Ak Parti’nin eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in Ali Karahasanoğlu’nun köşe yazısına açtığı 400 bin liralık manevi tazminat davasının dünkü duruşmasında mahkeme, şaşırtıcı bir karara imza atarak davacının gazetemize hakaretlerine onay verdi.
Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in, Ali İhsan Karahasanoğlu’nun bir köşe yazısı nedeniyle açtığı 400 bin liralık manevi tazminat davasının dünkü duruşmasında mahkeme, şaşırtıcı ara kararlara imza attı. Gazetemiz Akit’in, eski bakan Hüseyin Çelik’in dinlenmesi ve dava dilekçesinde gazetemize yönelik hakaretlerin çıkartılması için dilekçenin iadesi taleplerini mahkeme reddetti. Gölbaşı (Ankara) Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davanın dünkü duruşmasında, davacı Hüseyin Çelik’in isticvabı (mahkeme huzurunda dinlenmesi) talebi de mahkeme tarafından reddedildi. Gazetemizin avukatı Ali Paççı, dava dilekçesinde gazetemize ve yazarımız Ali İhsan Karahasanoğlu’na yönelik hakaretler içeren dava dilekçesinin iade edilerek yeniden düzenlenmesi için davacı tarafa süre verilmesini; yargılamanın bu hakaretlerin gölgesinde devam ettirilmemesini, hak arama hürriyetinin karşı tarafa hakaret etme hakkı vermeyeceğini; mahkeme huzurunda yapılan bu hakaretlere hâkimin müdahale etmesi gerektiğini belirtti. Paççı ayrıca, davaya konu edilen yazıdaki Hüseyin Çelik’in “FETÖ’ye destek verdiği” iddialarıyla ilgili mahkeme huzurunda isticvap olunmasını/dinlenmesini talep etti. Ancak Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesi, Avukat Ali Paççı’nın taleplerini,“dava ile ilgisi yok” gerekçesiyle reddetti. Dava, Karahasanoğlu’nun 17 Aralık 2024 tarihinde yayınlanan “Vah tilkiliğe soyunan akıl fukarası Hüseyin Çelik vah!” başlıklı yazısı üzerine açılmıştı. Hüseyin Çelik, gazeteci Nevşin Mengü’nün terör örgütü YPG/PYD lideri Salih Müslim ile yaptığı röportaj sonrası gözaltına alınmasını “hukuk skandalı ve akılsızlık” olarak nitelendirmiş; söz konusu uygulamayı “28 Şubat’ın hukuk anlayışı” olarak yaftalamıştı. Yazarımız Ali Karahasanoğlu ise köşe yazısında, Çelik’in bu sözlerini ve Suriye politikasına dair görüşlerini sert bir dille eleştirmişti. Yazarımız Ali Karahasanoğlu, eski bakan Hüseyin Çelik’in sosyal medya platformu X’te yaptığı açıklamayı konu edinen yazısında, terör örgütü PYD/YPG propagandası yapmak ve suçu ile suçluyu övmekle suçlanan bir gazeteciyi savunmasını eleştirmiş; bu tutumun bir yandan Türkiye’de gazetecilerin baskı altında olduğu algısını oluşturduğunu; diğer yandan ise Suriye’de Zalim Esed Rejimi’ni deviren Ahmet El Şara yönetimini “ABD projesi” olarak nitelendirme çabası olduğunu dile getirmiş; Çelik’in Suriye Devrimi’nin paydaşlarından HTŞ’yle terör örgütü PYD/YPG’yi kıyaslayarak Türkiye Cumhuriyeti’nin tehdit algısı önceliklerini sorgulamasını kurnazlık olarak nitelemişti.
ESKİ BAKAN NÜFUZ MU KULLANIYOR?
Öte yandan, hem hakaret içerikli dava dilekçesinin iadesine yönelik talebin hem de eski bakan Hüseyin Çelik’in söz konusu iddialar karşısında dinlenmesi talebinin reddedilmesi, “eski bakan nüfuz mu kullanıyor?” sorusunu akıllara getirdi. Hukukçular, dava dilekçelerinin bir köşe yazısı olmadığı ve mahkeme huzurunda kullanılan dilin hukuki çerçevede, muhakeme adabına uygun olması gerektiği hatırlatılırken; davalıya hakaret içeren ifadelerle dolu dava dilekçeleri ile yargılamanın devam edilmesine izin verilmesinin yargı pratiği açısından tartışmaya açık olduğunu vurguladı.
İşte eski bakan Çelik’in dava dilekçesinde yer alan gazetemize yönelik hakaret içeren ifadeleri: “Ahlaki gelişmişlik seviyesi düşük”, “insan olmanın asgari onuru ile mücadele eden”, “Fetullahçı Terör Örgütüne başını uzatan”, “kökeni dışarıda”, “devlet aleyhine faaliyette bulunan”, “müfsit”, “Amerika’dan yayın yapan”, “ortak değerler aleyhine yayın yapan”, “nadir rastlanan bir tür”, “yegâne kutsalı para olan”, “devlete karşı faaliyet yürüten terör örgütünün unsuru”…