Dünya ekonomisi yeni dönemin eşiğinde
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
MÜSİAD Ekonomik, Siyasi ve Sosyal Araştırmalar Birimi Yöneticisi Dr. Enes Aslan, “Dünya ekonomisi yeni bir dönemin eşiğinde. Artık sermayenin yönünü yalnızca getiri beklentisi belirlemiyor; güven, istikrar, teknoloji kapasitesi ve finansal bağlantılar ülkelerin rekabet gücünü şekillendiriyor” dedi.
MÜSİAD Ekonomik, Siyasi ve Sosyal Araştırmalar Birimi Yöneticisi Dr. Enes Aslan, dünya ekonomisinde rekabet kurallarının önemli bir dönüşüm geçirdiğini vurguladı.
DİJİTALLEŞME GELİŞİMİ HIZLANDIRDI
Aslan, “Uzun yıllar boyunca ekonomik güç; üretim kapasitesi, ihracat hacmi, maliyet avantajı ve pazara erişim kabiliyeti üzerinden değerlendirildi. Ancak dijitalleşmenin hız kazanması ve küresel finans ağlarının güçlenmesiyle birlikte yeni bir dönem başladı. Bugün şirketlerin başarılarını yalnızca ne ürettikleri değil, ortaya çıkardıkları değeri ne kadar hızlı, güvenli ve düşük maliyetle finansal sisteme aktarabildikleri de belirliyor. Çünkü modern ekonomide zaman, artık yalnızca operasyonel bir unsur değil, doğrudan rekabet avantajına dönüşen stratejik bir değer olarak öne çıkıyor” şeklinde konuştu. “Geçmişte ticaretin önündeki en büyük engeller fiziksel sınırlar, lojistik maliyetler ve gümrük süreçleri olurken, günümüzde finansal altyapılar rekabetin en önemli alanlarından biri hâline geliyor” diyen Aslan, şunları söyledi:
SEPA MODELİ ÖNEMLİ ÖRNEK
“Sermayenin ülkeler arasında ne kadar hızlı hareket ettiği, ödemelerin ne kadar verimli gerçekleştiği ve şirketlerin uluslararası finans sistemlerine ne ölçüde entegre olduğu, büyüme potansiyelini doğrudan etkiliyor. Bu noktada Avrupa’nın ödeme altyapısında gerçekleştirdiği dönüşüm ve SEPA (Single Euro Payments Area) modeli, yalnızca bir ödeme kolaylığı değil, şirketlerin Avrupa ticaretinde hareket kabiliyetlerini artıran stratejik bir ekonomik yapı olarak öne çıkıyor. SEPA’yla şirketlerin sınır ötesi işlemlerini daha hızlı, şeffaf ve düşük maliyetli şekilde yönetmeleri mümkün hâle geliyor. . Böylece ödeme sistemleri, yalnızca finansal işlemlerin gerçekleştiği bir araç olmaktan çıkarak uluslararası ticaretin rekabet gücünü belirleyen temel unsurlardan biri hâline geliyor. Şu muhakkak ki geleceğin ekonomisinde güç, yalnızca sermayeye sahip olmakla değil; sermayeyi hızlı, güvenli ve verimli biçimde yönetebilme yeteneğiyle ölçülecek. Bu nedenle dünyanın önde gelen ekonomileri yalnızca üretim altyapılarını değil, finansal sistemlerini de yeniden şekillendiriyor. Dijital ödeme çözümleri, anlık para transferleri, açık bankacılık uygulamaları ve ortak ödeme standartları, küresel ticaretin yeni rekabet araçları arasında yer alıyor. Avrupa Birliği’nin son yıllarda geliştirdiği finansal entegrasyon adımları ise bu dönüşümün en güçlü örneklerinden birini oluşturuyor.”
Aslan, ayrıca şu açıklamalarda bulundu: “Avrupa’nın finansal entegrasyon modeli, Türkiye açısından yalnızca bir ödeme sistemi değil; dış ticareti derinleştirecek, yatırım ortamını güçlendirecek ve ekonomik rekabet gücünü artıracak stratejik bir yol haritası niteliği taşıyor. Bu anlamda İstanbul Finans Merkezi (İFM), yalnızca fiziksel bir altyapı yatırımı olarak değerlendirilmemeli. Günümüz dünyasında güçlü finans merkezleri; güvenin, teknolojinin, sermayenin ve nitelikli insan kaynağının aynı ekosistem içinde buluştuğu yerler olarak yükseliyor. İFM’nin başarısı, yalnızca uluslararası finans kuruluşlarının varlığıyla değil; bankaları, fintech şirketlerini, yatırım fonlarını, sermaye piyasalarını, teknoloji şirketlerini ve reel sektörün güçlü aktörlerini aynı finansal ağda buluşturabilmesiyle ölçülmeli. Çünkü gerçek hedef, yalnızca finans merkezi olmak değil; Türk sanayicisinin, ihracatçısının ve girişimcisinin daha kolay finansmana eriştiği, küresel pazarlarda daha güçlü rekabet ettiği bir değer üretim merkezi oluşturmak olmalı. Dünyanın önde gelen finans merkezleri de bu anlayış doğrultusunda gelişti. Ve artık dünya ekonomisi yeni bir dönemin eşiğinde. Artık sermayenin yönünü yalnızca getiri beklentisi belirlemiyor; güven, istikrar, teknoloji kapasitesi ve finansal bağlantılar ülkelerin rekabet gücünü şekillendiriyor. Türkiye’nin vizyonu, İstanbul’u yalnızca bölgesel bir finans merkezi yapmakla sınırlı kalmamalıdır. Hedef; İstanbul’un küresel finans ağlarındaki konumunu, Anadolu’nun üretim ve girişimcilik gücüyle birleştirerek Türkiye’yi sermayenin, teknolojinin ve finansal inovasyonun buluştuğu yeni nesil bir merkez hâline getirmektir.”