• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

İsrail’in gücünün sırrı! 'Vesayet düzenlerininin “uysal vatandaş” projesi'

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:
İsrail’in gücünün sırrı! 'Vesayet düzenlerininin "uysal vatandaş" projesi'

Faruk Köse Mirat Haber'de yazdı: Siyonist Terör Üssü İsrail’in Gazze’de yaptığı katliamın kanı kurumadan, İslam coğrafyasının başka bir bölgesine saldırdığını görüyoruz. Bu yazıda bu saldırılardan siz etmeyeceğim. Benim cevap aradığım soru şu: İsrail’in bu kadar pervasız, başına buyruk, kimseye hesap vermez, hiçbir insani ölçü tanımaz, hukuk bilmez, kural tanımaz bir tutumla, rahat bir şekilde katliam yapmasının, İslam coğrafyasına topyekûn olarak ama adım adım stratejisiyle saldırmasının asıl sebebi nedir? İsrail’i bu kadar pervasız ve başına buyruk yapan asıl gerekçe nedir? Bu yazıda buna dair bazı tespitlerimi anlatacağım.

Faruk Köse Mirat Haber'de yazdı: Siyonist Terör Üssü İsrail’in Gazze’de yaptığı katliamın kanı kurumadan, İslam coğrafyasının başka bir bölgesine saldırdığını görüyoruz. Bu yazıda bu saldırılardan siz etmeyeceğim. Benim cevap aradığım soru şu: İsrail’in bu kadar pervasız, başına buyruk, kimseye hesap vermez, hiçbir insani ölçü tanımaz, hukuk bilmez, kural tanımaz bir tutumla, rahat bir şekilde katliam yapmasının, İslam coğrafyasına topyekûn olarak ama adım adım stratejisiyle saldırmasının asıl sebebi nedir? İsrail’i bu kadar pervasız ve başına buyruk yapan asıl gerekçe nedir? Bu yazıda buna dair bazı tespitlerimi anlatacağım.


 

MİKROBA KIZARAK HASTALIĞI TEDAVİ EDEMEZSİNİZ

Küresel habis güçler İsrail’in katliamlarına, saldırılarına göz yumuyor. Üstelik İsrail’e para yardımı yapıyor, diplomatik destek veriyor, savaş gemilerini yardıma gönderiyor; uluslararası hukuk kuralları ile, uluslararası örgütlerin ve küresel sistemin işleyişi ile destek veriyor, silah ve mühimmat yardımı yapıyor; İsrail’e kadar gidip açıkça yanında olduklarını açıklıyor, her türlü maddi yardımda bulunuyor, en ileri düzeyde diplomatik destek veriyor. Küfür güçleri İsrail’in etrafında “tek millet” olarak toplanıyor. Ancak Müslümanlar, Siyonist Terör Üssü İsrail’in Filistin’de yaptığı katliamlar ve İslam coğrafyasının diğer bölgelerine yaptığı saldırılar karşısında paramparça olmuş bir insanlar sürüsü halinde, sadece izliyor.

Manzara bu. Halkı Müslüman olan ülkelerdeki genel olarak halklar ve devlet yönetimleri, İsrail’e kızıyor, İsrail’in ne kadar acımasız ve vahşi olduğunu, nasıl da katil ve zalim olduğunu konuşuyor. Etkin bir tedbir almıyor ama sadece kınamalarla, protestolarla, temennilerle durumu idare ediyor. “Kahrolsun İsrail” sloganlarıyla meseleyi geçiştirmeye, kitlelerin gazını almaya çalışıyor. İsrail’e kızarak problemin çözüleceğini zannediyor.

