• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

08.11.2021 Günün Âyet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
2021-11-08 07:26:00 - 2021-11-08 07:27:28

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
08.11.2021 Günün Âyet ve Hadisi

Sizler için seçtiğimiz günün âyet ve hadisini istifadelerinize sunuyoruz...

VAHYİN DİLİNDEN



وَاِذْ اَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَنٖٓي اٰدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَاَشْهَدَهُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْۚ اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْؕ قَالُوا بَلٰىۚۛ شَهِدْنَاۚۛ اَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّا كُنَّا عَنْ هٰذَا غَافِلٖينَۙ

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

“Rabbin Âdemoğulları’ndan -onların sırtlarından- zürriyetlerini alıp bunları kendileri hakkındaki şu sözleşmeye   şahit tutmuştu:

 Ben sizin rabbiniz değil miyim?

“Elbette öyle! Tanıklık ederiz” dediler.

 Böyle yaptık ki kıyamet gününde, “Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz.”

 (A'râf Suresi - 172)          (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı)

 TEFSİRİ:

İslâm akîdesine göre insanoğlunun bütün sorumluluklarının başında Allah’ın varlık ve birliğini kabul etme ve yalnız O’nu Tanrı olarak tanıyıp kulluk etme görevi gelmektedir. Fakat insanlar, sorumlulukları hakkında gerektiği biçimde bilgi sahibi kılınmazlar yahut böyle bir bilgiye ulaşma yeteneği ile donanmış olmazlarsa bu durumu bir mazeret veya bahane olarak ileri sürmekte haklı olurlar. Bu sebeple söz konusu büyük sorumluluğun âdil bir temele dayanması için insanların bu hususta yeterli donanıma sahip kılınmaları gerekmiştir. Bu iki âyette insanların Allah tarafından böyle bir bilgi veya yetenekle donatıldığı haber verilmekte ve bunun gerekçesi açıklanmaktadır.

Tefsirlerde bu âyetlere iki farklı anlam verilmiştir:

a) Eski tefsirlerde geniş yer tutan, çoğu birbirinin tekrarı mahiyetindeki rivayetlere göre Allah Teâlâ dünyayı yaratmadan önce dünyaya gelecek olan bütün insanların ruhlarını –sonraları âyetin lafzından hareketle “rûz-i elest, bezm-i elest” şeklinde terimleşen– ruhlar âleminde bir araya getirerek onları kendi varlığına tanık kılmış; kendisinin onların rabbi olduğunu yine onlara onaylatmış; bu gerçeği tasdik ettikleri yönünde onlardan söz almış ve böylece kendisi ile dünyaya gelecek bütün kulları arasında bir tür sözleşme akdetmiş; ayrıca bu sözleşme yahut taahhüde onların bizzat kendilerini şahit tutmuş veya bir kısmını diğerleri hakkında tanık göstermiş ya da –bir başka yoruma göre– bizzat kendisinin ve meleklerin bu sözleşmeye şahit olduklarını onlara bildirmiştir. Böylece insanların, “Bizim böyle bir sorumluluğumuz olduğunu bilmiyorduk” diyerek yahut inkârcılık veya putperestliği kendilerinin icat etmediğini, bunu atalarından miras aldıklarını, başka türlü bir bilgiye sahip olmadıkları için kendilerinin de bu inancı sürdürdüklerini, dolayısıyla bu hususta kendilerinin bir günahı ve sorumluluğu olmaması gerektiğini belirterek sorumluluktan kurtulmaları da önlenmiştir. İlk dönem Selef âlimleriyle sûfî âlimler, Sünnî ve Şiî kelâm bilginlerinin çoğunluğu âyeti böyle yorumlamışlardır.

