• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Kurtulmuş’tan Azerbaycan mesajında dikkat çeken vurgu! İki ayrı devlet olsak da iki ayrı millet değiliz

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:
Kurtulmuş’tan Azerbaycan mesajında dikkat çeken vurgu! İki ayrı devlet olsak da iki ayrı millet değiliz

TBMM Başkanı Kurtulmuş, Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinin klasik müttefiklik tanımını aştığını söyledi. “İki ayrı devlet olsak da iki ayrı millet değiliz. Biz biriz, beraberiz” diyen Kurtulmuş, Şuşa Beyannamesi ve Karabağ zaferine dikkat çekti.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin “stratejik müttefiklik” kavramının ötesinde olduğunu belirterek, "Biz ‘iki ayrı devlet’ olsak da ‘iki ayrı millet’ değiliz. Biz biriz, beraberiz, aynı tarihî hafızayı, kültürü ve kaderi paylaşan bir bütünüz" dedi.

Kurtulmuş, Azerbaycan Telegraf Haber Ajansının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Türkiye ve Azerbaycan ilişkilerinin benzersiz bir birliktelik olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, bu güçlü bağın en önemli dayanaklarından birinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev arasındaki samimi ve güvene dayalı kardeşlik ilişkisi olduğunu ifade etti.

Kurtulmuş, şöyle devam etti;

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiyi tarif ederken kullanılan “stratejik müttefiklik” ifadesi önemlidir. Ancak açıkça ifade etmek gerekir ki bu kavram ilişkilerimizin derinliğini anlatmakta yetersiz kalıyor. Çünkü stratejik müttefiklik iki farklı ülke ve iki ayrı millet arasında kurulur. Oysa biz “iki ayrı devlet” olsak da “iki ayrı millet” değiliz. Biz biriz, beraberiz, aynı tarihî hafızayı, kültürü ve kaderi paylaşan bir bütünüz. Bu itibarla klasik uluslararası ilişkiler terminolojisi, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağı tanımlamakta çoğu zaman eksik kalmaktadır.

Meselelere ortak bir kader ve gelecek perspektifiyle bakıyoruz. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, klasik anlamda bir müttefiklikten çok daha öte; ortak bir gelecek inşa eden, bölgesel istikrara yön veren ve dünyaya örnek teşkil eden benzersiz bir birlikteliktir. Bu güçlü bağın en önemli dayanaklarından biri, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev arasındaki son derece samimi, güvene dayalı, güçlü kardeşlik ve liderlik ilişkisidir. Liderlerimizin uyumu, iki ülke arasındaki iş birliğini her alanda hızlandıran ve derinleştiren belirleyici bir unsur olmuştur.

Parlamentolarımız arasındaki iş birliği, bu birlikteliğin kurumsal zeminini güçlendirmektedir. Birlikte yer aldığımız parlamenter asamblelerde, uluslararası platformlarda ve çok taraflı mekanizmalarda Türkiye ile Azerbaycan parlamentolarının çoğu zaman aynı sözü ve manayı farklı kelimelerle dile getirdiklerine memnuniyetle şahit oluyoruz. Bu durum, ilişkilerimizin ne kadar uyumlu ve eşgüdüm içerisinde ilerlediğinin en somut göstergelerinden biridir. Önümüzdeki dönemde hedefimiz, eşsiz birlikteliğimizi daha da ileriye taşıyarak, özellikle ticaret, enerji, ulaştırma ve savunma sanayii alanlarında daha derin bir entegrasyon sağlamaktır. Parlamentolarımız arasındaki güçlü diyalog ve eşgüdüm, bu sürecin kalıcı ve sürdürülebilir bir zemine oturmasına katkı sunmaya devam edecektir.


