Melih Oktay Baran Haber'de yazdı: Faiz, özünde karşılıksız ve menfaat beklentisi içermeyen bir sözleşme olan karz akdinin mutasyona uğramış hâlidir. Karz, yardımlaşma ve dayanışmanın tezahürüdür; mukriz (ödünç veren), bu işlemden herhangi bir kazanç beklentisinde olmaz; gönüllü bir iyilik, ihtiyaç sahibine uzatılmış bir sağ el söz konusudur. Ancak karz akdine faiz eklendiğinde, bu saf niyet mutasyona uğrar. Yardımlaşma biter, ticaret başlar.
Melih Oktay Baran Haber'de yazdı: Faiz, özünde karşılıksız ve menfaat beklentisi içermeyen bir sözleşme olan karz akdinin mutasyona uğramış hâlidir. Karz, yardımlaşma ve dayanışmanın tezahürüdür; mukriz (ödünç veren), bu işlemden herhangi bir kazanç beklentisinde olmaz; gönüllü bir iyilik, ihtiyaç sahibine uzatılmış bir sağ el söz konusudur. Ancak karz akdine faiz eklendiğinde, bu saf niyet mutasyona uğrar. Yardımlaşma biter, ticaret başlar.
Faizle birlikte kredi, yardımlaşma ve dayanışma zemininden çıkıp kâr amacı güden aktörlerin alanına girer. Şefkatin sıcaklığı yerini, para kazanma hırsının soğukluğuna bırakır. Faizli kredi, artık düşükten alınıp yüksekten satılabilen, üzerinden kâr elde edilebilen ticari bir emtiaya dönüşür. Bu noktadan sonra mukriz, karşılıksız yardım eden hayırsever bir kişi olmaktan çıkar; servetini büyütme hırsı ve iştahıyla hareket eden bir simsara evrilir. Servetini sürekli ve hızla büyütmek, kârı maksimize etmek artık temel hedef hâline gelir. Faizin uğrattığı mutasyonla borç işlemine sürekli çoğal sinyali gitmeye başlar ve böylece ekonomiler borca boğulur.
Bu iştah ve gözüküyor hırs ekonominin damarlarına sirayet eder. Ribahorlar kaldıraçlı işlemler, türev ürünlerle katlanan riskler ve kolay kredi imkânları ile serveti sürekli büyütme çabasına girişir. Bu durum ekonomilerde köpüklere, balonlara yol açar. Fiyatlar durmadan yükselir, yatırımcılar zenginlik hayalleriyle büyülenir, sarhoş gibi başları döner ve borçlanmak pahasına bir tüketim ve yatırım çılgınlığına kapılır. Sanki bu büyüme kesintisiz sürecekmiş gibi bir algı oluşur. Böylece mutant faiz sözleşmesi, yalnızca krediyi değil, fiyat sisteminin kendisini de mutasyona uğratır. Nitekim 2025 yılında Lavazza şirketinin başkanı, kahve fiyatlarındaki dalgalanmaların temel sorumlusu olarak kaldıraçlı işlemler yapan hedge fonlarını işaret etti.
“Fiyatları Allah ayarlar” hikmeti, hayatın her alanında O’nun koyduğu kurallara uyulduğu takdirde fiyat mekanizmasının en sağlıklı biçimde işleyeceğini, piyasanın da gerçek fiyatlara kavuşabileceğini hatırlatır. Ancak faiz, ihtikâr ve kumar gibi yasaklanan unsurlar devreye girdiğinde doğal denge bozulur; fiyat sistemi adalet ve istikrardan uzaklaşır.
BENZERLİK IV: ‘Normal hücreler homeostasis adı verilen iç dengeyi sağlamak için belli bir büyüme kapasitesine ulaştıklarında dış ortamdan alınan sinyal ile büyümelerini durdururlar. Kanser hücreleri büyüme engelleyici sinyalleri aldıkları reseptörleri bozarak bu sistemi atlatırlar.’
