‘Gündüz kuşağı’ programları değerlerimizi yok ediyor
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
‘Gündüz kuşağı’ programlarının toplumsal değerlerimizi yıpratmaya yönelik bir proje olduğunu dile getiren uzmanlar Akit’e yaptıkları açıklamada, “Bu programların hepsi bir projeye hizmet ediyor. Sağlıklı olan ile sağlıksız olan arasındaki muhakeme kabiliyetimiz bu tarz programlarla elimizden alınıyor” şeklinde konuştular.
Ömer Faruk Şahin Ankara
Aile ve toplumun temelini oluşturan her türlü değerin yozlaştırılması üzerinden reyting elde eden programlarda yarı çıplak sunucular dini program yaparken, hiçbir ehliyeti olmayan kişiler insan sağlığı üzerinde önerilerde bulunuyor. Son olarak bir gündüz kuşağı programında 4 yaşındaki bir çocuğun babasının öğrenilmesi için yapılan DNA testi sonuçlarının yarışma sonucu havasında açıklanması, değerlerimizi bombalayan ‘gündüz kuşağı’ programlarını bir kez daha gündeme getirdi. Konuya ilişkin Akit’e özel açıklamalarda bulunan uzmanlar, “Sağlıklı olan ile sağlıksız olan arasındaki muhakeme kabiliyetimiz bu tarz programlarla elimizden alınıyor” değerlendirmesini yaptılar. “Televizyonlar kötülüğe değil, toplumdan ve iyilikten yana durarak reyting almanın yollarını bulmalıdır” ifadelerini kullanan İlahiyatçı, Sosyolog Erol Erdoğan, “Trafik kazası olan yoldan geçen araç sürücüleri, kazayı görmek için genellikle yavaşlarlar, bazıları da durur. Böylece yol iyice kapanır, yeni kazaların oluşmasına zemin oluşur. O an “Ne yapalım halk kazayı görmek istiyor” denilmez, polis hemen yolu açar, hatta bazılarına trafik akışını engellemekten dolayı ceza bile keser. Ne var ki, kişisel mahremiyete aykırı; taciz, tecavüz ve ensest ilişkileri normalleştirici; evlilik dışı yaşamları teşvik edici; aile ve kültürel değerleri yozlaştırıcı televizyon programlarını “Vatandaş istiyor” veya “Reyting alıyor” diye yayınlamaya devam etmek doğru değil. “İzleniyorsa gösterilir” denilmez. Medya kuruluşları bir an önce kendi otokontrol mekanizmalarını oluşturmalı, STK’lar da bu konuda duyarlılık oluşturmalıdır” ifadelerini kullandı.
Pedagog Serap Buharlı ise, “Bu programların hepsi bir projeye hizmet ediyor. Bunlar proje. Sağlıklı olan ile sağlıksız olan arasındaki muhakeme kabiliyetimiz bu tarz programlarla elimizden alınıyor. Tepki verme eşiğimiz normalleştirmeye çalışılıyor. İnsanların başına gelen özel olayların bu şekilde deşifre edilmesi toplum sağlığı açısından büyük sorun oluşturuyor. Programı yapanlar kahraman gibi gösterilse bile psikolojik sağlığımızı tehdit eden bazı durumlar var. Bu nedenle de toplumun bunlara karşı ciddi bir tepki vermesi gerekiyor” diye konuştu.
KADEM: Medya programları ile aileye saldırı kabul edilemez
Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Başkan Yardımcısı Sümeyye Erdoğan Bayraktar, "Kadının hem ailesini koruyup hem de sosyal yaşamda faal olmasını zorlaştıran her türlü engeli değiştirmek için çareler bulmak zorundayız" dedi.
TRT World televizyonunun sorularını yanıtlayan Bayraktar, aile yapısı ve kadının toplumdaki yeri konusunda açıklamalarda bulundu.
"Bugün dünya genelinde ailelerin mücadele etmek zorunda kaldığı bir numaralı zorluk nedir?" sorusuna karşılık Bayraktar, bireyselleşmenin yükselişte olduğunu düşündüğünü ve bunun genel olarak ailelerin üstesinden gelmesi gereken büyük bir sorun olduğunu söyledi.
Bayraktar, medyanın, aileleri desteklemede çok önemli rol oynayabileceğini, fakat bugün medyada, bireysel hayatlara ya da işlevsiz ailelere orantısız bir şekilde daha çok yer verildiğine işaret ederek, "Mesela ayrılmakta olan aileler, gayri ahlaki aileler, geleneğe aykırı ilişkilerin olduğu aileler... Ben bunu aileye bir saldırı olarak görüyorum. Bizim, medyada karar verici olan kişilerin zihninde büyük bir değişim uyandırmamız gerekiyor" dedi.