çocuklarıyla daha yakın iletişim kurabilmesi önemli. Ayrıca gençlere çeteleşmeye alternatif sosyal ve kültürel mecralar sunmak da bu döngüyü kırmada etkili olabilir.
Bununla birlikte sorunun temeline indiğimizde, küçük yaşta suç işleme olgusunun temelinde özellikle aile ve ekonomik koşulların çok önemli bir yeri olduğunu görüyoruz. Aile yapısının temelinden sarsılması, yani aile içindeki huzursuzluklar, çatışmalar, ayrılıklar ya da ebeveynlerin çocukla yeterince ilgilenmemesi, çocukların duygusal ve psikolojik olarak savunmasız kalmasına neden olabiliyor. Bu da onları dış etkilere açık hale getiriyor.
Genel olarak baktığımızda hem dünyada hem de Türkiye’de suç oranlarının daha çok yoksul mahallelerde, yani ekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerde daha yüksek olduğunu söylemek mümkün. Bu, birçok sosyolojik araştırmanın ortaya koyduğu bir gerçek. Yoksulluk, fırsat eşitsizliği, eğitime erişimde yaşanan zorluklar ve sosyal destek ağlarının zayıf olması, suçun bu bölgelerde daha kolay filizlenmesine neden oluyor.
Tabii ki bu, refah düzeyi daha yüksek olan mahallelerde hiç suç işlenmediği anlamına gelmiyor. Ancak istatistikler ve araştırmalar genellikle ekonomik yoksunluk içinde büyüyen çocukların suçla karşılaşma olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Yani yoksul mahalleler, maalesef bu tür risklere daha açık.
Dolayısıyla suç oranlarını etkileyen faktörlerden biri de ekonomik ve sosyal koşullar. Özellikle ekonomik imkanların kısıtlı olduğu ortamlarda, çocuklar hem maddi hem de manevi bir boşluğa düşebiliyor ve bu boşluğu doldurmak için suça yönelebiliyorlar. Yani ekonomik ve ailevi koşulların düzeltilmesi, aslında bu tür problemlerin önlenmesinde çok temel bir rol oynuyor.
Sonuç olarak, evet, aile ve ekonomi bu işin merkezinde ve onların bir şekilde güçlendirilmesi, çocukların suça yönelmesini önlemede büyük bir fark oluşturabilir.
İlgili bakanlıklar bu konuyu gündemlerinin ilk sırasına koymalılar. Çocukların öldürdüğü ve öldürüldüğü düzlem “yeni normale” dönüşemez!
Fakat kısa vadede bir çözüm yolu görünmüyor. Bugüne nasıl yıllar içinde gelindiyse çözüme de ancak sabırla ulaşılabilir. Fakat acilen ve topyekûn bir hamle yapmanın zamanı geldi de geçiyor…