2007-2008 faiz krizinden sonra da Basel III kriterleri ve Dodd-Frank kuralları üzerinden bankalara kısıtlamalar getirildi. Mesela Basel III’te asgari çekirdek sermaye gereksinimi %2’den %4.5’e yükseltildi. Dodd-Frank yasası ise büyük bankalar için yıllık stres terstlerini zorunlu kıldı, kaldıraç oranlarına sınırlama getirdi. Buradaki amaç bankaların kredi işlemlerinin sistemin genelinde bir risk oluşturmasını önleyecek bir tür sinyal mekanizması oluşturmak, kredinin ölçüsüzce çoğalmasını engellemekti. Elbette servetlerini kredi sayesinde büyüten finans kurumları kazançlarını sürdürmek için bu sinyal mekanizmasını atlatacak, gerektiğinde onu bozup işlevsiz bırakacak yeni yollar arayacaktı. Aynı kanser hücrelerinin yaptığı gibi.
Görünmezleşen Kredi Riski: Sentetik Risk Transferi (SRT)
Finans sisteminde uzun süredir farklı isimlerle de kullanılan bir türev ürün yeniden gündemde: Sentetik Risk Transferi (SRT). Kredi Risk Transferi, sentetik CLO’lar ya da tüm bu kredi türev ürünlerinin(1) babası kabul edilebilecek, kredi tüccarları Morgan mafyasının 1990’larda çıkardığı BİSTRO sözleşmeleri… Hepsinin özünde aynı mantık var: Bankalar kredi risklerinin önemli bir bölümünü sigorta şirketi veya yatırım fonu gibi başka kurumlara devrediyor. Bu risk karşılığında ise bu kurumlar çift haneli kârlar elde ediyorlar. Bankalar da bu sayede daha az riskli görünerek daha fazla kredi verebiliyorlar. Kredi hâlâ bankanın bilançosunda görünse de, risk ağırlıklı varlıklar (RWA) azalıyor ve bankanın sermaye yükümlülüğü düşüyor. Eğer krediler batarsa, anlaşmaya taraf olan kurum —örneğin bir hedge fon— kayıpların belli bir bölümünü üstleniyor. Bunun karşılığında fon, bankadan yüksek faiz getirisi elde ediyor; sanki krediyi baştan o vermiş gibi. Böylece Basel III kuralları gereği bankanın ayırması gereken sermaye dramatik biçimde düşüyor. Örneğin 100 milyon dolarlık kredi için 10 milyon dolar kenara koyması gereken bir banka, SRT anlaşmasıyla bu yükümlülüğü 1 milyon dolara kadar indirebiliyor.
IMF, Sentetik Risk Transferi (SRT) İşlemlerinin Oluşturduğu Riske Karşı Uyarıyor
IMF’nin Küresel Finansal İstikrar Raporu’na göre, 2016’dan bu yana 1,1 trilyon dolarlık varlık SRT’ye konu oldu. Başlangıçta daha çok Avrupa bankaları bu ürünü kullanırken, özellikle 2023’ten itibaren bu ürüne izin çıkmasıyla birlikte ABD bankaları da hızla sahneye çıktı. Krediler “yüksek kaliteli” olarak paketlenip pazarlansa da varlık kalitesine ilişkin şüpheler artıyor. 2008’deki mortgage krizini hatırlatan bir tablo bu: “güvenli” zannedilen paketlerin içinden sorunlu krediler çıkabilir.