“AYNI TUTUTMUN SERGİLEMESİ, YAKIN İŞ BİRLİĞİMİZİN SOMUT YANSIMASIDIR”

Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Azerbaycan Milli Meclisi arasındaki parlamenter diyalog, iki ülke arasındaki kardeşlik ilişkilerinin en sağlam kurumsal dayanaklarından birini oluşturmaktadır. Bu nedenle iki parlamento arasındaki iş birliği, sadece kurumsal bir yakınlaşma değil, aynı zamanda tek bir milletin iki ayrı çatı altında ortak bir irade ortaya koymasının somut göstergesidir. Aramızdaki güçlü bağların sembolik dönüm noktalarından biri, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 2004 yılında Cumhurbaşkanı olarak Ankara’ya gerçekleştirdiği ilk ziyarette TBMM Genel Kuruluna hitap etmesi ve milletvekilleri tarafından ayakta alkışlanması olmuştur. Bu görüntü, ilişkilerimizin stratejik ittifak yönündeki kararlılığının parlamenter düzeydeki güçlü ifadelerinden biri olarak tarihe geçmiştir.

TBMM, Azerbaycan’ın Karabağ’daki haklı mücadelesi ve toprak bütünlüğünün korunması konularında her düzeyde kesintisiz ve açık bir destek sunmuştur. Bu destek, uluslararası parlamenter platformlarda da kararlılıkla dile getirilmiştir. Kurduğumuz temaslar sayesinde, iki ülke parlamentoları arasında güçlü bir güven, anlayış ve ortak hareket etme kültürü tesis edilmiştir. Uluslararası parlamenter asamblelerde Türkiye ile Azerbaycan’ın çoğu zaman aynı tutumu sergilemesi, yakın iş birliğimizin somut yansımasıdır.

Karşılıklı ziyaretler, milletvekilleri arasında doğrudan temas imkânı sağlayarak ilişkilerin insani boyutunu güçlendirmektedir. Bu sayede alınan kararlar daha hızlı hayata geçirilmekte ve iş birliği alanları daha somut projelere dönüşmektedir. TBMM ile Azerbaycan Milli Meclisi arasındaki parlamenter iş birliği, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini ileriye taşıyan, derinleştiren ve kalıcı kılan temel sütunlardan biri haline gelmiştir.

Milletvekilleri arasındaki doğrudan iletişim ve temasın artırılması sayesinde parlamenterler arasında birliktelik kültürü güçlenmektedir. Parlamenter düzeydeki yakın etkileşim, “tek millet, iki devlet” anlayışının devletin tüm kademelerinde içselleştirilmesini sağlamaktadır. Stratejik ilişkilerin en üst belgesi olan Şuşa Beyannamesi gibi anlaşmaların her iki ülkenin meclislerinde onaylanması, müttefiklik ilişkilerini kişisel dostlukların ötesine taşıyarak uluslararası hukuk açısından bağlayıcı ve kurumsal bir çerçeveye oturtmuştur. Mevcut mekanizmaların daha etkin kullanılması ve yeni iş birliği alanlarının geliştirilmesi yönünde çalışmalar sürdürülmektedir. Özellikle parlamentolar arası dostluk gruplarının daha aktif hale getirilmesi, ortak komisyon toplantılarının artırılması ve uluslararası parlamenter platformlarda daha yakın eşgüdüm sağlanması öncelikli hedefler arasında yer almaktadır.

Türkiye ve Azerbaycan’ın birlikte yer aldığı üçlü ve çok taraflı parlamenter mekanizmaların güçlendirilmesi önceliklerimiz arasındadır. Bu bağlamda, TBMM ve Azerbaycan Milli Meclisi’nin Gürcistan, Pakistan ve KKTC Meclisleriyle farklı seviyelerde başlattıkları üçlü diyalog ve iş birliği mekanizmaları bölgesel sahiplenme ve iş birliğini güçlendirmeyi hedeflenmektedir.