b) Burada belirtilen sözleşme mecazi anlamda olup bu olay, dünya yaratılmadan önce değil, her insanın kendi bedeninin yaratılması sırasında gerçekleşmektedir. Bir görüşe göre zürriyetlerin baba sulbünde yaratılışı esnasında, başka bir görüşe göre anne rahmine yerleşip organik oluşumunu tamamlaması sürecinde Allah Teâlâ insanoğlunun doğasına ya da fıtratına kendisinin varlık ve birliğini tanıma, kavrama ve dolayısıyla kendisine inanma yeteneğini yerleştirmektedir. Şu halde Allah, her insanı, iman etmesi için yeterli zihnî ve psikolojik donanıma sahip kılmakta; iç ve dış âlemde kendi varlığına ve birliğine kılavuzluk edecek birçok kanıtlar yaratmaktadır; böylece O, sanki insanlara, “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” diye sormakta, onlar da “evet” diyerek bunu tasdik etmektedirler. İnsanın doğasındaki iman kabiliyeti bu âyetlerde temsilî bir dille anlatılmış bulunmaktadır (Zemahşerî, II, 103). Nitekim başka âyetlerde de buna benzer anlatımlar mevcuttur. Meselâ Fussılet sûresinin 11. âyetinde göğün ve yerin Allah’ın yasalarına göre işleyişi, “Dahası O, duman halinde olan semaya iradesini yöneltti; ardından ona ve arza, ‘İsteyerek veya istemeyerek (varlık sahnesine) gelin!’ buyurdu. ‘Boyun eğerek geldik’ dediler” şeklinde anlatılmıştır. Mu‘tezile ve Mâtürîdî âlimleriyle bazı Eş‘arî ve Şiî âlimlerinin de bu görüşte oldukları bildirilmekte, Fahreddin er-Râzî’nin de bu görüşte olduğu anlaşılmaktadır (XV, 47). Başta İbn Teymiyye olmak üzere sonraki Selefîler, Allah’ın insandan ahid ve mîsâk almasını, insanın psikolojik muhtevasına kendi varlık ve birliğini tanıma kapasitesi vermesi şeklinde anlamışlardır. Nitekim Hz. Peygamber’in, “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar” anlamındaki hadisi de (Buhârî, “Cenâiz”, 93; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 18) bunu anlatmaktadır.

İlk görüş doğru kabul edildiğinde ruhların bedenlerden önce yaratıldığını da kabul etmek gerekmektedir. Ancak ikinci görüşü benimseyenler bunun doğru olmadığını savunurlar. Konu insanın bilgi alanını aştığı ve gayb alanına girdiği için âyetlerde bildirileni tasdik ederek insanlardan bir şekilde iman sözü alındığına inandıktan sonra bunun mahiyetinin ne olduğu hususunda kesin bir görüşü kabul etmek gerekli değildir. İşin hakikatini Allah bilir. 174. âyette işaret buyurulduğu üzere insana düşen görev, Allah’ın rab olduğu gerçeğini kavrayabilecek güçte yaratıldığına ve bu hususta kendisinden söz alındığına iman edip verdiği söze sadık kalmaktır.

Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 623-652

'Kalu Bela'yı neden hatırlamıyoruz?

1-İnsan anne rahmine iken pek çok devreler yaşıyor. Bu devrenin 4. Ayında cenine ruh ilka ediliyor. Geriye kalan 5 aylık süre zarfında ruh ve cenin anne karnında yaşamasına rağmen hiçbir şey hatırlamıyor. Çünkü gelişebilen görme işitme gibi akletme ve gördüklerini hıfzetme yeteneği de  büyüdükten sonra gelişimini tamamlıyor. Bunula berabere sadece anne karnında değil bebeklik ve çocukluk dönemine ait de pek çok şeyi hatırlamıyoruz. Buna rağmen büyüdükten sonra daha öncesi devrelere ait “neden ben hatırlamıyorum” demesi anlamsız kalır

2- Pek çok duyu organlarımız sınırlı yaratılmıştır. Örneğin görme, işitme, koklama ve duyma gibi duyu organlarımız sınırlı yaratılmıştır. Hatta bu konuda pek çok hayvan bizden daha iyi görebiliyor ve koklayabiliyor. Bunu gibi hafızamızda sınırlı yaratılmış ve Allah’ın bir çok hikmeti gereği pek çok olayları unutabiliyoruz. Eğer unutkan bir varlık olmasaydık geçmişte yaşadığımız pek çok korku ve sıkıntının izlerini hayat boyu devam ettirecek ve dünya saadetimiz mahvolacaktı.