IMF’nin son yayımlanan raporunda ise SRT’nin oluşturduğu riski ve endişelerini şu şekilde açıklıyor:
‘‘İlk olarak, SRT’ler bankalar tarafından oluşturulan kredi riskini daha az denetlenen finansal kurumlara (örneğin hedge fonlara) aktararak finansal sistemin genel kaldıraç düzeyini artırabilir. Bu kurumlar, kaldıraç kullanımı açısından daha fazla serbestliğe sahiptir. Bunun sonucu olarak, farklı türde finansal kurumların faaliyetleri birbirine daha fazla bağlanır; bu da bulaşma (contagion) riskini artırır ve sistem genelinde risk değerlendirmesini zorlaştırır…Ayrıca bankalar çoğu zaman yatırımcılara kaldıraç (borç) sağlar; bu da kredi riskinin bir kısmının bankacılık sistemi içinde kalmaya devam ettiği anlamına gelir. İkinci olarak, SRT yatırımcılarının sayısı sınırlıdır ve piyasa oldukça yoğundur; bu da bankaları yeniden finansman (rollover) riskiyle karşı karşıya bırakır. Son yıllarda kredi fonları ve varlık yöneticileri, küresel yatırımcı havuzunun yaklaşık %60’ını oluşturmuş; en büyük 10 yatırımcı ise bankaların toplam SRT riskinin %75’inden fazlasını elinde tutmuştur. Son olarak, SRT işlemlerinden elde edilen yüksek getiriler, daha fazla risk almayı seven yatırımcıları cezbediyor; bu durum kredi standartlarının bozulmasına veya bazı işlemlerin finanse edilmesi için daha yüksek kaldıraç kullanılmasına yol açabilir. Yüksek getiri arayışında olan bazı yatırımcılar, daha riskli işlem yapıları ve daha fazla borçlanma düzeyine başvurabilir. Genel olarak bu süreç, finansal sistemin kredi şoklarına karşı daha savunmasız hale gelmesine yol açabilir.’’(2)
Fonların Yeni Av Alanı
ABD’de SRT piyasasının en büyük oyuncuları/alıcıları özel kredi fonları. Bu fonlar ellerindeki nakdi yüksek getiri arayışında kullanıyor ve pazardaki payları yüzde 45 hatta IMF’nin 2024’teki tahminlerine göre 60’lara kadar çıkıyor. Onları varlık yöneticileri, kamuya ait fonlar, emeklilik fonları ve sigorta şirketleri izliyor.
Kapalı Kapılar Ardında Kamudan Gizli Faiz Anlaşmaları
Kâğıt üzerinde risk azalmış görünüyor. Oysa gerçekte sadece bankacılık sisteminin görünen yüzünden gölge bankacılığa kaydırılıyor. Gölge fonların yaşayacağı bir kriz, zincirleme etkilerle klasik bankaları da vurabilir. Tehlikenin büyüğü şu: Bu anlaşmaların çoğu tezgâhüstü (OTC) yapılıyor, yani kamuya açıklanmıyor. Dolayısıyla ne denetçiler ne yatırımcılar toplam riskin boyutunu tam olarak görebiliyor. Piyasaların sıkıştığı bir anda bu görünmez ağ, sistem çapında kırılganlığı büyütebilir. 2008’de “güvenli” denilen paketlerin çöküşü nasıl küresel bir krizi tetiklediyse, bugün de SRT ve diğer türev ürünlerin yarattığı görünmez yükler benzer bir potansiyele sahip. 2008’deki Mortgage krizi de benzer şekilde patlamıştı. Son derece güvenilir zannedilen paketlerdeki kredilerin aslında o kadar da sağlam olmadığı kısa sürede anlaşıldı, ardı ardına gelen temerrütlerle sistem çöktü.
Faiz Ekonomiyi Sarhoş Ederek Dengesini Bozmaya Devam Ediyor
SRT, riski azaltmaktan ziyade riski görünmez hâle getiriyor. Kredinin daha da büyümesine karşı gelebilecek uyarı sinyallerini bastırıp riskin azmış gibi algılanmasını sağlıyor; bu da bankaların fütursuzca faiz işiyle genişlemesine yol açıyor. Faiz, bu puslu ve karanlık ortamda sinsi şekilde yayılıyor — tıpkı kapalı, karanlık, havasız bir ortamda, dışarıdan oksijen almadan üzümün şekerini kullanarak çoğalan mayalar ve mantarların bir dışkı olarak (şeytan işi pislik) alkol üretmesi gibi.(3) Sonuç olarak toplumlar zehirleniyor; ekonomi sarhoş oluyor, fiyat sistemi bozuluyor ve karar mekanizmaları çökmeye başlıyor.
