Dilipak yazdı: ABD’nin 250. yılı mı?
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Abdurrahman Dilipak Mirat Haber'de yazdı: Miladi 77 yaşındayım da, kameri takvime göre yaşım ne derseniz, ay/gün olarak 80 yaşına yaklaşıyorum. Bugün itibarıyla Hicri 1448 yılı 8 Muharrem’deyiz. Bu yıl 1448 – 1368 (Doğum yılım) = 80. Resmi kayıtlara göre Rebîülahir’de (4. ayda) doğmuşum. ABD dediğiniz devletin yaşı, benim yaşımın üç katından biraz fazla. Yüz yıl önce doğum günümü kutlayacak olsaydım, 80 yaşımın doğum günü olacaktı.
Abdurrahman Dilipak Mirat Haber'de yazdı: Miladi 77 yaşındayım da, kameri takvime göre yaşım ne derseniz, ay/gün olarak 80 yaşına yaklaşıyorum. Bugün itibarıyla Hicri 1448 yılı 8 Muharrem’deyiz. Bu yıl 1448 – 1368 (Doğum yılım) = 80. Resmi kayıtlara göre Rebîülahir’de (4. ayda) doğmuşum. ABD dediğiniz devletin yaşı, benim yaşımın üç katından biraz fazla. Yüz yıl önce doğum günümü kutlayacak olsaydım, 80 yaşımın doğum günü olacaktı.
Yaşınızı aya göre mi, güneşe göre mi ölçüyorsunuz?
Kur’an’da bir yıl 12 aydır. Bu, Tevbe 36’da açıkça belirtilir: “Şüphesiz ki Allah katında aylar sayısı, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günden beri on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır.” Ayet kameri aylardan söz eder. Bu 12 aydan 4’ü haram aylardır. Onlar da Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep.
Aslında Müslümanlar günlük ibadetlerini güneşe, yıllık ibadetlerini aya göre hesaplarlar. Allah (cc) kitabında “Ay ve güneş Allah’ın iki şiarıdır” der. Kitap’ta günün kaç saat olduğu ile ilgili bir bilgi verilmemiştir. Burada önemli bir bilgi de gün dönümü Miladi takvimdeki gibi gece 12.00’de değil, gün batımı ile yeni gün başlar. Yani günün ilk namazı sabah namazı değil, akşam namazıdır.
Bir de Allah (cc) zaman içinde zaman yaratandır. Zaman izafidir. Ashab-ı Kehf 300 yıl uyur, 1 gün gibi düşünür. Ahiret zamanı dünya zamanının bin yılına bedel bir gündür mesela (Hac 22/47, Secde 32/5). Bir diğer ayrıntı da Hz. Nuh’un 950 yıla yakın bir zaman yaşamış olmasıdır. Melekler için bir gün 50.000 yıldır (Meâric 70/4).
Kur’an’da “saat”, kıyamet anlamında kullanılır. Kur’an-ı Kerim’de zamanı ölçmek için gün, gece, gündüz, ay, yıl, asır, dehr, an, hîn, müddet/ecel, lemha / tarfetü’l-ayn (göz açıp kapayıncaya kadar), bağteten (ansızın) gibi kavramlar kullanılır. Gün 24 saattir gibi bir tespit yok, dakika ve saniye de öyle.
Haftanın 7 gün olması Kur’an’da doğrudan emredilmese de Musevi ve İsevi gelenekte 7 gün tanımı açıkça yazılıdır; ancak İslam’da da bu gelenek devam ettirilmiştir. Onlarda cumartesi ve pazar günü kutsanırken Müslümanlar için haftanın kutsal günü cumadır. Yani Kur’an-ı Kerim’de haftalık cuma namazı emredilir ama gün sayısını tanımlamaz.
