Ahmet Minguzzi ve Atlas Çağlayan cinayetleri, Samsun’da 16 yaşındaki bir çocuğun iki kişiyi bıçaklaması gibi çocukların karıştığı şiddet olayları gündemdeki yerini korurken; Şanlıurfa’da yaşanan okula pompalı tüfekle saldırı, gözleri bir defa daha çocuk suçlulara çevrilmesine sebep oldu.
Siverek’te Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni basan eski öğrenci pompalı tüfekle dehşet saçtı. 16 kişi yaralayan genç, polise teslim olmayarak intihar etti. Benzer olayların artması ‘çocuk suçlular’ tartışmasını yeniden alevlendirirken, kamuoyunda “Gençlerimiz nereye gidiyor?” endişelerine sebep oldu. Peş peşe yaşanan olaylar, çocukların suça özendirilen ve korunamayan bir kuşağın parçası olduğuna işaret ediyor. Çocuk faillerin arka planında yalnızca aile içi sorunlar, yoksulluk, madde kullanımı ve sokak faktörü değil, aynı zamanda TV diz, film ve dijital mecra içerikleri de rol oynuyor.
İNANÇ RUHU ŞART
Konuya ilişkin Akit’e değerlendirmede bulunan Prof. Dr. A. Halim Ulaş, şunları söyledi: “Gençlerimizin inanç ruhuna sahip çıkmak artık ertelenebilir bir tercih değil, toplumsal bir zorunluluktur. Bunun için öncelikle eğitim sisteminin karakter, merhamet ve anlam inşasını müfredatın merkezine alması gerekmektedir. Kalbe işlenmiş bir Allah korkusu, ahiret şuuru ve insan onuru bilinci kazandıran sistematik bir iman eğitimi şarttır. Aileler, okullar, sivil toplum kuruluşları ve medya bu sorumluluğu birlikte üstlenmeli; özellikle ergenlik dönemindeki gençlere yalnızca bilgi değil, aidiyet, değer ve anlam duygusu verecek ortamlar oluşturulmalıdır. Öfkenin şiddete dönüşmeden önce konuşulabildiği, dışlanan bir gencin sisteme değil kendine küseceği güvenli okul iklimi inşa edilmeli; psikolojik destek mekanizmaları birer formalite olmaktan çıkarılmalıdır.”
SEKÜLERLER KINA YAKSIN
Uzm. Sosyolog Yazar Adnan Kalkan da şunları dile getirdi: “Din, yaşamın hem hayatı, hem nuru hem esası. Bu milletin ihlası din ile mümkün olur. Gerek müfredatta gerekse eğitim sisteminde milli ve manevi değerlerin çocuklarımıza aktarılmasının önemini, okullarımızda yaşanan bu dehşetli olaylar bir kez daha kanıtlıyor. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin Ramazan genelgesiyle çocuklarımıza değerlerimizi gönüllülük esasıyla kazandırma gayretine girdiğinde mahkemelere kadar gidenler umarım biraz vicdani muhasebe yaparlar. Sosyal medyada ve dizilerde her türlü şiddet ve saldırganlığın, hukuksuzluk ve anarşizmin yayılmasına karşı neslimizi ancak iman, ahlak ve değerlerimizle muhafaza edebiliriz”
KİMSE SUÇLU DOĞMADI
Eğitimci Yazar Zekeriya Efiloğlu da şöyle konuştu: “Gözümüzün önünde büyüyen bir toplumsal çöküşle karşı karşıyayız. Şanlıurfa’da bir okulda patlayan pompalı tüfek sesi ya da Samsun’da çekilen bıçak, sadece birer asayiş haberi değil; sistemin can çekiştiğini haber veren birer alarmdır. Asıl sormamız gereken soru ise şudur: Bu çocuklar, bu noktaya nasıl geldi? Bu çocuklar suç makinesi olarak doğmadılar. Aile yapısının zayıflaması, okulların ruhunu kaybetmesi ve öğretmenlerin sistem içerisinde yalnızlaştırılması bu tablonun temelidir. Medyanın ve dijital dünyanın kontrolsüz şiddet pompalaması ise cabası.
AHLAKLI EGİTİM MODELİ
Oyunlarda öldürmeyi ‘başarı’ sanan bir zihin yapısı. Sosyal medyada şiddeti alkışlayan, empati duygusundan yoksun bir etkileşim. Sanal dünyadaki şiddetle gerçek hayatın sınırlarının birbirine karışması.
Çocuklara karmaşık matematik formülleri öğretiyoruz ama öfke kontrolünü, vicdan ve merhamet öğretemiyoruz. Meselenin kalbinde devasa bir ahlak boşluğu yatmaktadır. Bir insanın iç denetimi, vicdanı yoksa onu hiçbir dış denetimle durduramazsınız. İslami ahlak modeli eğitim sistemine entegre edilmelidir. 4+4+4 vazgeçilmeli. Mesleki eğitim Ahilik ahlakıyla artmalı. Öğretmene kaybettiği manevi yetkiyi geri vermeliyiz.”