Türev ürünler arasında SRT de faiz kanserinin yayılma sürecine katkı yapanlardan biri. Bu bağlamda kanser ribevi (faize dayalı) bir hastalık gibi görülebilir: faiz iktisadın kanseridir. Benzer şekilde şarap da ribevi bir içecek ve faiz, ekonominin başını döndüren, aktörlerin sağlıklı karar alma yetisini bozan sarhoş edici bir işlem. Tıpkı kanserin organizmanın kendi içindeki anormal çoğalmayla yayılması gibi; şarap üretiminde de sarhoş edici alkolün ortaya çıkışı, dış ortamla bağlantı kesilerek kendi iç ortamının kaynaklarıyla beslenmeye dayanır. Faiz de benzer bir mantıkla işler: servetin dışarıdaki farklı bir mal aracılığıyla değil, kendi içindeki benzeriyle (yani aynı cins bir varlıkla, lira lirayla) ilişkiye girip büyümesi şeklinde gerçekleşir. Bira ve şarap yapımında yaygın kullanılan maya türü Saccharomyces cerevisiae’nin üzüm kabuğundan izole edildiği tahmin edilir;(4) bu üzümden elde edilen maya, alkol üretmek için üzümün şekeriyle beslenir ve böylece kendi içinde (üzüm üzümle, faizde ise lira lirayla, dolar dolarla ilişkiye giyip beslendiği büyüğü gibi) beslenme ilişkisi kurarak çoğalır. Sonuç olarak mayanın da özünde üzüm vardır; kendi cinsiyle beslenerek büyür ve alkol üretir. Bu bakımdan faiz kansere benzediği gibi sarhoş eden içeceklere de benzeyen bir işlemdir. Kur’an’da kumar ve alkolün birlikte zikredilmesi de (Maide:90, Bakara:219) ayrıca tefekküre şayan. Alkollü içeceğin sağladığı başdönmesi kumarda da gerçekleşir. Kumarbaz ne kadar kaybetse de kazanma şehvetiyle kendisinden geçer, karar mekanizması dumura uğrayarak tüm mallarını kumar uğruna satabilir, boyundan büyük borçlara girebilir. Finansal piyasalarda da servet hırsıyla sarhoş olup başı dönen ribahorlar da aynı şekilde türev ve kaldıraçlı işlemlerle, alkolün sahte bir özgüvenle risk almayı artırması gibi aşırı riskli işlere girerler. Ve sarhoş adamın arabayı kullanırken diğer insanların hayatlarını riske atması gibi servet ve güç arzusuyla sarhoş olmuş ribahor da faizli ve kumarvari türev işlemleriyle tüm toplumların hayatlarını riske atarlar. Nice insan finansal krizlerde ailelerini kaybetmiş, intihara sürüklenmiştir.
Stres Testlerinin Gevşetilmesi Sayesinde Bankalar Daha Güvenli Gözüküyor
Aşırı borçluluğun krize yol açmasını engellemeyi hedefleyen sinyal mekanizmalarından bir tanesi de 2008’den sonra her yıl Merkez Bankası tarafından yapılan stres/dayanıklılık testleriydi. Bu testlerin amacı olası büyük bir krizde bankaların ayakta kalıp kalamayacaklarını ölçmekti. Yıllardır süren bu sinyalleri bozmaya yönelik lobi faaliyetleri sonucunda testler hafifletildi, bankaların testi geçmeleri kolaylaştı ve bu şekilde hissedarlarına da çok güzel ekstra bir kazanç sağlandı. Şöyle bir örnek verelim: Geçen seneki testte ciddi bir krizde 18 milyar dolar zarar öngörülen Goldman Sachs’in, bu seneki testte ise sadece 300 milyon dolarlık bir zarara uğrayacağı tahmin edildi. (5)
Finans Tarihinin Karanlık Sayfalarındaki Sihirbazlıklar
Geçmişte de bazı muhasebe tekniklerini kullanarak bazı şirketler borçluluklarını, risklerini azmış gibi göstermiş böylece sistemi kandırarak daha fazla kredi alıp verebilmişlerdi. Mesela Frank Partnoy’un türev ürün(6) alımsatımındaki -tezgahüstü (OTC)(7) - bir hedge fonu olarak tanımladığı, 1998’de büyük bir yıkılışla yıkılmış Long Term Capital Management şirketinden bile piyasanın daha derinlerine sızmayı başarmış Enron, muhasebe hilelerine başvurarak borçlarını satış olarak göstermiş, zararları gizlemiş, türev ürünler aracılığıyla girdiği riskleri düşük göstermiş, finansmandan doğan borç dağlarını saklamıştı.(8) Bir enerji şirketi olarak yani reel üretimle başlayan bu şirket sonraları tezgahüstü türev piyasası tatlı gelmiş olacak ki buraya yönelmişti. Benzer bir hileyi Goldman Sachs Yunanistan devletinin borcunu gizlemek için yaptı. Döviz swapları (currency swaps) kullanıp Maastrich Anlaşmasının bütçe açığı kurallarından sıyrılarak Yunan hükümetinin 1 milyar avroluk borcunu saklamıştı. Bu sayede daha fazla borç alabilirdi.
