Alper TAN 'Alper TAN 'Tarih Tekerrür Ediyor, ABD’ye Sırtını Dayayanlar Sırtüstü Devriliyor' başlıklı bir yazı kaleme aldı.' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Alper Tan'ın kaleme aldığı o yazı;
Aksa Tufanı’nın başladığı 7 Ekim 2023’ten bu yana ABD ve İsrail’in takip ettikleri siyasetin neticelerini ortaya koyup çarpıcı ve inanması zor bir soruyu gündeme getirmek istiyoruz.
ABD her geçen gün derin bir batağa saplanıyor.
Başkan Trump'ın tehdit ve şantaj siyaseti, süper güç ABD’yi çok tehlikeli virajda derin bir uçuruma doğru sürüklüyor.
Kanada için "51. eyalet" tehditleri ve Danimarka toprağı olan Grönland’a el koyma talepleri ciddi gerilimlere, siyasi ve duygusal kopukluklara sebep oldu. Kanada, ABD'ye karşı Çin, Avrupa ve Türkiye ile alternatif anlaşmalar yapmak için arayışa girdi.
ABD’nin sınır komşusu Meksika, ticaret anlaşmazlıkları, göç ve uyuşturucu politikaları yüzünden gerilim yaşıyor. Avrupa ülkeleri özellikle de Almanya, Fransa ve İngiltere’nin, NATO'da "bedavacılık" eleştirileri, ticaret tarifeleri, Ukrayna desteği ve iklim politikalarındaki farklılıklar nedeniyle ABD ile ilişkileri soğudu. Bu ülkeler transatlantik bunalım yaşıyor. Avrupa ülkeleri Çin'le yeni ticaret yolları aramaya başladı.
2026 başında ABD'nin Başkan Maduro'yu eşiyle birlikte kaçırma operasyonu ve askeri müdahale, Venezuella ile ilişkileri tamamen düşmanca hale getirdi.
28 Şubat 2026’da İran’a karşı başlatılan ABD-İsrail saldırıları nedeniyle kanlı bir savaşa dönüşen yarım asırlık gerilim, bu saldırgan iki ülkeye karşı öfke ve nefret duyguları sadece İran’la sınırlı kalmayıp bölgenin ve bütün dünyanın infialine yol açtı.
Trump’ın ikircikli Çin politikası hedefine ulaşamadığı gibi Çin halkının tepkilerine vesile oldu. ABD-Çin ticaret savaşı devam ediyor, ancak Trump zaman zaman "büyük anlaşma" arayışına girerek tavize hazır olduğu görüntüsü ile yumuşak karnını göstermiş oluyor.
ABD’nin sadık müttefiklerinden Hindistan bu yaşananlardan ders çıkararak özellikle savunma ve güvenlik konularında Rusya’ya yöneldi. Diğer yandan İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD’nin himayesi altında olan Güney Kore ve Japonya, Washington’dan hızla uzaklaşıyor.
ABD, Brezilya, Kolombiya gibi bazı Latin Amerika ülkelerinin solcu hükümetleriyle ideolojik çatışma yaşıyor. Brezilya Devlet Başkanı Da Silva ABD haydutluğuna karşı Latin Amerika’da en üst perdeden isyan ve itiraz eden lider. Da Silva, öfkeli konuşmasında şunları söylüyor. "İran’ın nükleer silah üreteceğine dair iddiaları yeniden uyduruyorlar. Geliştirmeyecekler! Bu, bildiğimiz eski stratejidir: Önce sana yalan söylerler, sonra seni yok ederler. Latin Amerika'yı uyuşturucu baronlarının kıtası, Arap dünyasını ise terörizmin eş anlamlısı olarak resmediyorlar. Peki bu filmde 'iyi adam' kim? Her zaman onlar! Savaşları haklı çıkarmak için kullanılan bu yalanlara artık son verilmelidir."
Brezilya Devlet Başkanının şu çağrısı tarihi nitelikte: "Dünya, silahlanmaya 2 trilyon 700 milyar dolar harcarken milyonlarca insan açlık çekiyor. Bir yandan gezegeni karbonsuzlaştırmaktan bahsedip, diğer yandan her Allah'ın günü bombalar yağdıramazsınız. BM Genel Sekreteri, beş daimi üyenin onayını beklemeden olağanüstü toplantılar düzenlemelidir. Eğer bu görevi yerine getiremiyorsanız, ya istifa edin ya da BM şartını tamamen değiştirelim."
Trump'ın “Önce Amerika” politikası, geleneksel müttefiklerinde bile hayal kırıklığı oluşturdu. Küresel kamuoyunda ABD'ye bakış yakın tarihin en dip noktasına inerek olumsuz etkilendi.
NATO’yu açıkça tehdit eden ve suçlayan Trump, ittifak üyesi bütün devletleri karşısına aldı. ABD’nin en imtiyazlı koruma ve himaye lütfuna mazhar olan soykırımcı İsrail bile sesini ve eleştirilerini yükseltmeye başladı. Birleşik Krallık, Polonya, Avustralya, Yeni Zellanda gibi devletler alternatif arayışlara başladılar. Macaristan’da, Avrupa’daki en sadık İsrail ve Trump destekçisi Viktor Orban son seçimi, ağır bir yıpranmayla kaybetti.