 “TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİ BÖLGESEL İSTİKRARAR KATKI SUNACAK”

Terörsüz Türkiye" hedefi, ülkemizin huzurunu, demokrasisini ve ortak gelecek iradesini kalıcı biçimde tahkim etme hedefidir. Terörün tüm unsurlarıyla tasfiye edildiği, silahın ve şiddetin siyaset alanı dışına çıkarıldığı, vatandaşlarımızın eşit aidiyet duygusuyla ortak vatanımıza sahip çıkmaya devam ettiği ve hukuk zemininde toplumsal güven ikliminin güçlendiği bir Türkiye idealinden söz ediyoruz. “Terörsüz Türkiye” hedefi, Türkiye’nin iç barışını güçlendirdiği kadar bölgesel istikrara da katkı sunacaktır. Kendi içinde kardeşliğini pekiştiren Türkiye, Kafkasya’dan Balkanlar’a, Orta Doğu’dan Avrupa’ya kadar uzanan geniş coğrafyada daha güçlü, itibarlı ve etkili bir barış gücü olacaktır.

TBMM’nin sorumluluğu burada son derece hayatidir. Meclis, millî iradenin merkezi olarak çözümün meşru zemini, ortak aklın adresi ve demokratik siyasetin ana kurumudur. TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarıyla farklı siyasi görüşleri, toplumsal talepleri ve sahadan gelen değerlendirmeleri aynı masa etrafında buluşturduk ve nihayetinde nitelikli çoğunlukla geçen bir rapor hazırladık. TBMM olarak vazifemiz, milletimizin ortak iradesini hukukla, demokrasiyle ve sabırlı siyaset diliyle kalıcı neticeye taşımaktır.


“BAKÜ NE KADAR SEVİNDİYSE, ANKARA DA O KADAR SEVİNMİŞTİR”

Türkiye ile Azerbaycan ortak bir kaderin ve mücadelenin sahibidir. Bu nedenle aramızdaki bağ, sadece stratejik bir iş birliği değil; ortak acıların, sevinçlerin ve zaferlerin inşa ettiği derin ve sarsılmaz bir kardeşliktir. Karabağ’da otuz yıllık haksızlığın son bulması ve hasretin sona ermesi Türkiye’de de büyük bir sevinç oluşturmuş, ortaya çıkan sonuç hepimiz için derin bir gurura dönüşmüştür. Bakü ne kadar sevindiyse, Ankara da o kadar sevinmiştir.

Karabağ Savaşı sonrasında ortaya çıkan tabloyu sadece bir askeri zafer olarak değerlendirmek eksik olur. Bu süreç, Güney Kafkasya’da uzun yıllardır devam eden haksız statükonun sona erdiği ve yeni bir jeopolitik düzenin inşa edilmeye başlandığı bir dönüm noktasıdır. Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmesiyle birlikte, bölgede artık geçmişin krizlerini değil, geleceğin iş birliği imkanlarını konuştuğumuz bir safhaya geçilmiştir. Bu yeni dönemin en kritik başlıklarından biri, bağlantısallık projeleridir.

Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan ve ileride Ermenistan’ın iştirakiyle hayata geçirilecek yeni projeler, mevcut projelerle birlikte, Güney Kafkasya üzerinden Orta Asya’dan Avrupa’ya uzanan kesintisiz bir ticaret ve ulaşım hattının omurgasını oluşturarak bölgenin lojistik haritasını değiştirecek stratejik bir adımdır. Bu gelişmeler, Türk dünyasının ekonomik entegrasyonunu hızlandıracak ve bölgesel refahı artıracaktır.


“KARDEŞLİK HUKUKU ŞUŞA BEYANNAMESİ İLE TESCİLLENDİ”

Böylesi bir jeopolitik tabloda Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin mahiyetini doğru tanımlamak büyük önem taşımaktadır. “Kardeşlik hukuku” olarak adlandırdığımız anlayış, sadece ortak çıkarlara dayalı bir iş birliği değil; ortak tarih, kültür, acılar ve zaferler üzerine inşa edilmiş bir irade birliğidir. Kardeşlik hukuku, bugün sadece askeri alanda değil; enerji güvenliğinden savunma sanayiine, ulaştırmadan kültürel etkileşime kadar geniş bir alanda güçlü iş birliklerini ifade etmektedir. Karabağ zaferi kardeşlik hukukunu sahada somutlaştırmış; Şuşa Beyannamesi ile birlikte ilişkilerimiz hukuken tescillenmiş, kurumsallaşmış ve bölgesel düzen kurucu bir ittifak modeline dönüşmüştür.