Hristiyanların kafası takvim konusunda oldukça karışıktır. Eski uygarlıklar 28 günlük 13 ay takvimine sahiptiler. Mayalar, eski Mısırlılar, Druidler, Amerika yerli halkları, İbraniler ve Çinliler; 13 ay × 28 gün = 364 gün + 1 zaman dışı gün formülüyle mükemmel bir güneş yılına göre bir hesap yapıyorlardı. 1582’de Papa XIII. Gregorius, eski ay takvimlerinin yerine geçmek için kendi modellediği Gregoryen takvimini zorunlu kıldı. Batı’da bir de Jülyen takvimi vardı; MÖ 45 yılında Julius Caesar tarafından başlatılmıştı. Batılılar sonra ondan da vazgeçtiler.
ABD’nin kuruluşu (Bağımsızlık Bildirgesi’nin imzalandığı 4 Temmuz 1776), hicri (kameri) takvime göre 1190 yılına denk geliyor. Miladi (Gregoryen) takvime göre 4 Temmuz 1776, Perşembe. Aradan geçen 250 Gregoryen yıl, hicride yaklaşık 258 yıla karşılık geliyor. ABD’nin bağımsızlık ilanı, Fransız Devrimi’nden 23 yıl önce. Kolomb, 3 Ağustos 1492’de İspanya’dan (Kastilya) 3 gemiyle (Santa Maria, Niña, Pinta) yola çıktı. 12 Ekim 1492’de Bahamalar’daki bir adaya, bugün San Salvador olarak bilinen yere ulaştı. Burası Karayipler’dir.
Evangelikalizm, Lutherci akımlarla birlikte ortaya çıkan Protestan hareket içinde bir akım olarak yerini aldı. 18. yüzyılda, 1730’larda İngiltere ve Amerika’daki “Büyük Uyanış” (Great Awakening) hareketiyle güçlendi. Mesela National Association of Evangelicals (NAE) 1942’de kuruldu. Yani ABD 1776’da kurulduğuna göre Evangelik hareketin doğuşu bu tarihten 40 yıl önce. ABD, Kolomb’un Amerika’ya gidişinden 284 yıl sonra kurulmuş. İşte bu dönem, tam anlamı ile Amerika’nın kan gölüne döndüğü yıllar. ABD’ye Afrika’dan ilk götürülen köleler 1619 Ağustos’unda sevk edilmiş. Afrikalı esirlerin ilk götürüldüğü yer, bugünkü Washington’un hemen yanındaki Virginia…
Yani 1492’de Kolomb Amerika’ye gidiyor; Afrika’dan 127 yıl sonra siyah derililer ülkelerinden kaçırılıp Amerika’ya köle olarak getiriliyorlar. O aradaki yıllar Kızılderililerin katledilmesi ile geçti. İnka ve Aztek medeniyetleri yok edildi. Azteklerin başkenti Tenochtitlan, bugünkü Mexico City, o zaman 300.000 kişinin yaşadığı dünyanın en büyük şehirlerinden biriymiş. Merkezi Meksika vadisindeki Azteklerin sayısının 20 milyondan fazla olduğu tahmin ediliyor.
İnka İmparatorluğu; bugünkü Peru, Ekvador, Bolivya, Şili ve Arjantin’in bazı kısımlarını kapsıyordu ve çok gelişmiş yol ile teras tarımı sistemiyle destekleniyordu. İnka nüfusu 15 milyona yakın diye tahmin ediliyor. Amerikan kıtasında yaşayan insan sayısı ile ilgili tahminler 100 milyona kadar çıkıyor.
Afrika’dan gemilere doldurulan Afrikalıların sayısı ise 12.500.000 olarak veriliyor. Bunların 2 milyonu yolculuk sırasında hayatını kaybetmiş ve denize atılarak balıklara yem edilmiş. Karaya ulaşanların sayısı, bazı kaynaklarda 10.700.000 olarak tahmin ediliyor.
