FETÖ örgütlenmeye 80’li yıllarda polis kolejleri üzerinden başladı
“Emniyet içindeki Fetullahçı yapılanmayı deşifre eden raporu 2006’da hazırladık” diyen eski Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Personel Daire Başkanı İbrahim Selvi, “FETÖ örgütlenmeye 80’li yıllarda, polis kolejleri üzerinden başladı” ifadeleriyle örgütün uzun vadeli yapılanmasına dikkat çekti.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin verdiği “mutlak butlan” kararı ile CHP Genel Başkanlığı’na dönen Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Kurban Bayramı’nın son günü partililerle bayramlaşma konuşmasında, “Arkamızdan sinsice sızan, ruhunu satmış FETÖ terör örgütü ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizlerden özür diliyorum” diyerek ihanet ve terör örgütünü tekrar gündeme getirdi. FETÖ tartışmaları bu sözlerle yeniden alevlenirken, biz de Emniyet içindeki FETÖ yapılanmasını “F Tipi Liste” ile ilk kez deşifre eden ve ardından FETÖ kumpasıyla hapse atılan eski Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Personel Daire Başkanı İbrahim Selvi ile konuşup örgütün ihanetine ilişkin hafızamızı tazelemek istedik.
F TİPİ LİSTEYİ HAZIRLAYINCA KUMPASLARLA KARŞI KARŞIYA KALDIM
Sayın Selvi, FETÖ’ye karşı yıllarca mücadele etmiş ve onların kumpaslarına uğramış biri olarak neler yaşadınız kısaca bahseder misiniz?
1972 yılında Polis Kolejine girdim. Türkiye’de Güney Doğu Anadolu bölgesi de dahil olmak üzere çeşitli bölgelerde hizmet verdim. Görev yaptığım yıllarda Emniyet teşkilatı içerisinde Fetullahçı bir yapılanmanın kadrolaşma çabalarını yakından gözlemledim. 2001 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Personel Daire Başkanı olarak atandım. Daire Başkanlığım süresince liyakat ve devlet gelenekleri çerçevesinde hareket etmeye çalıştım. 2003-2004 ve akabinde Emniyet Teşkilatı içerisindeki üst düzey yapılanma hızlanmaya başladı. Bu kapsamda, devletimize sadık bazı arkadaşlarla 2006 yılında Emniyet içerisindeki Fetullahçı yapılanmayı deşifre eden F tipi listeyi hazırladık ve bunu raporladık. Bu listeden sonra örgüt tarafından çeşitli baskılarla karşılaştım. Hazırlanan rapor nedeniyle hedef haline geldik, hakkımızda FETÖ tarafından gelen şikâyetler üzerine idari ve adli soruşturmalar açıldı. İsmimiz Ergenekon soruşturmalarıyla ilişkilendirildi, kamuoyunda farklı şekillerde yaftalandık. 2009 yılında görevden alınarak pasif göreve çekildim. Daha sonra usulsüz dinlemeler ve çeşitli kumpaslarla karşı karşıya kaldım. Benim için asıl önemli olan, tüm bu süreçlerde devlete ve hukuka olan bağlılığımı korumaktı. Yaşananlar şahsi bir mesele olmaktan ziyade, devlet kurumlarının liyakat ve hukuk temelinde korunması mücadelesiydi. Bugün geriye dönüp baktığımda, hukukun üstünlüğünün ve kurumsal hafızanın ne kadar önemli olduğunu daha iyi görüyorum. Devletine sadakatle hizmet eden insanların sonunda haklılığının ortaya çıkacağına her zaman inandım.
“F TİPİ” TERİMİYLE İLK DEFA EMNİYETTEKİ FETÖ YAPILANMASINI ORTAYA KOYDUK
O dönemde devlet içindeki Fetullahçı yapılanmayı “F Tipi” diyerek terimselleştirdiniz ve devlet sistemine o şekilde kaydettiniz. Bu listede dikkat çekici kimler vardı?
Liste kamuoyunda “57 kişilik Fetullahçı liste” olarak da biliniyor. Bizim yaptığımız bu listede dönemin EGM İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek listenin başındaydı. Aynı daire içerisinde Ali Fuat Yılmazer ve Çoşkun Çakar gibi kritik şubelerde faaliyet gösteren isimler de bu listedeydi. Aynı şekilde emniyet imamı olan Osman Karakuş ve Ahmet Pek gibi isimler yer alıyordu. Aradan geçen yıllar içerisinde bu listede yer alan birçok ismin daha sonra FETÖ’nün emniyet yapılanması içerisindeki konumlarının ve faaliyetlerinin yargı süreçleriyle ortaya çıkması, o dönemde yaptığımız tespitlerin ne kadar isabetli olduğunu göstermiştir. Nitekim bugün geriye dönüp baktığımızda, devlet içerisinde örgütlü bir yapılanmanın oluşturabileceği riskleri çok daha net görebiliyoruz. O gün ortaya koyduğumuz tespitler, kişisel kanaatlerden değil, elde edilen bilgi, belge ve gözlemlerden oluşuyordu. Nitekim sonraki yıllarda yaşanan gelişmeler, açılan davalar ve verilen kararlar da bu değerlendirmelerin önemli ölçüde doğrulandığını göstermiştir. Bu nedenle yaşananlar, yalnızca belirli kişilerin değil, devletin kurumsal hafızasının dikkate alınması gereken önemli bir tecrübesi olarak değerlendirilmelidir.