Güney Kafkasya’da ortaya çıkan yeni tabloyu değerlendirirken meseleyi sadece bir savaşın sonucu olarak görmek doğru değildir. Karabağ Zaferi ile oluşan yeni dönemde mesele, geleceğin barışını ve ortak refahını inşa edebilmektir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki iş birliği, yeni dönemin kurucu unsurlarından biridir. Şuşa Beyannamesi ile iki ülke arasındaki dayanışmayı askeri, siyasi ve ekonomik alanlarda derin bir entegrasyona dönüştürerek, bölgesel dengeler açısından yeni bir güvenlik ve istikrar zemini oluşturmuş durumdayız.


GÜNEY KAFKASYA’DA KALICI BARIŞ MESAJI

Bölgeyi rekabet ve çatışma alanı olmaktan çıkararak, iş birliği, entegrasyon ve ortak kalkınma üreten bir havzaya dönüştürmek istiyoruz. Bu anlayış, Türk Dünyası 2040 Vizyonu ile de uyumlu bir şekilde, tüm kurumsal yapıları kapsayan bir bölgesel mimariyi hedeflemektedir. Bölgede kalıcı barışın tesis edilmesinin yolu, tüm bölge ülkelerinin ortak bir irade oluşturmasından geçmektedir. Elbette kalıcı barışın tesisi için somut adımların atılması gerekmektedir. Azerbaycan ile Ermenistan arasında egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı temelinde kapsamlı bir barış anlaşmasının imzalanması, sınırların netleştirilmesi ve ulaştırma hatlarının açılması bu sürecin temel taşlarıdır. Bölgedeki normalleşme süreçlerinin ilerletilmesi, Karabağ’da yeniden imar ve ekonomik entegrasyonun sağlanması ve barış sürecini baltalamaya yönelik tahriklere karşı ortak bir duruş sergilenmesi büyük önem taşımaktadır. Azerbaycan ve Ermenistan arasında nihai barış yönünde kat edilen mesafeden memnuniyet duyuyor, kalıcı barış anlaşmasına ulaşılmasını temenni ediyoruz. Türkiye-Ermenistan normalleşme süreci bu gelişmelere paralel şekilde ilerlemeye devam edecektir.


“DÖNÜŞÜMÜN EN ÖNEMLİ DAYANAĞI, TÜRK DÜNYASI 2040 VİZYONU’DUR”

Türk Devletleri Teşkilatı’nın son yıllarda ortaya koyduğu gelişim, bu yapının ortak gelecek inşa etme iradesinin kurumsal bir ifadesine dönüştüğünü göstermektedir. Önümüzdeki dönemde asıl hedef, TDT’yi küresel ölçekte etkin ve sonuç üreten bir uluslararası organizasyon haline getirebilmektir. Dönüşümün en önemli dayanağı, Türk Dünyası 2040 Vizyonu’dur. Vizyonun hayata geçmesi, hazırlanan strateji belgelerinin kararlılıkla uygulanmasına bağlıdır. Bu çerçevede, Teşkilatın uluslararası görünürlüğünü artırmak amacıyla geliştirilen TDT+ mekanizmasının etkin şekilde işletilmesi ve küresel aktörlerle dengeli ilişkilerin güçlendirilmesi önem taşımaktadır.

Kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi bir diğer temel başlıktır. Sekretaryanın daha etkin çalışması, özellikle mali ve teknik alanlarda uzmanlaşmanın artırılması ve Aksakallar Konseyi gibi tecrübe odaklı yapıların daha aktif kullanılması, Teşkilatın kurumsal kapasitesini artıracaktır. Ekonomik alanda ise daha somut adımlar atılması gerekmektedir. Türk Yatırım Fonu’nun daha etkin hale getirilmesi ortak projelerin önünü açacak, ticari engellerin kaldırılması ve ulaştırma anlaşmalarının hayata geçirilmesiyle bölge içi ekonomik etkileşim güçlenecektir.