Amerika kıtasındaki yerli halklar ile ilgili şöyle bir veri var: Meksika (Aztek ve çevresi) 25 milyon (Aztek İmparatorluğu 6 milyon), And Dağları (İnka İmparatorluğu) 15 milyon, Maya Bölgesi (MS 250-900) (Yucatán, Guatemala, Orta Amerika) 6 milyon. Kuzey Amerika (bugünkü ABD + Kanada) 7 milyon (bazı tahminler 18 milyon; göçer, avcı-toplayıcı ve tarımcı topluluklarla beraber). Karayipler 4 milyon. Güney Amerika ovaları ve Amazon 15 milyon (Amazon havzası 6 milyon). Diğer Güney Amerika halkları 5-6 milyon. Beyaz adam geldikten sonra nüfus %95 azalmış. 17. yüzyıla gelindiğinde yerli nüfus 7 milyona düşmüş. Yani yaklaşık 100 yılda 100 milyon civarında olan nüfus 10 milyonun altına düşmüş. Her yıl yaklaşık 1 milyon insan öldürmüşler. Bunu 365’e bölerseniz, her gün 2.739 kişi öldürülmüş beyaz adam tarafından. 100 yıl süren bir katliam bu. Sonra Amerika’ya getirdikleri kara derililer yetmedi, tüm Afrika’yı işgal ettiler. O zaman Amerika’da 70-100 milyon kişi arası bir halk yaşıyormuş. O da yetmedi; Çin ve Hindistan’ı, Asya’daki toprakları, Avustralya’yı da işgal ettiler.
Aynı dönemde Çin’de (Ming Hanedanı dönemi) 150 milyon insan yaşıyor; Hindistan’da Babür Şah dönemi 125 milyon nüfusa sahip. Yeni Zelanda’da, Avustralya’da birkaç milyon kişi yaşıyordu; Aborjinlerin nüfusu 1 milyon kadar tahmin ediliyor. Aynı dönemde Avrupa’nın nüfusu toplamda 100 milyon kadardı.
Biz 1453’de İstanbul’u fethediyoruz; Kolomb İstanbul’un fethinden 39 yıl sonra, 1492’de Amerika’ya gidiyor. ABD ve Batılı ülkelerin bilimi, sanatı, zenginliği; Kızılderililerin kanları, kara derililerin gözyaşları ve sarı ırkın çalınan alın terleri ile yoğrulmuştur. Fransa’nın bugün merkez bankasında 2437 ton altın var. Afrika’da en çok altın çıkan Mali’de, Endülüs’ü doğuran Timbuktu medeniyetinin yükseldiği Mali’nin kendi parası da yok, altın rezervi de. Orası bir zamanlar ilmi, sanatı, adaleti ile bir medeniyet merkezi idi. Komşuları Nijer bugün dünyanın en yoksul ülkesi!
Louis Massignon o döneme ilişkin bir itirafta bulunuyor ve diyor ki: “Onların her şeylerini tahrip ettik. Felsefeleri, dinleri mahvoldu. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler. Anarşi veya intihar için uygun bir hâle geldiler.” Bu da Jean-Paul Sartre’ın itirafı: “Bizim istismarcılar olduğumuzu biliyorsunuz. Bizim, önce altın ve madenlere el attığımızı, sonra da yeni kıtaların petrolünü eski ülkelere taşıdığımızı biliyorsunuz. Bunun debdebeli sonuçlarına şahit olarak saraylarımız, katedrallerimiz ve büyük sanayi şehirlerimiz yeter.” Marcel Peron, Hint asıllı bir düşünür: “Kalküta’dan bakınca, etrafta pislik yığınları arasında, nasıl çalışabildiğine hayret edeceğiniz fakir, yoksul, pis insanlar göreceksiniz. Bunlar Batı uygarlığının, refah ve mutluluğunun harcını karıştırıyorlar.” Fransız Sömürge Bakanı Albert Sarraut’nun itirafı şöyle: “Gerçeği gizlemeye ne gerek var? Sömürgecilik ilk uygarlık hareketi değildi. Çıkarların dürttüğü bir zor hareketi idi.” Düşünür Montaigne de diyor ki: “Bunca şehir temelinden yıkılıyor, bunca milletin kökü kurutuluyor, milyonlarca insan kılıçtan geçiriliyor, dünyanın en zengin, en güzel ülkesinin altı üstüne getiriliyor; niçin? İnciler, biberler alıp satacağız diye. Aşağılık makine zaferleri bunlar!..” Şu ifadeler ise Seattle’a (Duwamish Kızılderilileri Reisi) atfedilen bir metinden alınmıştır: “Beyaz adam, toprağı çocuklarından çalmaktadır. Açlığın dünyayı saracak beyaz adam! Ve ardından koca bir çöl bırakacaksın. Biz gidiyoruz. Ama beyazlar da bir gün bu topraklardan gidecektir; belki de bütün ırklardan daha çabuk. Yataklarınızı zehirlemeye devam edin! Ve bir gece kendi çöplerinizde boğulacaksınız!..”