Muhasebe Hileleri ve Artan Faiz Gelirleri
2025’te başka bir skandal patlak verdi. JPMorgan’ın içinden biri, bankanın ticari faaliyetlerini en azından 2018’den beri yanlış raporladığını, kazançlarını milyarlarca dolar şişirdiğini ve bu sayede de yönetici kadrosuna, yatırımcılara milyonlarca dolarla aktardığını açıkladı. Başka bir banker ise ABD’deki diğer büyük bankalarında aynı şeyi yaptıklarını ve Merkez Bankasının ise bu durumu bilmesine rağmen sessiz kaldığını ileri sürdü.(9) Bankaların ticari işlemleri düşük göstermelerinin sebebi ise bu sayede daha az rezerv tutmak zorunda kalıp daha fazla kredi verebilmek. Uzun pozisyonlardan kısa pozisyonlarını(10) çıkararak bu işlemlerin hacmini düşürmüş oluyorlar. Halbuki Basel kurallarına göre bunu yapmaları yasak. Bu sayede JPMorgan 95 milyar dolar daha fazla kredi verebiliyor, bu ise yılda 2 milyar dolarlık net kâr demek. Elbette maaşları bankanın kârlarına bağlı olan yöneticiler için bu kurala uymama avantajlı olmuş oluyor.
Borç Yapılandırmasında Gevşetilen Kurallar
En son olarak ABD’de borç yapılandırılmasına dair de kurallar gevşetildi. Yeni düzenleme, bankalara yapılandırılmış kredilerin tümünü değil, yalnızca son 12 ayda yeniden yapılandırılanları raporlama kolaylığı getiriyor. Bu değişiklikle birlikte bankalar, sorunlu kredilerin önemli bir kısmını görünmez hâle getirerek portföylerini olduğundan daha sağlıklı gösterebilecek. Bunun onlara sağladığı avantaj basit: daha yüksek kredi notu, yatırımcı güveni ve regülasyon baskısından kurtulma… Kısacası, daha fazla kredi verebilmek için rakamları “parlatmak”.
Oysa gerçek tablo çok daha kırılgan. ABD’de tüketici kredilerinde geç ödeme oranı 2025’in ilk çeyreğinde %2,77’ye yükseldi; kredi kartı borçlarında 30 gün gecikme oranı %3,05 civarında. Ticari gayrimenkul kredilerinde ise büyük bankalarda temerrüt oranı %11’e kadar çıktı. Bu şartlarda “raporlama kolaylığı” denen şey, ekonominin nabzını değil, faizci kapitalizmin nabzını koruyor. Rakamlar makyajlanırken sistemin iç çürümüşlüğü örtülüyor. Ama nereye kadar?(11)
Bilanço Dışında Gözüken FX Swapler Faize Dayalı Borçluluğun Boyutunu Gizliyor
BIS’ın 2025 Yıllık Ekonomi Raporuna göre, 2007-2008 krizinden (bundan sonra Büyük Faiz Krizi (BFK) sonra sistemde iki önemli değişiklik meydana geldi. Bunlardan biri finansal aracılığın odak noktası özel sektöre verilen kredilerden devletlerin finansmanına, devlet tahvillerine yöneldi. İkincisi ise banka olmayan finansal kurumların (non-bank financial institutions-NBFI) rolünün artmasıydı. BFK’de geleneksel bankalar başroldeydi ancak BFK sonrası devlet tahvillerine yatırım yapan portföy yöneticileri sahneye çıktı. NBFI’lar kimler? Hayat sigortası şirketleri, emeklilik fonları. Bunlar malum çok büyük sermayeleri bir araya getirebiliyorlar ve bankaların kısa vade-uzun vade uyumsuzluğunu aşabiliyorlar. Bu fonların yükümlülükleri lokal para biriminde ancak küresel çapta, çoğu dolar bazlı olan yatırımları var. Bu ise onları kur riskine maruz bıraktığından kurlardaki dalgalanmalara karşı koruyacak ürünlere rağbet gösteriyorlar. Forex swap ve forwardler en çok başvurulan türev araçlar. FX swap esasen teminata