Oysa kimse şunu düşünmüyor: Mikroba kızarak hastalığı tedavi edemezsiniz. Virüse kızarak, hastalığı önleyemezsiniz. Bir doktor mikroba kızmakla yetinmez. Bir hasta geldiğinde, “vay alçak mikrop, bu insanı niye hasta ettin; vay hain enfeksiyon, niçin vücutta yayıldın; vay aşağılık hastalık, niye bu insanı bitap düşürdün?” demez. Tedavi yollarını bulur, tedavisini yapar. Çünkü bilir ki mikrobun görevi hastalık yapmak; doktorun vazifesi ise çare bulup, tedavi etmektir. Bundan da önce, mikrobun bulaşmaması için, temizliğe, hijyene, dikkat edilmesini önerir ve bunu sağlar. Hastalanmamak için nasıl beslenileceğini anlatır. Koruyucu hekimlik hizmeti yapar. Hastalanmadan önce sağlığın kıymetinin bilinmesini sağlar. Tüm tedbirleri aldıktan sonra bile yine mikroba kızmaz, tedavi eder. Çünkü mikrop mikropluğunu yapar, doktor tedavi eder. Bu esnada doktor mikroptan yakınmaz; düşman gösterip şikâyet etmez, yakınmaz, kendi işini yapar. Çünkü bilir ki şikâyet etme değil, müdahale etme, çözüm bulma makamındadır. Onun için kendi sorumluluğunu bilir ve bundan kaçmaz, kaçınmaz. Başarısızlığın faturasını da başkasına yüklemez. Hele mikroba hiç yüklemez. Şikâyet etme makamında değil, çözüm üretme makamında olduğunun farkındadır. Ya hastalığı tedavi eder ya da tedavi edecek başka bir hekime yönlendirir. İşini sloganlarla, duygularıyla değil, ilmine göre yapar.

Aynen onun gibi, İsrail bir mikroptur. Virüstür. Enfeksiyondur. Patolojidir. Dolayısıyla İsrail’in vazifesi katliam yapmak, zulmetmek, insanlıktan çıkmak, saldırmak, vahşet işlemektir. Çünkü niteliği de, mahiyeti de, vasfı da budur. İsrail mikrobu, halkı Müslüman olan bir coğrafyada ve Müslümanlara karşı hastalık yapmaktadır. O halde meseleye kahrolsun sloganlarıyla, temennilerle, protestolarla, kınamalarla, yakınmalarla ve benzeri etkisiz ve geçersiz tutumlarla yaklaşılamaz. Müslümanların ve Müslümanların idarelerini elinde bulunduranların yapmaları gereken, bir hekim idraki, anlayışı ve titizliği ile, İsrail mikrobunun yaydığı hastalığa karşı önce koruyucu hekimlik hizmetini sunmak; hastalık bulaşmışsa da tedavi etmektir.


 

VESAYET DÜZENLERİNİNİN “UYSAL VATANDAŞ” PROJESİ

Buna ilaveten halkı Müslüman olan ülkeler, kendi iç işleyişlerini ve vaziyetlerini düzeltmek ve ıslah etmek de zorundalar. Mesela… Hangi rejimle yönetilirse yönetilsin, İslam coğrafyasının genelinde görülen vaziyet şöyle:

• İslam coğrafyasında kurulan “rejimler”de “hukuk güvenliği” ve “hak ve özgürlük” yok. “Yöneten” ile “yönetilen” arasındaki “bağlılık ve itaat ilişkisi”, özgürlük üzerine kurulu değil. “Rejime ve sisteme bağlı ve sadık, kullanılmaya elverişli, itaatkâr ve uysal vatandaşlar”a dönüştürülen insanlar “bilinç”ten yoksun, “özgür irade”leri bulunmuyor. “Rejime ve sisteme bağlı ve sadık, kullanılmaya elverişli, itaatkâr ve uysal vatandaş” tipi, İslam coğrafyasında Müslümanları, gayri İslami rejimlere, gayri İslami sistemlere, gayri İslami kurumlara, gayri İslami hayat tarzına, gayri İslami liderlere, gayri İslami yasal ve siyasal sisteme ve rejime itiraz etmiyor.