Türk dünyasını fiziksel olarak birbirine bağlayacak ve bölgeyi küresel ticaretin önemli hatlarından biri haline getirecek projeler çok kritiktir. Ulaştırma, gümrük ve dijital alanlarda geliştirilecek ortak modeller, bölgesel uyumu ve dayanıklılığı artıracaktır. Güvenlik ve siyasi iş birliği açısından yeni bir anlayış gelişmektedir. Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan Şuşa Beyannamesi, daha geniş bir coğrafyada uygulanabilecek bir dayanışma modelinin ilk örneği olarak görülmelidir. Bu yaklaşımın zamanla teşkilatın bütününe yayılması, ortak bir güvenlik perspektifinin oluşmasına katkı sağlayacaktır.

Sosyo-kültürel bütünleşme, bu sürecin en temel dayanaklarından bir diğeridir. Ortak tarih bilincinin korunması, eğitim alanında iş birliğinin artırılması ve kültürel bağların güçlendirilmesi TDT’nin sağlam temeller üzerinde yükselmesini sağlayacaktır. Liderler, parlamentolar ve halkların irade ve kararlılığı sürdüğü müddetçe, Teşkilat bölgesel iş birliği zemini olmanın ötesine geçerek; küresel ölçekte yön verici bir güç merkezi haline mutlaka gelecektir.


“BÖLGESEL GERİLİMLERİN ÇÖZÜMÜ DİPLOMASİDİR”

Türkiye’nin dış politikası, barışı, istikrarı, diplomasiyi ve müzakereyi esas alan bir anlayış üzerine kuruludur. Biz gerilimleri düşüren, diyaloğu güçlendiren ve çözümü önceleyen bir yaklaşımın temsilcisiyiz. Türk devlet geleneği, yüzyıllar boyunca sadece askeri kudretiyle değil; aklı, feraseti ve diplomasiyi önceleyen yaklaşımıyla varlık göstermiştir. Güçlü olmasına rağmen gücünü hoyratça kullanan değil; gerektiğinde caydırıcılığını ortaya koyan, ancak her zaman sözün, müzakerenin ve adil çözümün peşinde olan bir anlayışı temsil etmiştir. Bugün de aynı devlet aklıyla hareket eden Türkiye, diplomasiyi merkeze alan yaklaşımını kararlılıkla sürdürecek; gücünü barışı tesis etmek için kullanan bir ülke olmaya devam edecektir.

Bu çerçevede, bölgemizdeki tüm meselelerin çözümünde esas yolun diplomasi ve müzakere olduğu açıktır. Nitekim ABD ve İsrail’in İran’a saldırarak başlattığı ve İran’ın da bazı bölge ülkelerine saldırmasıyla devam ettirdiği savaşta görüldüğü üzere, çatışmalar tüm bölgeyi içine çeken bir istikrarsızlık dalgasına dönüşme riski taşımaktadır. Böylesi bir durumda Türkiye, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmiş, krizin daha büyük bir felakete dönüşmemesi adına yoğun bir diplomatik çaba ortaya koymuştur.

Bölgemizde yaşanabilecek her türlü gerilimin, özellikle İran gibi komşu ve önemli bir devletle ortaya çıkabilecek ihtilafların askerî yöntemlerle değil; diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. Başta Pakistan olmak üzere bölgesel aktörlerin arabuluculuk veya kolaylaştırıcılık çabalarını destekliyoruz. Unutmamak gerekir ki, bu coğrafyada çıkacak her gerilim, her savaş geniş bir havzayı etkileyen sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle kalıcı istikrarın yolu, uluslararası hukuk zemininde, egemenlik haklarına saygı temelinde ve karşılıklı güven inşa edilerek ilerlemekten geçmektedir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Hasan

İsrail’in yanında olan ile işimiz olmaz
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23