• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

BM’de tansiyon yükseldi! Trump konuşurken Küba heyeti salonu terk etti

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et

ABD Başkanı Donald Trump, BM 81. Genel Kurulu’ndaki konuşmasında Küba yönetimine yönelik sert mesajlar verdi. Trump’ın “Küba’ya özgürlük gelecek” sözlerinin ardından salondaki Küba heyeti Genel Kurul’u terk etti...

Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’nda Trump’ın Küba’ya ilişkin sözleri dikkat çeken anlara sahne oldu. ABD Başkanı Donald Trump, Washington yönetiminin Küba’da “köklü bir değişim” istediğini söylerken, konuşma devam ettiği sırada Küba heyeti salonu terk etti.


 

Ülke ekonomisine değinen Trump, ABD’nin geri döndüğünü söyleyerek, “Ülkemiz bugün, geçmişten daha güçlüyüz. Ekonomimiz, enerjimiz, ordumuz en güçlü durumda ve geleceğimiz çok parlak. Ülkemizde suç oranını yüzde 80 azalttık. Yüzde yüze doğru gidiyoruz. Önceki yönetimden Amerika'nın karanlık çağını devraldık ve şu an altın çağını yaşıyoruz. Çok uzun zamandır devam eden küresel sorunları çözmeye de başladık. Dünyamızı daha güvenli bir hale getirmeye çalışıyoruz. Tehditlerin büyümesine izin vermek gibi bir niyetim yok. Sorunlar var oldukça çözümü daha da zor hale gelir. ABD'nin güçlü hale gelebilmesi için bir sürü ülke ile iş birliği yaptık. Barışı getireceğim dedim ve getirdim” ifadelerini kullandı.


 

“İran, terörün sponsoruydu”

Trump, İran'ın nükleer silah edinmesine izin vermeyeceğini belirterek, Tahran'la müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığını öne sürdü. Trump, “İran, terörün sponsoruydu. 51 yıllık fanatik İran rejimi, kaos yarattı. Orta Doğu'nun zorbalarıydılar artık zorba değiller. İran'ın nükleer silahlara erişmesine asla müsaade etmeyeceğim. Nükleer programlarını, teröre desteklerini sonlandırmak için müzakere masasına oturdum ama onlar kabul etmedi. Nükleer felaketin önüne geçtik. İran'a anlaşma için fırsat verdik ancak bunun gerçekleşmemesi üzerine askeri operasyon düzenledik. Hava savunmaları, deniz savunmalarını, insansız hava aracı kapasitelerini yok ettik. Operasyonlarımız sonrası bile sivil gemilere karşı saldırılarına devam ettiler. İran ile bir anlaşma yapacak mıyız, bu merak konusu. Onların daha iyi bir ülke olmalarına fırsat verecek miyiz yoksa onları yok mu edeceğim? İnancım anlaşma yapacağım yönünde ancak bu yine de vermem gereken bir karar. Ara seçimlerden hemen sonra bir anlaşmaya varacağımıza inanıyorum çünkü onların bunu yapmaması mantıklı değil. Onlar seçimlerdeki performansımı görmek istiyor. Ancak ben daha 2 buçuk yıl daha kalacağım” diye konuştu.


 

İran'a yönelik baskının artırılması için diğer ülkelere çağrıda bulunan Trump, şunları kaydetti:

“ABD donanması, Venezuela’dan 1 milyar dolarlık petrol çıkarttı. Sabah akşam oradan petrol çıkardık. Dünyaya sesleniyorum. Bize katılın ve İran'ın terör rejimine karşı durun. İran'ın izole edilmesinde tüm uluslar bize katılmalı. Terörist rejimin bu davranışının arkasında güçsüz ve çaresiz olmaları yatıyor.”


 

Trump, görevde olduğu sürede 8 savaşı sona erdirdiğini vurgulayarak, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sona ermesi konusunda da çok çalıştıklarını ve savaşın durmasını istediklerini bildirdi.

“Küba’daki durumun kökten değişmesini hedefliyoruz”

Küba'da yönetimin çok başarısız olduğunu savunan Trump, “Komünist rejimin büyük bir baskı altında olduğu Küba’daki durumun da kökten değişmesini hedefliyoruz. Küba, başarısız olmuş bir devlet. Küba, çöküyor ve çökecek. Komünizm asla ABD'ye gelmeyecek ama Küba'ya özgürlük gelecek” açıklamasını yaptı. Bu sözlerin ardından Küba heyeti salonu terk etti.

ABD, Grönland'da 2 askeri üs inşa edecek

ABD Başkanı Trump, Danimarka ve Grönland ile yaptıkları anlaşma kapsamında Grönland'da askeri varlıklarının olacağını dile getirerek, bunun ABD'nin güvenliği açısından önemli olduğunu aktardı. Trump, “Grönland'da uygun yerlerde geniş çaplı bir askeri varlık oluşturma sürecine derhal başlayacağız. Orada 2 adet çok büyük askeri üs inşa edeceğiz” dedi.