dayalı bir borç alma işlemi. Mesela Avrupa’da bir emeklilik fonu ABD tahviline yatırım yapabilmek için dolar borçlanıyor, teminat olarak da avro gösteriyor, günü geldiğinde ise önceden belirlenmiş kur üzerinden işlemi tamamlıyor. Ancak Forex(döviz) swapleri ve forwardleri de teminatlı kredilerden farklı şekilde değerlendiriliyor ve bunlar bilanço dışında bırakılıyorlar. Böylelikle bu yolla dolar borçlanılmış oluyor ama bu borç tamamen görünmez, kör bir noktada. Repoya benziyor, farkı ise repoda teminat olarak genelde bir bono/tahvil gösterilirken bu işlemde teminat olarak döviz kullanılıyor. FX Swap piyasasının büyüklüğü 2024’ün sonunda tam $111 trilyon. Ve bu swap anlaşmalarının yüzde 90’ının bir tarafında dolar var. Bu da doların küresel finans sistemindeki önemine işaret ediyor. Ve bu türev ürünler bir korunma, güven, riskten arınma hissi vererek küresel çapta devlet tahvillerine olan rağbeti, yatırımları da artırmış oluyor. Burada bu FX Swapler de bir faiz işlemi. Kısa vadeli. Maliyeti ise hedef kurdaki faiz oranları.(12)
Yine Bir Türev Ürünü, Yine Bir Faiz Krizi: Archegos’un Çöküşü
ABD’de Federal Reserve’ün Regülasyon T (Reg T) kuralına göre, yatırımcılar hisselerin satış fiyatının en fazla yüzde 50’sine kadar borçlanarak alım yapabilir. Yani yatırımcı, bir hissenin yarısını kendi sermayesiyle, diğer yarısını ise borçla finanse edebilir. Ancak Archegos Varlık Yönetim Şirketi (family office) bu sınırı, Toplam Getiri Swapı (Total Return Swap – TRS) adı verilen türev ürünleri kullanarak aştı. Bu işlemlerde bir taraf (banka) sahip olduğu bir varlıktan elde ettiği hem sermaye kazancını hem de temettü gelirini belirli bir düzenli ödeme karşılığında diğer tarafa devreder. Varlığın mülkiyeti ise el değiştirmez; sadece o varlıktan doğan kazanç veya kayıp karşı tarafa aktarılır.
Görünmeyen Borç ve “Bilanço Dışı” Kaldıraç
Bu tür türev işlemler, şirketlerin büyük miktarda borç kullanmalarına rağmen bunu dışarıdan kimsenin fark etmemesini sağlar. Çünkü normalde bir yatırımcı bir hisseyi doğrudan satın aldığında, hem aldığı hisse hem de kullandığı borç kendi bilançosunda görünür. Böylece denetleyici kurumlar şirketin ne kadar risk aldığını görebilir. Archegos’un yaptığıysa farklıydı.
Şirket hisseleri doğrudan almak yerine bankalarla Total Return Swap anlaşmaları yaptı. Bankalar hisseleri kendi adlarına satın aldı, ancak bu hisselerin kazançlarını (ve zararlarını) Archegos’a devretti. Archegos da bunun karşılığında bankalara düzenli bir faiz benzeri ödeme yaptı.
Kâğıt üzerinde bakıldığında, Archegos’un elinde bu hisseler yoktu. Dolayısıyla bilançolarında “şu kadar borç aldı” veya “şu kadar yatırım yaptı” gibi bir kayıt görünmüyordu. Fakat gerçekte Archegos, o hisselerin tüm riskini üstlenmişti — yani fiyatlar düşerse zararı da o çekecekti.
Bu nedenle dışarıdan bakan denetçiler, şirketin ne kadar risk aldığını göremediler.
Kağıt üzerinde 10 milyar dolarlık bir fon gibi görünüyordu, ama swap sözleşmeleri sayesinde aslında 100 milyar dolarlık pozisyon açmıştı. Yani 10 kat daha fazla risk almıştı. Bu görünmeyen kaldıraç (bilanço dışında kalan borç) yüzünden herkes sistemin dengede olduğunu sanıyordu.
