Ağzınızı kapatıp, burnunuzu sıkarak hapşırmanızı önlemeye çalışmanız, beyin kanamasından ölüme sebep olabilir..
Ani ısı değişiklikleri vücut dengesini alt üst ediyor, bağışıklık sistemini zayıf düşürüyor. Hastalıklar kaçınılmaz oluyor. Bunların başında soğuk algınlığı geliyor. Hapşırmalar başlıyor..
Hapşırma esnasında insan ağzını kapamaya çabalasa da yaklaşık 100 km hızla püskürttüğü zerrecikler etrafa hastalığını bulaştırmada yeterli oluyor. Ağzınızı burnunuzu kapatsanız da hapşırana “N’apıyorsun kardeşim..” gibisinden gözlerinizi yarı kızgın açarak bakmanız kâfi! Gözlerinizden de virüsü kapıyorsunuz.. Zaten soğuk algınlığının her türünde en fazla etkilenen de yine gözlerimiz olmuyor mu..
Korunmanın yolları:
Bir kere bu bulaşıcıdan kesin bir korunma olayı yok! Tedavi olsanız da bir haftada, olmasanız da 7 günde geçecektir!
Sadece nisbî korunmadan söz edilebiliniyor. Bunun da başında “grip aşısı” olmak var.. Sakın antibiyotik almaya kalkmayın. Bol sebze meyve iyidir.
Diğerlerine gelince: En evvel hasta olan etrafını kendi derdinden koruyabilir. Hastalığını ağzını burnunu “sağlık maskesi” ile kapatarak bunu belli ettiği gibi, başkalarıyla tokalaşmaktan, öpüşmekten kaçınır. Hatta konuşma mesafesini bile titizlikle ayarlayabilir, yani biraz uzak durmaya çalışır. Japonlar bunu yapıyor. Şu günlerde Japonya’da sokaklarda sağlık maskesi ile dolaşan sayısız insan görebilirsiniz. Bizde henüz bu alışkanlık yok. Bize ters geliyor böyle görüntümüzü bozan işler!
Velhasıl siz de hasta kişiyle musafaha, tokalaşma, sarılma öpüşme gibi yakın temastan kaçının. Kalabalıklardan uzak durun. Ellerinizi sık sık ve bol su ile yıkayın ve ellerinizle göz ve burnunuza temas etmeyin. Hastalara ait eşyaları kullanmayın.
Hapşırma, ani, irade dışı bir refleks.. Burun kanallarındaki sinirlerin uyarılması sonucu oluşuyor. Sinirlerin uyarılmasının sebepleri daha çok alerjik. Fakat toz, duman, parfümler hatta aniden ışığa bakma gibi başka sebepler de var.. Hapşırmadan önce sinir uçlarından beyne giden ikaz ile baş ve boynumuzdaki kaslar uyarılarak ani nefes boşalması olayı yaşanır. Ses tellerinin olduğu bölüm önce kapanır ve buradaki havanın basıncı iyice yükselir. Sonra aniden açılarak hava yüksek bir sesle dışarı verilir. Tabii beraberinde burnumuzdaki toz gibi yabancı maddeler ve soğuk algınlığının müsebbibi mikroplar da püskürtülür. Uyurken ve normal şartlarda hapşırma olmaz.
Hapşırırken gözlerinizi açık tutamazsınız.
Kibarlık olsun diye hapşırmaktan kaçınmak doğru değil.
Hapşırmanızı engellemeye çabalamanız sonucunda beyne giden fazla basınç, hipertansif hastalıklar, vaskülit gibi hastalıkların ortaya çıkmasına sebep oluyor. Beyinde kanama meydana geliyor ve mazallah ölüme yol açıyor. Aynı zamanda bünyedeki bütün damar çeperleri zorlanıyor. Zayıf noktalardan çatlamalar ve kanamalar oluşabiliyor. Kişi hapşırırken burnunu tıkamışsa göz damarları bile basınçtan şişerek çatlayabilir.
Tabii bu arada etrafımızı korumak, kollamak gerekir ama bu hapşırmayı değil, tükürük saçılmasını engellemek için elle perdeleme yapılmalıdır. Bu perdeleme de maalesef virüsün yayılmasını engellemez. En doğrusu “sağlık maskesi” takmaktır.
Altıncı yüzyılda Batı’da hapşıranların vücutlarındaki şeytanı dışarı attıklarına inanılırmış. Hapşırana “Tanrı seni kutsasın” denmesini kanunlaştırmış!..
Biz Müslümanlar hapşırdıktan sonra hasta “elhamdülillah” (Allah'a hamd olsun) deriz. Ona “yerhamukellah” (Allah'ın rahmeti üzerine olsun) diyerek mukabele ederiz. Hapşıran duamızı pekiştirir ve “yehdîna ve yehdîkumullah” (Allah bizi ve sizi hidayetinden ayırmasın) der.