“Beyaz adam” hâlâ kana doymadı. Hâlâ savaşlar çıkartıyor, terörler örgütlüyor, darbeler yaptırıyor. Dün 4 büyük ırktan 3’ünü soymuşlardı; bugün o adına “dolar” denilen, hiçbir karşılığı olmayan büyülü kâğıtla insanlığı dolandırıyorlar, soyuyorlar. Bugün ABD; kendi topraklarında gerçekleştirdiği gelirleri, diğer ülkelerdeki yatırımları ve örtülü/dolaylı gelirleri ile yaklaşık dünya gelirinin yarısına sahip.
ABD yarın bunu kutlayacak! 2. milenyumun ilk jübilesinde Evangelikler Mesih’in müjdesini bekliyor. Trump, tek dünyanın lideri olma hayallerini kuruyor. Bir yandan da “Tanrıyı kıyamete zorlayarak” “kaostan çıkacak yeni düzen” için hazırlık yapıyorlar. 2. milenyumun ilk jübilesinde “Amerikan Rüyası”, sırtında Siyonizm kamburu ile Epstein skandalının gölgesinde bir kutlama yapacak.
Kapitalizm İtalya’da 15. yüzyılda sömürü mirası ile şekillenmeye başladı. 16. yüzyıl Merkantilist dönem. Yeni merkez Hollanda-İngiltere. İngiltere’de Sanayi Devrimi 1750 sonrası dönem (1851 Londra Sanayi Fuarı). Kapitalizmin küresel yayılma başlangıcı 19. yüzyıl. Ve bugün kapitalizm büyük bir kriz yaşıyor. Aslında dünyayı kana bulayan faşizm de komünizm de Batı’dan dünyaya yayılan akımlardı.
Bu arada, Sovyet devrimindeki can kaybı 12 milyon. Çin’de “devrim” süreci uzun sürdü (1927-1949 Çin İç Savaşı + 1949 sonrası komünist yönetim). Çin İç Savaşı (1945-1949), yaklaşık 6 milyon ölüm. Mao döneminde 50 milyonun üzerinde insan hayatını kaybetti.
Kültür Devrimi’nde ise 1966-1976 yılları arasında yaklaşık 2 milyon doğrudan ölüm gerçekleşti (toplamda mağduriyet çok daha fazla). Toplam Çin Komünist dönemi (1949-1976) için bazı tarihçiler 40-80 milyon arası toplam ölüm rakamı veriyor. Soğuk Savaş (1947-1991) dönemindeki can kaybının ise vekalet savaşları, terör ve diktatörlük rejimleri üzerinden 30 milyon olduğu söyleniyor.
Gazze’de, Doğu Türkistan’da, İran’da, Lübnan’da ve Ukrayna’da kan akmaya devam ediyor. 1. ve 2. Dünya savaşları, Almanya’daki faşizm dönemi de üst üste eklenecek olursa çok daha vahim bir tablo ile karşılaşırız. COVID sürecindeki dünyadaki ölümlerin 30 milyondan fazla olduğu ileri sürülüyor. mRNA ölümleri tam olarak bilinmiyor ama tüm dünyada ölümler devam ediyor. Bütün bunlar ABD’nin gölgesinde gerçekleşen cinayetler. Yarın, dünden bugüne geçen kan ve gözyaşı dolu 250. yıl kutlanacak. Ve Trump daha sonra bu kanlı senaryoların bir diğer ayağı olan NATO zirvesi için Ankara’ya gelecek ve Ankara en kara günlerinden birini yaşayacak.
Selam ve dua ile.
Abdurrahman Dilipak