İşte İsrail’in bu kadar pervasız olmasının en önemli gücü, karşısında duracak etkin bir Müslüman devletin bulunmayışıdır. Çünkü İsrail biliyor ki, İslam ülkelerinde vesayet rejimleri hakim. İsrail ne yaparsa yapsın, küresel güçler tarafından desteklenecek. Aynı küresel güçlerin halkı Müslüman olan ülkelerin başına atadığı vesayet rejimleri ise İsrail’e karşı hiçbir etkin adım atmayacak. Çünkü vesayet rejimlerinin iplerini elinde tutan küresel güçler, aynı zamanda İsrail’i İslam coğrafyasının tam ortasında ileri karakol olarak destekleyen ülkeler. İsrail bunu bildiği için de saldırılarında hiçbir sınır tanımıyor, hiçbir ölçüye uymuyor. Halkı Müslüman olan ülkelerdeki vesayetçi rejimler ise, İsrail’e karşı etkin bir adım atacak güce ve anlayışa sahip bulunmuyor. Bu vesayetçi rejimler, ülkelerinde millete ait kaynakları talan ederken, halkı denetim altında tutarlar, gözlerler, takip ederler. Sürüye dönüştürülmüş toplumu güderler. Çünkü sistem bu nitelikte kurulmuş, sistemin kurumları bu anlayışa göre dizayn edilmiştir.

Vesayetçi rejimlerde yönetimin adının, şeklinin ne olduğu önemli değildir. İster krallık olsun ister cumhuriyet, fark etmez; vesayetçi sistem kendi niteliklerini yürütür. Vesayetçi sistemlerde, halkın işlerini yürütmekle görevli olanlar, halkın sahibi haline gelmiştir. Halkın işlerini yapmakla görevli olanlar, halkı esir almış ve kendilerini yücelten bir sistem kurmuşlardır. Böyle bir sistemi kurduranlar, onların da üzerinde efendi konumunda olan küresel emperyalist güçlerdir. Küresel habis güçlerin gönüllü taşeronluğunu yapan bu iktidar sahipleri, görünürde toplumun bekçisi iken, hakikatte halka sahip olan krallardır, tiranlardır, despotlardır, diktatörlerdir. Halkına kral olan bu odaklar, küresel gücün efendileri karşısında kedi gibidirler, iyice aşağı seviyelere düşmüş yalaka tiplerdir.

İşte, halkı Müslüman olan ülkelerde egemen olan vesayetçi rejimleri kendine tehdit veya tehlike olarak görmeyen İsrail, Gazze’de en vahşi katliamları yapabiliyor, İslam ülkelerine fütursuzca saldırabiliyor. Her türlü vahşeti alenen ve hiçbir hak ve hukuk ölçüsü, hiçbir insani değer tanımadan ve gözetmeden işliyor. Çünkü;

• İsrail biliyor ki; ne kadar vahşet işlerse işlesin, halkı Müslüman olan ülkelerdeki vesayetçi rejimler sadece “mazlum edebiyatı” yapar, o kadar. Yöneticiler arada bir “efelenip” nutuk atar; ama ardından tüm ticari, sosyal, siyasal, diplomatik ve hatta askeri işbirliklerini sürdürerek zımnen İsrail’e destekler.

• İsrail biliyor ki; muharref Tevrat’taki katliam emirlerini yapmaya devam etse bile, “Müslüman kılıklı kalabalıklar”, “Müslüman kılıklı siyasetçiler”, “Müslüman kılıklı hocalar” ve “İslam’a teslim olmayan Müslümanlar”, karşısına çıkıp aynıyla direnç göstermeyecekler. Çünkü Müslümanlar “Müslümanca” yaşamıyor, İslam ümmetinin “vahdet”i sağlanmıyor. Müslümanlar “paramparça” halde, işgal ettiği Filistin İslam topraklarında İsrail’in varlığını kanıksayıp, İslam coğrafyasına yaptığı saldırılara askeri karşılık vermeyip bir de devlet olarak tanıdığı müddetçe, İsrail endişe etmeye gerek duymaz.