Ancak 2021 yılında yatırım yaptığı medya ve teknoloji hisselerinin (ViacomCBS, Discovery) fiyatları düşmeye başlayınca Archegos bu devasa pozisyonlar nedeniyle yükümlülüklerini yerine getiremedi. Sonuçta bankalar — özellikle Credit Suisse, Nomura ve Morgan Stanley — milyarlarca dolar zarar etti. Sadece Credit Suisse’in zararı 5,5 milyar dolara ulaştı ve bu kayıp bankanın çöküş sürecini hızlandırdı. 2019 yılında küresel bankaların bu tür sentetik hisse finansmanlarından yaklaşık 11 milyar dolar gelir elde ettiği tahmin ediliyor. Bankalar böylece görünürde kredi vermemelerine rağmen, bu türev ürünler aracılığıyla fiilen kredi benzeri riskler üstlenmeye devam ediyor. Öte yandan bu ürünleri kullanan şirketler, tıpkı Archegos örneğinde olduğu gibi, özkaynaklarının çok üzerinde borçlanarak görünmeyen dev yatırımlar yapabiliyorlar.
Archegos olayı, modern finansın en temel risklerinden birini gözler önüne serdi: Riskin ortadan kaldırılması değil, görünmez hale getirilmesi. Türev ürünler, sentetik finansman yöntemleri, kaldıraçlı işlemler sistemin dışarıdan istikrarlı görünmesini sağlarken, içeride devasa borç ve kaldıraç zincirleri oluşturabiliyor. Bu da finansal sistemi, tıpkı kanser hücreleri gibi kendi içinde kontrolsüz biçimde büyüyen bir yapıya dönüştürüyor.
Bir Başka Faiz Hilesi: Aşk Mektupları!
Borçlanma kısıtlanmasını hileyle aşıp sistemi bir kanser hücresi gibi aldatan bir başka örnek ise İzlanda’dan. Carry trade stratejisi 2008’de İzlanda’da da en büyük 3 bankasının batışıyla sonuçlanan büyük bir faiz krizine sebep oldu. 2000’lerde ekonominin ısınmasıyla birlikte faiz oranları artırılmıştı. Ancak bu artış Avrupa’daki diğer ülkelere nazaran İzlanda Kronasını cazip hale getirdi ve İzlanda Avrupa’nın carry trade stratejisinin en popüler ülkesi haline geldi. Yatırımcılar İsviçre Frankı, Japon Yeni borçlanıp krona bazlı varlıklara yatırım yapıyorlardı. Devlet tahvillerine yatırım yaptılar, yani İzlanda’ya yüksek faiz ödediği için borç vermeyi karlı gördüler. Ve krona değerlendi. Elverişli ‘faiz’ kazançları, yüksek faiz oranları krona bazlı borçların daha da artmasına sebep oldu. Faiz kazancını elde edebilmek için bankalar borçluluğu maksimize ettiler. Faiz borcu ticari bir emtiaya dönüştürür ve dolayısıyla da bunun tüccarları satışları maksimize etmeye çalıştıklarında borçluluk da maksimize olarak derin bir krize kadar sürer. İzlanda bankaları ayrıca piyasaya sürdükleri bonoları, tahvilleri birbirleriyle değiştokuş/swap yaptılar, böylece diğer bankanın borcunu merkez büyütebildiler. Bunlara aşk mektupları dendi. Bu hileye sadece İzlanda Merkez Bankası değil tüm Avrupa Merkez Bankası da (Eurosystem üzerinden) katıldı. Lüksemburg MB’dan 2.5 milyar avro bu şekilde borç aldılar.(13)
Bir sonraki ve bu serinin son yazısında faiz ile kanserin diğer benzerlikleri üzerinde durmaya devam edeceğiz.
Dipnotlar
1-Türev ürünler spekülatörlere bir varlığa sahip olmadan az miktar bir sermayeyle ve bol borçla o varlığın değerlenmesi veya değer kaybetmesi durumda kazanç elde ettiren oldukça riskli sözleşmeler. Ancak işler ters gittiğinde tüm finans sistemine yayılabilen büyük kayıplar ortaya çıkabiliyor ki önümüzdeki dönemde dünya ekonomisine en büyük tehdit de bu. Faiz oranları üzerine türevler ise bu piyasanın en büyük payına sahip. Kredi türev ürünü ise kumarbazlara şunun üzerine bahis oynattıran bir araç aslında: Borç temerrüde düşecek mi düşmeyecek mi? Ruletteki karşılığı ise kırmızıya mı yatırayım siyaha mı, tek mi gelecek çift mi? Türevin kumarvari karakteriyle böylece faiz aynı potada birleşiyor. Dünya ekonomisi böylesine zayıf bir temel üzerinde (faiz ve kumara dayanan iki sakat ayak) her an yıkılmaya hazır bekliyor.
