• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

'İslam'da Kadercilik Değil, Kadere İman Vardır'

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
'İslam'da Kadercilik Değil, Kadere İman Vardır'

Musab Seyithan, Mirat Haber'de kaleme aldığı yazısında, kader inancının insanı sorumluluktan muaf tutmadığını belirterek, İslam'da kadercilik anlayışının değil, irade ve ilahi adalet eksenli kadere imanın esas olduğunu vurguladı.

Musab Seyithan, Mirat Haber'de kaleme aldığı yazısında, kader inancının insanı sorumluluktan muaf tutmadığını belirterek, İslam'da kadercilik anlayışının değil, irade ve ilahi adalet eksenli kadere imanın esas olduğunu vurguladı.

İşte o yazı: Kadere iman, inanç esaslarımızdandır. Kader, Cenâb-ı Hakk’ın ezelden ebede kadar olmuş ve olacak, iyi-kötü her şeyin oluş zamanını, yerini ve her türlü özelliklerini ezelden bilmesi, öylece takdir ve tespit etmesidir. Kaza ise, zamanı gelince ezelî ilmine ve takdirine uygun olarak eşya ve olayları yaratmasıdır.


 

Bu tariften anlaşıldığına göre, kader yüce Allah’ın İlim ve İrade sıfatının bir tecellisi, kaza da Tekvin ve Kudret sıfatının eseridir. Yani kadere iman demek, Allahu Teâlâ’nın İlim, İrade, Kudret ve Tekvin sıfatlarına inanmaktır. Yüce Allah, olacak olan herhangi bir şeyi veya kulların ne zaman, hangi eylemi işleyeceğini ilim sıfatı ile bilir, irade sıfatıyla onun meydana gelmesini ister, kudret sıfatıyla buna güç yetirir ve tekvin sıfatıyla da yaratır. İşte bizim bütün bunlara inanmamız, kadere imanı oluşturur.

Yoksa Allahu Teâlâ bir senaryo yazmıştır, kulları da bu senaryoyu oynayan figüranlar değildir. Kullar hayrı da şerri de dileme özgürlüğüne sahiptir. Böyle bir özgürlük olmayıp, Allah’ın dediklerini yapmaya mecbur edilselerdi, ahirette sorguya çekilmeleri ve cehenneme atılmaları zulüm olurdu ki, Allah zulüm yapmaktan münezzehtir. Hem seçme hakkı vermeyecek, hem de yaptıklarından sorumlu tutacak. İşte bu Allah için mümkün değildir, zulümdür, abestir, muhaldir. Allah da (c.c), zulüm ve abesle iştigalden berîdir/uzaktır. Onun için “Alın yazısı” diye bir olay yanlış anlatılmaktadır. Yani “Allah (c.c), herkesin alnına bir yazı yazmış, tabir caizse, dünyada oynayacağı rolün senaryosunu yazmış, kullar da bu rollerinin gereğini yapmaktalar. Adam öldüren kişi bu yazılı senaryoya göre katil oluyor, fuhuş günahı işleyen, hırsızlık ve yankesicilik yapan, terörist vb. olan alnına yazılmış olan senaryoya göre bu eylemleri yapmaktadır. Kulun bu olayları yapmada bir müdahalesi yoktur” gibi bir alın yazısı anlatılmaktadır. Böyle bir alın yazısı yoktur. Bu, kaderciliktir. İslam’da kadere iman vardır, kadercilik yoktur. Kadercilik yapanlar, işlemiş oldukları günahların faili olarak Allah’ı göstermektedirler ve O’nu suçlu ilan etmektedirler. Eğer Allah (c.c), emrettiklerini zorla yapmak mecburiyetinde bıraksaydı –hâşâ- zalim olurdu ki bu imkânsızdır. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurur: “İşte bu kendi ellerinizle işlediklerinizin karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına asla zulmetmez!” (8/Enfal:51).