 

Gazze’ye yardım mesajı

Konuşmasında Gazze konusunda da değerlendirmede bulunan Trump, “Gazze Barış Kurulu’na üye ülkelerin yardım çalışmalarına sağladığı milyarlarca dolar katkı için minnettarız. Bu paralar doğrudan Gazze’nin yeniden imar ve yardım çalışmalarına gidiyor. Fas, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Pakistan, Suudi Arabistan, Türkiye ve daha birçok ülke katkıda bulundu. Bu ülkeler son derece cömert davrandı” diye konuştu.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

Özgürlük Söyleminin Gölgesinde Yıkım ve Yalnızlık: ABD Dış Politikasının Küresel Bilançosu! Uluslararası ilişkiler tarihi, kavramların ve retoriklerin maskelediği güç mücadelelerine sahne olmuştur. Bu retoriklerin en sık kullanılanı ve belki de küresel ölçekte en ağır sonuçlar doğuranı, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) askeri ve ekonomik müdahalelerini meşrulaştırmak için öne sürdüğü "demokrasi, insan hakları ve özgürlük getirme" vaadidir. Ancak yirminci yüzyılın ortalarından bu yana uzanan tarihsel kesit incelendiğinde, bu vaatlerin ulaştığı coğrafyalarda özgürlükten ziyade kurumsal çöküş, sosyo-ekonomik sefalet ve kalıcı bir istikrarsızlık bıraktığı görülmektedir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu gibi küresel platformlarda yaşanan diplomatik protestolar ve salonu terk etme eylemleri, bu dış politika pratiğine karşı biriken küresel tepkinin somut birer yansımasıdır. ABD’nin "müdahalecilik" vizyonunun geride bıraktığı en somut enkazlar Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Güney Asya’da açıkça gözlemlenebilmektedir. 2003 yılında "kitle imha silahları" ve "özgürlük" gerekçesiyle başlatılan Irak işgali, ülkenin devlet aygıtının çökmesine, yüz binlerce sivilin hayatını kaybetmesine ve bölgenin uzun yıllar boyunca radikal terör örgütlerinin açık alanı haline gelmesine zemin hazırlamıştır. Benzer şekilde, 2011 yılındaki Libya müdahalesi, Afrika’nın en yüksek refah seviyelerinden birine sahip ülkesini çok parçalı bir iç savaşa, kabile çatışmalarına ve ekonomik bir çöküşe sürüklemiştir. Afganistan’da yirmi yıl süren ve trilyonlarca dolarlık askeri harcamayla yürütülen operasyonların ardından yönetimin yeniden aynı aktörlere bırakılması, askeri müdahalelerin yerel halklar nezdinde bir kurtuluş değil, kaynakların tüketilmesi ve kurumsal bir yıkım süreci olduğunu ortaya koymuştur. Bu müdahalelerin ekonomik boyutu da askeri boyutu kadar yıkıcıdır. Latin Amerika’da, özellikle Küba örneğinde görüldüğü üzere, askeri olarak kontrol altına alınamayan rejimler onlarca yıldır uygulanan ağır ekonomik ambargolar ve abluka politikalarıyla boğulmaktadır. Bu yaptırımlar, hedef alınan yönetimlerden ziyade doğrudan halkın temel gıdaya, ilaca ve kalkınma imkanlarına erişimini kısıtlayarak kitlesel bir yoksulluğa yol açmaktadır. Bu durum, eleştirel uluslararası ilişkiler teorisyenleri tarafından, hedef ülkelerin zenginliklerinin ve jeopolitik bağımsızlıklarının bastırılmasına yönelik modern bir sömürü biçimi olarak nitelendirilmektedir. Küresel siyasetin bugünkü tablosuna bakıldığında, Washington’ın bu tek taraflı ve dayatmacı dış politika çizgisi, askeri gücün sağladığı ittifakların ötesinde derin bir diplomatik yalnızlığı da beraberinde getirmiştir. Tarihsel süreçte kurulan askeri ve stratejik ortaklıklar, ortak değerlerden ziyade konjonktürel çıkarlara ve bağımlılık ilişkilerine dayanmaktadır. Bugün gelinen noktada, ABD’nin uluslararası hukuku ve insan hakları normlarını esneterek koşulsuz ve sınırsız bir şekilde desteklediği yegane samimi müttefiki olarak İsrail kalmıştır. Bu durum, dünyanın geri kalanında, özellikle de müdahalelere maruz kalmış "mazlum coğrafyalarda" ABD’ye karşı kalıcı bir güvensizlik ve antipati dalgası yaratmıştır. Sonuç olarak; Libya, Irak, Afganistan ve Küba gibi ülkelerin tarihsel tecrübeleri, "özgürlük getirme" iddiasıyla yürütülen politikaların arkasında çoğunlukla stratejik, ekonomik ve hegemonik çıkarların yattığını göstermektedir. Şehirlerin harabeye döndüğü, hazinelerin ve kaynakların kontrol altına alındığı, geriye ise sadece perişanlık ve sefaletin kaldığı bu askeri doktrin, ABD'yi küresel kamuoyunun ve ezilen halkların vicdanında meşruiyetini yitirmiş ve yalnızlaşmış bir aktör konumuna taşımıştır.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23