2-Cortes, F., Fernandez Dionis, G., Li, Y., Ramirez, S. L., & Zhang, X. (2025). Recycling Risk: Synthetic Risk Transfers(IMF Working Paper No. WP/25/200). Uluslararası Para Fonu (IMF).
3-https://www.burcakcubukcu.com/2014/08/evde-en-basit-sekilde-sarap-nasl-yaplr.html
4-https://tr.wikipedia.org/wiki/Saccharomyces_cerevisiae
5-https://www.ft.com/content/bb658ce5-95a8-4888-a253-8f3b8ea10f36
6- ‘Finansal türev, değeri bağlı olduğu varlıkların fiyatlarına bağlı olan, ancak bu varlıklara sermaye yatırmayı gerektirmeyen bir sözleşmedir. İki taraf arasında, bağlı bulunulan varlığın fiyatları veya getirilerine dayalı ödemeleri değiş tokuş etmeye dönük sözleşmeler oldukları için, dayanak varlığın mülkiyet transferine ve nakit akımlarıma gerek kalmamaktadır.’ (‘Tezgah-Üstü Türev Piyasaları: Bir Değerlendirme’, Cengiz Yavilioğlu, Güven Delice, Maliye Dergisi, Sayı 151, 2006, s.66) Bu ürünler riski yönetmek, hedge denen yolla riski minimize etmek, arbitraj ve spekülasyon amaçlı kullanılır. Türev piyasasındaki aslan payı ise faiz oranı üzerinden türetilen ürünlerdir. Bunlar ya faiz oranı riskine karşı koruma içindir ya da faiz oranının değişim yönü üzerine bahiste bulunan spekülatörlerdir.
7-Tezgâh üstü alımsatımlar doğrudan alıcı ve satıcılar arasında gerçekleşir. Organize olmuş, örgütlenmiş bir piyasa yoktur, borsa dışında doğrudan gerçekleşir buradaki işlemler. Bu bakımdan da şeffaflığı oldukça azdır.
8-https://lawcat.berkeley.edu/nanna/record/1119584/files/Partnoy.pdf withWatermark=0&withMetadata=0®isterDownload=1&version=1
9-https://www.thebureauinvestigates.com/stories/2025-01-23/elizabeth-warren-blasts-federal-reserve-for-letting-jpmorgan-cook-the-books
10-Uzun pozisyon bir varlığa, bir hisseye sahip olmak demek. Buradaki strateji hissenin fiyatının yükselmesi üzerine. Kısa pozisyon yani açığa satışta ise bir hissenin fiyatının düşeceği beklentisi ile girişilen bir işlem. Burada yatırımcı bir varlığa sahip olmadan-ödünç alarak- onu başka birine satar ve sonra fiyatlar düştüğünde ise ucuza satın alır.
9-https://www.burcakcubukcu.com/2014/08/evde-en-basit-sekilde-sarap-nasl-yaplr.html
10-https://tr.wikipedia.org/wiki/Saccharomyces_cerevisiae
11-https://www.ft.com/content/8ee34ef9-bc80-4d09-aafc-cf29bff58595
12-Türkiye’ye karşı da swap işlemi bir silah olarak kullanıldı. Ribahorların TL’yi açığa satarak hem TL’nin değerinin düşmesi hem de bundan kazanç sağlama stratejisine karşı dış piyasalara TL akışı kesilerek dış piyasalarda gecelik TL faizlerini yüzde 1000’lere kadar çekme hamlesi gelmişti. Böylece TL borçlarını ödemek çok pahalı hale gelince bu swap üzerinden TL’ye operasyon çekme stratejisi de bertaraf edildi
13-https://cepr.org/voxeu/columns/love-letters-iceland-accountability-eurosystem
Aylık Baran Dergisi 45. Sayı Kasım 2025