 

Mesela kişi, büyük tecrübeler sonucu konulmuş olan trafik kurallarına uymuyor, kırmızı ışıkta geçerek veya aşırı sürat ya da yanlış sollama yaparak kaza yapıyor, sonunda kendi ölümüne veya başkasının ölümüne sebep oluyorsa, hem kendinin, hem de ölümüne sebep olduğu kişinin katili oluyor. Kalkıp da “Ne yapalım, alnına ne yazıldı ise o başına geldi, kaderi bu imiş” diyemeyiz. Yüce Allah, ilmi ezelisi ile o kulun nerede ve ne zaman aşırı hız yaparak veya kırmızı ışık ihlali, ya da yanlış solama ile trafik kazası yapacağını biliyordu, ona göre ezelde onu tespit anlamında takdir etti. Yeri ve zamanı gelince de o eylemi Tekvin sıfatıyla yarattı ve Kudret sıfatı ile de güç yetirdi. Allah’ın, ilmi ezelisi ile bildiği bir olayı takdir etmesi, “tespit” anlamındadır, hükmî takdir değildir. Yani “Ben böyle hükmettim, sen de bunu yapacaksın” anlamında değildir.

Bugün Türkiye’deki trafik kazaları ile Fransa’daki veya Almanya’dakileri karşılaştırdığınız zaman, Türkiye’deki rakamlar dudak uçuklatmaktadır. Allahu Teâlâ, Fransız veya Alman gâvurunu Türkiye’deki Müslümanlardan daha mı çok seviyor da onlara az trafik kazası yazarken Türkiye’dekilere daha fazla yazıyor hâşâ? Bu tamamen Enfal 51’inci ayette buyurduğu gibi “İşte bu kendi ellerinizle işlediklerinizin karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına asla zulmetmez!” Kul, kendi yanlış tercihlerinden dolayı bir takım şerleri işledikten sonra “Bu benim alın yazım/kaderim” diyerek Allah’ı suçlu, kendini masum ilan edemez. Bu, Allah’a iftiradır.

Allah’a teslimiyet demek kendi yaptıkları yüzünden başına gelenlerden dolayı, “Ne yapalım Allah’ın hakkımdaki kaderi bu imiş” diye sorumluluğu Allah’a atarak işin içinden sıyrılmak değildir. Adam öldürür hapse girer veya tecavüzden dolayı ceza alır, hapse konur, adı “Kader mahkûmu” olur. Böyle bir anlayış, kadercilik inancının bir yansımasıdır. Suçu Allah’a fatura etmektir.


 

Teslimiyet demek; yüce Allah’ın “Biz sizi biraz korku, biraz açlık ve biraz mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!” (2/Bakara: 155) ayetinde beyan buyrulduğu gibi, her türlü tedbiri aldıktan sonra, yağmur, sel, yangın, ölüm gibi mal, ürün ve canımızdan eksiltme kategorisine giren olaylar karşısında sonuca razı olup sabır göstermektir. Kendi irademiz ve Allah’ın yaratması ile başımıza gelenlerin bedelini ödemek ise bize aittir.

Öyleyse Allahu Teâlâ’nın, bir bizim irademiz dışındaki kaderi vardır. Bir de bizim irademizin de söz konusu olduğu kader vardır. Kâinattaki canlı ve cansız varlıkların yaratılış şekli, biçimleri, hacmi, uzunluğu, kısalığı, tasarımı, kendilerine biçilen görevleri tav’an ve kerhen/ister istemez yerine getirmeleri ile ilgili Allah’ın takdiri, irademiz dışındaki kaderini oluşturur. Bu konuda varlıkların bir tercih hakkı yoktur. Olanlar tamamen Allah’ın tek taraflı dilemesi, kudreti ve yaratmasıyla ilgilidir. Çünkü bu varlıkların, irade hürriyeti olmadığı için, ahiret sorumluluğu da yoktur.

İradeli varlık olan insanın yaratılış şekli ve biçimi, uzuvlarının dizaynı, uzamasının bir noktada durması gibi insanın iradesinin söz konusu olmadığı kısımları da, Allahu Teâlâ’nın tasarrufundadır. Fakat kulların fiilleri konusunda Allah’ın külli iradesinin yanında kulun da cüzi iradesi devrededir.

Şu halde kaza ve kadere iman; Allah’ın her şey’i bildiğine, ezelde programladığına, sonra da zamanı gelince eşya ve olayları o bilgi ve programa göre yaratmakta olduğuna tereddütsüz olarak iman etmektir. Allah’ın bilmesi, kulun o fiili işlemeyi isteyeceği içindir. Yoksa Allah bildiği için kulun o işi yapmayı istemesi ve yapması söz konusu değildir. Çünkü kulun bir şey’i yapacağını Allah’ın bilmesinin, kulun fiili üzerinde zorlayıcı bir etkisi yoktur.

Musab Seyithan
mirat haber

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23