• İsrail biliyor ki; halkı Müslüman olan ülkeler çoktan iplerini İsrail’in dostları olan küresel habis güçlerin ellerine verdiler… Çoktan, kımıldayacak halleri kalmadı…

• İsrail biliyor ki; parayı hiç düşünmesine gerek yoktur. O yüzden yapmış olduğu melanetler için masraftan kaçmaz, harcamaktan korkmaz. Çünkü Müslümanlar İsrail’in harcamaları için finans kaynağı olmayı seve seve sürdürmektedir. İsrail ürünü malları tüketerek, paralarını İsrail’e vererek finansal açıdan desteklemekte ve güçlendirmektedir. O yüzden İsrail, İslam coğrafyasına saldırmaktan, Filistin’deki bebekleri bombalamaktan çekinmez. Bilir ki attığı her bir bombanın, harcadığı her bir kurşunun parasını Müslüman ülkelerden çıkarmaktadır.

• İsrail biliyor ki; küresel güçler yanındadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, uluslararası hukuk, uluslararası kuruluşlar, uluslararası sistem diplomatik, askeri, teknolojik ve mali bakımlardan İsrail’in yanındadır.

• İsrail biliyor ki; tüm bunlar olup biterken kafa kâğıdı Müslümanları bön bön bakmaktadır. Müslümanlar sadece “Gazze’nin yanındayız” der; ama sadece der. Gazze’nin yanında olmak ne demektir? Nasıl yanında olunur? Ne kadar yanında olunur? Ne ile yanında olunur? Ne şekilde yanında olunur? Ne zamana kadar yanında olunur? Ne oluncaya kadar yanında olunur? Bu nasıl yanında olmaktır? Bu soruların cevapları boştur. Birkaç içi boş slogandan öte, hiçbir şey yapılmaz.

• İsrail biliyor ki; Müslümanlar, “İsrail nasıl durdurulur” diye bir hesap yapmaz. Buna kafa yormaz. Bunun için kısa, orta ve uzun vadeli planları ve projeleri, stratejileri ve hamleleri yoktur. Müslüman idareciler, Siyonist Yahudi mantalitesine göbekten bağımlıdır. Bu haldeyken elbette İsrail’i durduramayacaktır. Arada bir, vaziyeti idare kabilinden posta koyar, o kadar. Bu da kamuoyunun gazını almak içindir. Müslüman devletlerin İsrail’e karşı esaslı temellere, kalıcı proje ve stratejilere, etkin yaptırımlara ve kuşatıcı ilişkiler ağına dayalı bir duruşu yoktur.

• İsrail biliyor ki; Müslümanların idarecileri “İsrail’den hesap sorulacaktır” türünden nutuklar atar, ama bunu yapabilmek için hiçbir adım atmaz, hiçbir plân yapmaz, hiçbir hazırlığı da yoktur. Halkı Müslüman olan ülkelerdeki vesayetçi rejimler, her seferinde İsrail’den hesabın sorulması işini, “katillerin dostları”na, yani uluslararası hukuk, uluslararası örgütler ve uluslararası sisteme bırakır.

• İsrail biliyor ki; Mescid-i Aksa’yı basarken, Gazze’yi bombalarken, İslam coğrafyasının her yerine saldırırken Müslümanlar “Siyonist Yahudi sermayesi”nin İslam coğrafyasındaki faaliyetlerine ve “ürün arzı”na hiçbir kısıtlama getirmez. İsrail hangi politikayı izlerse izlesin, halkı Müslüman olan ülkeler, “Yahudi lobileri”nin etkinliğine karşı hiçbir önlem almaz. Müslümanlar ekonomide, enerji kaynaklarında, savunma sanayiinde, iletişimde ve daha pek çok şeyde “Yahudi şirketlerine bağımlı”dır. İsrail’in “Siyonist çıkarlarına hizmet edecek politikalar”a angaje olmuşlardır. Mikro ve makro plânda, “süreli periyotlara dayalı yerel ve küresel stratejiler ve hedefler” belirlemiş değillerdir. Bu yüzden İsrail endişe etmez, rahattır, ipini koparmış kuduz it gibi saldırır.