Son İran Savaşı, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Bahreyn ve BAE gibi ülkelerin gözünü açtı. ABD’ye asla güvenilemeyeceğini anladılar. Şimdi yeni bir arayış içindeler.
NATO’ya ve ABD’ye çok güvenen Baltık ülkeleri korkunç bir şaşkınlık yaşıyor. ABD, Mısır’ı tamamen kaybetti.
İsrail Dünyada iyice izole edildi!
7 Ekim 2023'ten bu yana soykırımcı Netanyahu'nun politikaları birçok ülkede İsrail karşıtlığını körükleyerek tarihin en düşük seviyesine indirdi. Brezilya, Bolivya, Belize, Kolombiya, Nikaragua, Güney Afrika, Türkiye, Ürdün, Bahreyn, Çad, Honduras, İspanya, İrlanda, Norveç ve Şili gibi ülkeler diplomatik ilişkileri sonlandırdı, askıya aldı veya elçilerini geri çekti.
Onlarca Latin Amerika ülkesi ve Müslüman ülkelerin tamamı sert tepki gösterdi.
BM'de ve uluslararası mahkemelerde, Güney Afrika'nın açtığı soykırım davası, UCM'nin Netanyahu hakkında tutuklama emri talebi, birçok Avrupa ülkesinin Filistin devletini tanıma adımlarını getirdi.
Kamuoyu anketlerinde (Pew 2025) özellikle Türkiye, Endonezya, İspanya, Japonya vb. 24 ülkede İsrail ve Netanyahu'ya olumsuz bakış ağır basıyor.
Yunanistan, Güney Kıbrıs, Arjantin, Etiyopya, Güney Sudan, Paraguay, Guatemala gibi İsrail’le dostluk veya müttefiklik ilişkisi olan ülkelerin çoğu bile son gelişmeler karşısında derin bir pişmanlık yaşıyor. İsrail ile olan ilişkilerinin bir güvence olmak yerine ağır bir risk ve yük olduğunu anlamaya ve sorgulamaya başladılar.
BAE, Bahreyn, Fas, Sudan ile yapılan İbrahim Anlaşmaları Gazze nedeniyle işlevsiz hale geldi.
Fransa, Almanya gibi bazı Batı ülkeleri hâlâ diplomatik ilişkiyi sürdürüyor ama Netanyahu hükümetine mesafe koyuyor ve Filistin devletini tanıma eğilimi artıyor. Özellikle BM ve insan hakları forumları başta olmak üzere İsrail'in uluslararası camiada izolasyonu arttı. Netanyahu'nun Gazze politikası İsrail'i Küresel Güney’de iyice yalnızlaştırdı.
ABD ve İsrail artık Dünyanın en yalnız, en itibarsız, en çok düşmanı olan, en çok nefret edilen ve en güvenilmez ülkeleri.
Bu iki ülke, Joe Biden, Donald Trump ve Benyamin Netanyahu’nun politikaları sayesinde bu hale getirildi. İnsanlığını kaybetmiş İsrail halkının bu konulardaki desteği de yüksek.
Trump, son olarak Papa Leo’yu hedefe koyup büyük Katolik Dünyasını da karşısına aldı. Bu güne kadar ABD’nin ülkelerle münasebetlerini berhava eden Trump, şimdi de Hristiyan alemini darmadağın etme aşamasına geldi.
Peki bu ülkeler uyguladıkları yanlış politikalarla göz göre göre bu hale getirilirken on yıllardır övmekle bitirilemeyen ABD ve İsrail “Devlet Aklı” nerde? Bu iki ülkeyi yönetenler her adımda devletlerine büyük zarar verirken “Devlet Aklı” niçin müdahale etmiyor? Onlar da bu politikaların doğru ve faydalı olduğunu ve neticede yine kazanacaklarını mı sanıyorlar yoksa ellerinden bir şey gelmiyor da sadece seyretmekle iktifa mı ediyorlar?
Bütün bu olup bitenlere rağmen neticede yine kazanacaklarını sanıyorlarsa ortada bir “Devlet Aklı” olduğu söylenemez. Gerçekten bir devlet aklı varsa bu akıl, ABD ve İsrail’in geleneksel devlet aklı olamaz.
O takdirde geriye bir tek ihtimal kalıyor. O ihtimali bir soruyla dile getirelim. ABD ve İsrail devletlerine derin bir darbe yapılarak “Sessiz Devrimler” yapıldı da Dünyanın bundan haberi mi yok?
ABD ve İsrail’e, insanlıktan çıkmışçasına bu kadar şuursuz, hesapsız, acımasız ve gaddarca savaşlar ve eylemler yaptırıp bu iki ülkeye dünyada öfke, kin ve nefret kazandıran ve iki ülkenin de göz göre göre çöküşünü hazırlayanlar kimlerdir? Bu darbe veya devrimin amacı nedir? İnanıyorum ki zamanı geldiğinde tüm dünya mutlaka bunu görecek ve öğrenecektir. Dikkatle ve heyecanla izleyelim. Yoksa bütün olup bitenlere baktığımızda bunun başka izahı olamaz.
Bu gerçekler ortaya çıktığında muhtemelen dünya büyük bir şok yaşayacak ve belki de bazı yönleriyle Nuh Tufanı sonrası gibi insanlık yeni bir evreye girecektir.
Bekleyip görelim!