• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Karabağ işte bu maneviyatla geri alındı! Cepheye gitmek isteyen Azize nine’yi zor durdurdular

Yeniakit Publisher
2020-11-23 09:48:00 -

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Karabağ işte bu maneviyatla geri alındı! Cepheye gitmek isteyen Azize nine’yi zor durdurdular

Azerbaycan’ın kesin zaferiyle sonuçlanan 2. Karabağ Savaşı’nı ‘Günaydın Zafer’ ismiyle kitap haline getiren Azerbaycanlı gazeteci yazar Oktay Hacımusalı’nın kitabında yer verdiği öyküler, zaferin hangi şartlarda kazanıldığını gözler önüne seriyor. Kitaptaki Azize Nine’nin hikayesi ise göz yaşartıyor. Ermenilerin saldırılarıyla başlayan savaşta, oğlu Meftun ile asker alma merkezine giden ve ısrarla askere alınmak isteyen 80 yaşındaki Azize Nine, uzun uğraşlar sonucu geri dönmeye razı edilmiş. Hacımusalı, “Savaş, işte bu maneviyatla kazanıldı. Azize Nine’nin hikayesi, kahramanlıklarla dolu Türk tarihinin nasıl yazıldığını bir defa daha dünyaya gösterdi” dedi.

 Muhammet Kutlu  Ankara 

İşgalci Ermenistan’ın 27 Eylül’deki saldırısıyla yeniden başlayan ve Azerbaycan’ın kesin zaferiyle sonuçlanan 2. Karabağ Savaşı’nın cephe gerisinde yaşanan olaylar, zaferin hangi şartlarda kazanıldığına dair yol gösteriyor. Azerbaycanlı gazeteci yazar Oktay Hacımusalı tarafından yayına hazırlanan ‘Günaydın, Zafer’ isimli kitapta yer alan, Azerbaycan Bilesuvar İli’nin Ağayrı Köyü’nde yaşayan Azize Nine’nin hikayesi ise okuyanları duygulandırıyor. Takviye birlikte yer alan oğlu Meftun Hakverdiyev’le birlikte asker alma merkezine giden 80 yaşındaki Azize Nine, Azerbaycanlıların maneviyatının son derece çarpıcı örneklerinden. Oğlu ve torunlarının bir türlü ikna edemediği Azize Nine’yi, Bilesuvar İli Asker Alma Merkezi Komutanı, uzun süre dil döktükten sonra geri dönmeye razı edebildi. İlerleyen yaşına rağmen savaşta yaralanan askerlere pansuman yapabileceğini, onların elbiselerini yıkayabileceğini, yemek yapabileceğini belirten Azize Nine, geri dönmeye ikna olsa da savaşa gidememenin ve şehit oğlu Cavit Hakverdiyev’in öcünü alamamanın burukluğunu yaşıyor. 

Azize Nine’nin hikayesini Akit’e anlatan Oktay Hacımusalı, “Savaş, işte bu maneviyatla, insanlarımızın bu kahramanlıklarıyla kazanıldı. Türk tarihi böyle hikayelerle dolu. Azize Nine’nin hikayesi, kahramanlıklarla dolu Türk tarihinin nasıl yazıldığını bir kez daha dünyaya gösteriyor” dedi,

Kararını çoktan vermişti…

İşte ‘Günaydın, Zafer’ isimli kitapta Azize Nine’yi anlatan o satırlar: “Savaş başlar başlamaz kararını vermişti. Oğlu giderken, kendisi de gidecekti. Gönüllü olarak orduya yazılacak, ilerlemiş yaşına rağmen savaşa katılacaktı. Asla kendisini güçsüz görmüyordu. Seksenli yaşlarındaydı, ama yüzlerce genç kıza taş çıkarırdı. Ninesini düşündü. Güney Azerbaycan'dan Pehlevilerden Kuzey Azerbaycan'a sığınmıştı ninesi. Dedesini bırakmamış, omuz omuza savaşmışlardı. Fakat son anda esir düşmesin diye onu diğer kadınlarla beraber Kuzey Azerbaycan'a göndermişti kocası. Öyle her kadını beğenmezdi. Sandukasının yanı başına kurulup minderine yaslanarak oturunca kuş uçmazdı evde. Gelinler o, cıgarasını içip bitirinceye kadar ellerini çabuk tutup işlerini bitirmek zorundaydı. Yoksa kıyameti koparırdı. Ondan geçmişti Azize Nine’ye de bu sert davranışlar. Torunuydu, fakat hep öbür torunlarından ayırırdı, onun yeri başkaydı. ‘Huyu, suyu aynı ben’ derdi biraz da gururla gülümseyerek. Hiç ağladığını görmemişti, bir keresinde görmüştü görmesine de, ninesi ağlamadığı konusunda ısrar edince fazla üstüne gitmemişti. Dile kolay, koca bir vatanı arkasında bırakıp gelmişti. Vatan dedim ya, siz doğduğu yerler, topraklar falan zannetmeyin. Bir ablası vardı Vatan adında. Uzaktan görmüştü ölümünden birkaç gün önce Vatan ablayı. Ninesinin eteklerinden sallanıpta sınıra kadar gitmiş, helalleşmek için Araz'ın kıyısına getirdikleri Vatan ablanın kederli yüzünü uzaktan seyretmişlerdi.”