• İsrail biliyor ki; halkı Müslüman olan devletlerin “İsrail ile bütün ticari, sosyal, kültürel, askeri, diplomatik, teknolojik ilişkileri kesme” düşüncesi de, isteği de, icraatı da yok. Kendisi nasıl Gazze’yi abluka altında tutuyorsa, İslam ülkelerinin de İsrail’i ablukaya alacaklarından da korkmaz. Çünkü İslam ülkeleri birbirlerinin kuyusu kazmaktan fırsat bulup da İsrail’e karşı ortak harekata kalkışamaz haldedir. Hiçbir İslam ülkesinin “İsrail mallarına boykot uygulama”yı düşündüğü ve bunu icra ettiği de vaki değildir. “İsrail sermayesini İslam ülkelerinden çıkarma”yı, İslam ülkelerinde var olan İsrail sermayesini dondurmayı düşünen bir yönetim yoktur. Bu yüzden İsrail ne yaparsan yapsın, yanına kâr kalır.

• İsrail biliyor ki; etrafa saldırarak İslam ülkelerini yerle bir edip hedeflerine ulaşınca, halkı Müslüman olan devletler ateşkes isteyecek. İsrail de buna razı olmuş gibi yapacak. Böylece melanetlerini meşruiyete tahvil edecek. Mesela en yakın örnek olarak, her seferinde Gazze’nin “altyapı”sını, “su şebekesi”ni, “enerji hatları”nı, “sivil yerleşim merkezleri”ni, “hastaneler”ini, “okullar”ını, “resmi binalar”ını vs. yerle bir edecek; işi bitince de İslam ülkeleri ateşkes isteyecek ve İsrail de kabul etmiş rolü oynayacak. Yapacağını yapmış, öldüreceği kadar öldürmüş, yaralayacağı kadar yaralamış, Gazze’yi yerle bir edeceği kadar etmiş, Gazze’nin altyapısını çökertebileceği kadar çökertmiş; bu arada yeni geliştirdiği silahları da denemiş ve işi bitince de, ateşkesi güya kabul etmiş ve çekilmiş olacak. Kimse de İsrail’den, yaptıklarını tazmin etmeni istemeyecek. Her zaman olduğu gibi dünya Müslümanları yardım kampanyaları düzenleyecek, İsrail’in tahrip ettiği Gazze’yi imar ederek, bir sonraki saldırıya İsrail için hazır hale getirecek.

• İsrail biliyor ki; kimse İsrail’in canını acıtacak bir şeyler yapmayı düşünmüyor. Müslüman toplumlar sadece “kahrolsun İsrail sloganlı mitingler” yapıyor, gazını boşaltıyor ve işine-gücüne dönüyor. Oysa İsrail, “kahrolsun” demekle kahrolmuyor. Bu yüzden hiç endişe etmiyor. Bilir ki, İsrail’in kahrolması için, “kahredecek şeyler” yapmak gerektiğini anlayan bir Müslüman ülke henüz yok. Katliamlarına “dur” diyecek ve dediğinde de durdurabilecek güçte bir İslam ülkesi yok.