 

 ALLAH RASULÜNDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)   

"Kıyametin hemen yakınında anarşi ve kargaşa günleri vardır."

 (Müsned, II/492)

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

samimi

"....Kendisinin onların rabbi olduğunu yine onlara onaylatmış; bu gerçeği tasdik ettikleri yönünde onlardan söz almış ve böylece kendisi ile dünyaya gelecek bütün kulları arasında bir tür sözleşme akdetmiş...." İlk verdiğiniz ayet ve hadis günü keşke bundan ( baştan) başlasalardı demiştim o bugün oldu çok şükür... burada çok ilginç birşey var... Rabb' terbiye eden demek...terbiye belirlenmiş kural ( kanun)... yöntem ve uygulama ile olur...yani Allah'ın emirlerini o gün kabul etmişiz... çünkü Allah'ı yaratıcı ( khalik) olarak sorduğunda ben sizin khalikınız değil miyim? diye sormamış...Rabbiniz değil miyim? dediğinde...hemen "belâ" çok ilginç bir kelimedir...hemen tersini kabul anlamına gelir...bu arada " belâ" kelimesinin Türkçedeki anlamına dikkatinizi de çekerim... çünkü sadece bu değil... hayır...tevekkeli...hilkat garibesi gibi kelimeler Arapçada ki o güzel anlamlarını yitirirken... neyse Türk diline girmeyelim... içinden çıkamayız....kâlu belâ..(hemen ) evet Yarabbi sen bizim Rabbimizsin dedik... işte; dünyaya geldiğinde o verdiği sözü hatırlayanlar iman edip teslim olanlar...hatırlamak istemeyip üstünü örtenler inkâr edenler... küfür : var olan bir şeyin üstünü örtmek...kâfir : örten demektir ... münafık ( iki yüzlü ve nifak çıkaran (toplumda kötülüğün yayılması işini yapanlar ) menfaat olduğu zaman hatırlayıp...zarar dokunacağını düşündüğü zaman unutanlar...kargaşayı çıkarıp kaosdan beslenenler bunlardır... Allah'a verdiği sözü tutan, insana verdiği sözü de tutar... Allah'ın verdiği emanete can, mal ,namus, evlat, çevresindeki herşeye iyi davranan , kendisine verilen emanete riayet etmiş olur...( bu sebeple sigara içmek intihar gibidir)her işini Allah için yapan Allah'ı ve verdiği sözü her daim tutma gayretinde demektir...niyeti iyi olanın akıbeti de iyi olur inşaallah... böyle umuyoruz...

samimi

Allah cc. kullarına öyle methametli ki...dünyaya geldiğinde hatırlamayanlara peygamberler göndererek... inkâr edecekleri ( ilmiyle bildiği halde) rahmet ve şefkatinden uyararak...iman edecekleri müjdeleyen elçiler vasıtasıyla bırakmamış...daha sı; yaşadıkları üzerinde düşündüğünde bile karşılaştığı olaylar üzerinden mânâlandırdığında gerçeklerle yüzleşebilir... niyetini ve samimiyetini yoklayarak burda yanlış yaptım affet Allahım diyebilir... tevbe edene kucak açarak ne güzel bir Velî olduğunu gösteren Allah'a koşarak Rabb' olduğunu kabul edebilir... fırsat verdiğini görebilir...bunu görememek bile en büyük gaflettir...Vel hasılı kelam; kul Allah'ını bırakmaz sa Allah kulunu bırakmaz... Allah'ı unutanlara Allah CC. da sonunu ahiretini unutturur...unutanları da bize şöyle haber verir Rabbimiz ( Allah'a sığınırız her daim)...onlar bizi tekrar dünyaya gönder de iyilerden olalım derler ...yine gönderilseler aynısını yaparlar...demekki sözünde durmayan insan bunu tekrar da edebiliyor...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23