SAUNA ÇETESİ DOSYASI FETÖ VE DEVLETİN GÜÇ MÜCADELESİYDİ
O dönemde isminizin Sauna Çetesine FETÖ tarafından karıştırıldığı kumpastan da biraz bahseder misiniz?
2005 yılında kamuoyuna yansıyan ve Sauna Çetesi olarak bilinen dosya, sıradan bir adli soruşturma değil, Emniyet Teşkilatı içerisindeki FETÖ ve Devletin güç mücadelesinin önemli dönüm noktalarından biriydi. O dönemde Emniyet Genel Müdür Vekili Merhum Ertuğrul Çakır’ın altında görev yapıyordum. Ertuğrul Müdürüm bu soruşturmadan tutuklanıp cezaevine girince ve soruşturmanın ilerleyen aşamalarında benim de dosyaya dahil edilmem ve yargılanmam, olayın sadece hukuki bir süreç olmadığını düşünmeme neden oldu. O yıllarda Emniyet Teşkilatı içerisinde örgütlü bir yapılanmanın kadrolaşma faaliyetleri konusunda çeşitli endişelerimiz vardı. Ancak bu yapılanmanın gücü ve etkisi henüz kamuoyu tarafından tam olarak bilinmiyordu. Sauna soruşturması sürecinde birçok kişinin hedef haline getirildiğini, bazı personelin mesleki ve şahsi itibarının ciddi şekilde zarar gördüğünü gördüm. Ben de bu süreçten etkilenen isimlerden biri oldum. Bu soruşturma devlete hizmet eden belirli kişileri tasfiye etmek, etkisiz hale getirmek ve Emniyet Teşkilatı içerisindeki güç dengelerini değiştirmek amacıyla kullanılan araçlardan biriydi. Nitekim daha sonraki yıllarda ortaya çıkan gelişmeler, emniyet içerisindeki FETÖ yapılanmasının sanıldığından çok daha güçlü ve organize olduğunu gösterdi. O dönem soruşturmayı yöneten veya süreçte etkili konumda bulunan bazı isimlerin daha sonra FETÖ üyeliği ve örgütsel faaliyetler nedeniyle yargı önüne çıkmaları da dikkat çekici bir göstergedir. Sauna dosyasının benim hayatımda bıraktığı en önemli izlerden biri, devlet kurumları içerisinde örgütlü yapıların ne kadar büyük zararlar verebileceğini bizzat yaşamış olmamdır. O günlerde hakkımızda oluşturulmaya çalışılan algılar, mesleki itibarımıza yönelik girişimler ve üzerimizde kurulan baskılar, aslında daha sonra çok daha geniş çaplı kumpas davalarında kullanılacak yöntemlerin erken örnekleriydi.
Devlet terbiyesiyle büyüttüm
Oğlunuz Erkam Bey de korumanız gibi hep yanınızda, anladığım kadarıyla çalışmalara beraber devam ediyorsunuz?
Bu soruya oğlum Erkam ile cevap vermek isterim, fakat öncesinde kendisini sizlere biraz tanıtayım. Oğlum Dr. A. Erkam Selvi şu anda Gazi Üniversitesinde akademisyen olarak çalışmaktadır. Akademik çalışmaları ve analizleri Arapça ve Arap coğrafyası temelinde şekillenmektedir. Ben kendisine bayrak sevgisini küçük yaşta aşıladım, vatanına bağlı ve milliyetçi bir birey olarak yetiştirdim en önemlisi onu devlet terbiyesiyle büyüttüm. Erkam Selvi: Bu soruya babamın şahsında ben cevap vermek isterim. Birimiz polis tecrübesiyle, diğerimiz akademik araştırmalar yoluyla aynı amaca hizmet etmeye çalışıyoruz. Yani teknik olarak devlet ekseninde babamla müşterek hareket ediyoruz diyebiliriz.
Terfi ve atamalarda etkili bir yapıya 2000’lerde ulaşıldı
FETÖ unsurları güvenlik bürokrasisini ne zaman ele geçirdi?