Oğlu şehit olunca tek damla yaş düşmedi gözünden

“Eşi, yakın akrabalardı, aslında bu köyde herkes akrabaydı, tarladan gelirken Rus askerlerinin gözlerinden saklanarak şarkı söyleyerek karşı kıyıdakilerden kimin kaldığını, kimin öldüğünü sorduklarını, Vatan ablanın hasta olduğunu duyunca, ninesi hemen şimdi gidelim demişti. Demişti demesine, ama hemen olmazdı ki. İki gün sonra gidebilmişlerdi. Ninesinin ağlayıp sızlayacağını beklemişti boşuna. Kadın öyle yerinde durmuş uzaktan uzaktan ablasına bakınmıştı sadece gururlu görünüşüyle. İşte tanıyanlar ninesinin aynısı diyorlardı o yüzden. 1992 yılında oğlu Cavit'in şehitlik haberi duyulduktan yaklaşık bir ay sonra naaşı geldiğinde de ağlamamıştı. Gözünden yaş dahi gelmemişti. Yine aynı gururla, yine yüzünde o vakur ifade, eşiyle beraber cenazeye gelen misafirleri ağırlamışlardı.”

Bu defa durum farklıydı geceden hazırladı bohçasını

Bu defa durum farklıydı. Vatan savaşı vardı ülkede ve yedek birlikte yer alan oğlu, Meftun Hakverdiyev birliğiyle birlikte savaşa gidecekti. Yarın yolcu edeceklerdi. Yıllardır ebe hemşire olarak çalışmıştı. Tüm köyde herkes sever sayardı kendisini. Geceden hazırladığı bohçasını kapının hemen ardında bırakmıştı. Kararını vermişti oğluyla beraber o da gidecekti savaşa. Gider en azından askerlerin elbisesini yıkar,  yaralıların yarasını sarar, yemeklerini yapardı. Emekliye ayrılıncaya kadar aldığı ödülleri, teşekkürleri de bohçasındaydı. Sabah görevliler gelince ısrar etti, ‘Ben de oğlumla geleceğim’ diye. Çocuklar tanıyorlardı kendisini. Arabaya bindiklerinde keyfine diyecek yoktu. Araba asker kayıt mıntıkasının önünde durunca hemen koştu oğlundan önce. Askerlerin şaşkın bakışları arasında mıntıka reisini sordu. Mıntıka başkanına uzun uzun anlattı kendisini. Yıllarca köyde ebe hemşire olarak çalıştığını, seksen yaşında olmasına rağmen gidip Karabağ'da oğlunun öcünü almak istediğini söyledi. Mıntıka başkanı ebeye ihtiyaç olmadığını söylediğinde asla gücüne gitmedi, ‘O zaman yemek yaparım, elbiselerini yıkarım, yaralarını sararım’ dedi.”

Şuşa’nın işgalden kurtarıldığı gün ağladı

Gitmesine gerek duyulmadı ama Azize Nine’nin kalbi hep askerlerle attı o günden sonra. Kur’an-ı Kerim’ini açarak sürekli okudu, askerler için dualar etti. Her işgalden kurtarılan bölgeyle beraber biraz daha huzura kavuşuyordu kalbi. Biraz daha rahat oluyordu. Artık sürekli televizyonun karşısındaydı. Şuşa'nın işgalden kurtarıldığı günü nasıl ağlamıştı. Şehit oğlunun, Cavit'inin öcünü almıştı Azerbaycan askerleri. Ve aynı zamanda şehit olan binlerce Cavitlerin... Fakat içinde bir küskünlük vardı:  Neden onun ihtiyar olduğunu belirterek savaşa gitmesine izin vermemişlerdi... Eğer gitmiş olsaydı, en azından bugün bu zaferde onun da bir katkısı olacaktı... Azize Nine o gece rüyasında ninesini gördü. Yalnız gelmemişti ninesi. Vatan ablası da vardı. Gülümsüyorlardı ikisi beraber, yüzlerinde vakur bir ifadeyle...”
Yeni Akit Gazetesi

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23