• İsrail biliyor ki; Gazze’yi yerle bir etse de Müslümanlar aralarında yardım toplayarak Gazze’yi yeniden imar eder. Artık Gazze’yi Yahudi işadamlarının imar etmesini sağlamaya yönelik adımlar atmaz. Kimsenin böyle bir derdi de, ufku da yoktur. İsrail’in Gazze’yi yerle bir etmesi ve dünya Müslümanlarının da yeniden imar etmesi şeklindeki “dengesiz döngü”ye son vermeyi, hiçbir halkı Müslüman olan devlet düşünmez. Zararı, “yapan”a veya “yapana yardım eden”e ödetme politikası gütmez. Gazze’yi imar edecek paranın Yahudi işadamlarından karşılanmasını, İsrail’e bir şekilde katkı sağlayıp da İslam ülkelerinde iş yapan, ticari-sınai vb. ortaklıklar kuran, ticari bağlantılara giren, bir şekilde İslam ülkelerine temas eden yerli-yabancı bütün şirketlere ve onların ortaklarına, oluşturulacak “Gazze fonu”na katkı için “özel vergi” ödemelerini zorunlu kılma gibi bir formülü düşünen, uygulama ufkuna ve kararlılığına sahip olan İslam ülkesi yoktur. “Gazze Fonuna Katkı Vergisi”ni vermeyenlerin ticari bağlantılarını iptal etmeyi, mallarını haczetmeyi, ödemeyenden zorla almayı, alınamıyorsa İslam ülkeleri üzerinden yaptıkları bağlantıları ve işleri engellemeyi gündeme getiren de yoktur. O yüzden İsrail rahattır, endişe etmez.

• İsrail biliyor ki; “öldürdüğü canların hesabı”nı vermeyecek. İslam ülkelerine verdiği “maddi ve manevi zararlar”ı karşılamayacak. Karşısında, kendisini “Mescid-i Aksa’yı ve Küdüs’ü işgal”e son vermeye mecbur bırakacak bir güç de yoktur. O yüzden İslam coğrafyasına saldırmaktan vazgeçmez, ablukayı kaldırmaz. Çünkü ne yaparsan yapsın, halkı Müslüman olan ülkelerin başındaki idareciler, İsrail ile ilişkilerini normalleştirmek için can atıyor. Zira iktidarlarını sağlama alma gücünü, İsrail’in küresel desteğinde buluyor. İsrail de tüm gayri meşru işlerine, böylece meşruiyet kazandırmış oluyor.


 

İSRAİL KORSAN BİR DEVLETTİR, YOK HÜKMÜNDEDİR

Filistin ülkesi, Gazze ve Batı Şeria’dan ibaret değildir. “İsrail” adıyla tanınan ülkenin tamamı Filistin’dir. Siyonistler Filistin’de işgalcidir. Kudüs, Filistin’in başkentidir. Filistinlilerin İsrail’e karşı eylemleri terör değil, meşru müdafaadır ve en tabiî haklarıdır. Filistinlilerin eylemleri terör değil meşru müdafaadır. Asıl terör, İsrail’in eylemleri ve harekâtlarıdır.

İsrail’in gerçek gücü ise; Müslümanların mikroba kızarak hastalığı önleyecek ve tedavi edecek tedbirleri almaktan kaçınmalarıdır. Yani İsrail’in gerçek gücü, Kur’an’a gerektiği gibi sarılmayan ve gereğini yapmayan halkı Müslüman olan devletlerin idarecilerinin, bu aciz durumları ve tutumlarıdır; İsrail’i durduracak gerçek adımları atmıyor olmalarıdır. İşte bugün yaşananlar ve gördüklerimiz, bu gerçeğin sonucudur.

Faruk Köse

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Dürüst

Sayın Faruk Köse çok güzel ifade etmiş. Çünkü tek düşüncemiz gece gündüz çalışıp mal mülk edinmek, gezmek eğlenmek dizi izlemek maçlara gidip bağırıp çağırmak trafikte kızınca saldırıp kavga etmek sosyal medyada bol bol resim çekip paylaşmak malesef durum bundan ibaret. Dinimizi yaşayacak zulüm gören gazzedeki Doğu Türkistan daki Yemen'de ki sudan daki Suriye'de ki Myanmar daki Müslümanı dusunecek zaman kalmadı ki . Tek düşüncemiz para mal ve eğlence oldu. Burda hem insanlar sorumlu hem eğitim sorumlu gerçekler konuşulmuyor ve anlatilmiyor. Belediyeyi kamu kurumlarını soyan Hırsızlar hala itibar görüyorsa halimizi anlatmak için kanıt aramaya gerek yok
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23