FETÖ’nün güvenlik bürokrasisini tam olarak ne zaman ele geçirdiğini belirli bir tarihle ifade etmek mümkün değildir. Çünkü bu yapılanma, emniyet ve diğer güvenlik kurumları içerisinde uzun yıllara yayılan, kademe kademe ilerleyen bir örgütlenme stratejisi izlemiştir. Devlet kayıtları incelendiğinde örgütün emniyet teşkilatındaki yapılanmasının 1980’li yıllarda polis kolejleri üzerinden başladığı, 1990’lı yıllarda ise sistemli bir şekilde güç kazandığı görülmektedir. Ancak örgütün güvenlik bürokrasisi içerisindeki etkisinin en görünür hale geldiği dönem 2000’li yılların ortalarından itibaren olmuştur. Özellikle istihbarat, terörle mücadele ve personel birimleri gibi kritik alanlarda örgüte mensup olduğu sonradan ortaya çıkan isimlerin önemli görevlere gelmesi, örgütün kurumsal etkisini ciddi ölçüde artırmıştır. Bu dönemde tayin, terfi ve kritik görevlendirmeler üzerinde etkili olmaya başladıkları yönünde çok sayıda değerlendirme yapılmıştır. Benim kanaatime göre örgüt, güvenlik bürokrasisini bir günde ele geçirmedi; yıllar boyunca yetiştirdiği kadroları stratejik noktalara yerleştirerek etkisini artırdı. 2000’i yılların ikinci yarısında ise artık sadece kadrolaşan değil, kurum içerisinde karar alma süreçlerini de etkileyebilen bir güce ulaştı. Burada şunu özellikle belirtmek isterim; bizim dönemimizde Emniyet Teşkilatı içerisindeki rütbe yükselme ve terfiler 4 yılda bir olurdu. Beni 2009’da görevden aldırdıktan sonra bunu yönergeyle 3 yıla düşürdüler. Benim tespitlerime göre yatay düzlem üzerine inşa ettikleri sızma politikalarını bizden sonra tamamen dikey düzleme taşıyarak sızma sürecinin hızını maksimum seviyeye taşıdılar. Tabii daha sonraki yıllarda ortaya çıkan soruşturmalar ve yargı süreçleri, bu yapılanmanın emniyet içerisindeki örgütlenmesinin sanıldığından çok daha derin olduğunu göstermiştir. Ayrıca FETÖ’ye karşı mücadele yalnızca güvenlik bürokrasisindeki yapılanmanın tasfiyesiyle sınırlı kalmamalıdır. Örgütün yıllar içerisinde farklı alanlarda oluşturduğu etki ve bağlantılar da titizlikle araştırılmalıdır. Bu yönüyle, FETÖ’nün siyasi ayağının ve siyasi destek mekanizmalarının ortaya çıkarılması, örgütle mücadelenin tam anlamıyla başarıya ulaşması açısından büyük önem taşımaktadır.
17-25 Aralık, Fetö’nün görünür hale geldiği kritik kırılma noktasıdır
17-25 Aralık Yargı Darbesini ve Devletin buna verdiği tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
17-25 Aralık süreci, devletin içine sızmış FETÖ/PDY yapılanmasının yargı ve emniyet üzerinden gerçekleştirmeye çalıştığı, açık bir müdahale ve yargı darbesi girişimi olarak tarihe geçmiştir. Söz konusu süreç yalnızca adli bir soruşturma dizisi olarak değil, aynı zamanda emniyet ve yargı içerisindeki FETÖ’nün en görünür hale geldiği kritik bir kırılma noktasıdır. Özellikle İstanbul’daki sahte ve düzmece operasyonların yürütülme biçimi ve yalan bilgi akışının seyri devleti alarma geçirmiştir. Nitekim bu yargı darbesinin, hukuki kapsamdan uzaklaştığına, yetki sınırlarının zorlandığına ve devlet iradesini hedef alan paralel bir yapı refleksiyle hareket edildiğine dair ciddi tespitlerim vardır. Zira 24 Aralık 2013 tarihinde EGM Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından İstanbul Emniyetini 3 haftalık süreyle denetlemek üzere görevlendirilen 13 kişilik Polis Başmüfettiş heyetine grup başkanı olarak atandım ve İstanbul Emniyeti’nde doğrudan teftiş faaliyetlerini yürüttüm. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok ile beraber hareket ettik. Bu doğrultuda gerçekleştirilen incelemelerde, emniyet teşkilatı içerisindeki bazı birimlerin örgütsel etki altında hareket ettiğine dair uygulamalar, yetki ve görev sınırlarının dışına çıkıldığına dair bulgular ve kurumsal işleyişi etkileyen yapısal sorunları heyet başkanı olarak devletin sinir mekanizmalarına bizzat raporladım. Tarafımızca yürütülen teftiş sürecinde elde edilen bulgular; yalnızca bireysel hatalar veya idari eksiklikler düzeyinde değil, aksine örgütsel karar alma ve uygulama noktasında argümanlar olarak ele alınmıştır. Nitekim bu bağlamda hazırlanan değerlendirmeler, tarafımızca ilgili mercilere raporlanmış ve sonraki dönemde Emniyet Teşkilatı içindeki F tipi yapılanmaya karşı başlatılan idari ve adli soruşturmalara zemin teşkil etmiştir. Genel çerçevede bu süreci, FETÖ’nün emniyet ve yargı içindeki yapılanması aracılığıyla devlet mekanizmalarını hedef almaya çalıştığı, ancak devletin kendi denetim ve refleks mekanizmalarıyla bu girişimi tespit ederek bertaraf ettiği bir kırılma dönemi olarak değerlendiriyorum. Sonrasında yürütülen teftiş, tasfiye ve soruşturma süreçleri de, bu yapının devlet kurumları içindeki etkisinin çözülmesine yönelik önemli bir idari dönüşüm sürecini beraberinde getirmiştir.