Rahmetli Erbakan Hoca’yı özlemle anarken...
Vefat yıldönümünde rahmetli Erbakan Hoca’yı anarken, Akit gazetesine Ankara Temsilcisi olarak atandığımız 1998 yılından itibaren yakından takip etmeye çalıştığımız bu büyük dâvâ adamının hangi durumda nasıl davrandığına bakıp “misal almaya” çalışıyorum.
Onunla uzun yıllar boyunca omuz omuza mücadele vermiş dostlar kusura bakmazsa, bu fakir, kendi penceresinden gördüklerini yazacak.
Rahmetli Erbakan Hoca nasıl bir insandı?
Asla vazgeçmeyen bir ruh hali...
En kötü anlarda, en sıkıntılı günlerinde programını aksatmazdı.
Misal mi?
Vefatından birkaç gün önce, doktorlar ümidi tamamen kesme noktasında...
Rahmetli Erbakan Hoca “dâvâ arkadaşlarından birine” diyor ki;
“Şu ittifak işini aman geciktirmeyin!”
O vakitler BBP’nin başında bulunan Sayın Yalçın Topçu anlattı:
“Bana rahmetliden böyle bir mesaj geldi. Ben de böyle bir ittifakın sözkonusu bile olamayacağını lisan-ı münasip ile ifade ettim.”
Dikkatinize arz etmiş olayım;
“Ölüm döşeğindeki büyük dâvâ adamı, o haldeyken gündeminden kopmuyor.”
Bizler nezle olsak, yatak döşek!
•
Tekrar olacak ama varsın olsun, hayırlı olanı tekrar etmekte de hayır vardır.
Bir gün kendisine dendi ki;
“Hocam, siz yıllar yılı uğraştınız uğraştınız kaymağını başkaları yiyor!”
Rahmetli Hocam gözlerini gözlerime sabitledi ve...
“Evlât!” dedi;
“Kaymak dünyada yenmez.
Kaymak, Cennet’te yenir!”
Öyle bir on saniye mi desem, on beş saniye mi desem, gözler öyle kilitli kaldı.
TREN KAÇTI, YAKALAMAYA ÇALIŞIYORUZ!
Rahmetli Erbakan Hoca’nın Refah Partisi’ni daha geniş kitlelere açmak için yaptıklarından bazılarına karşı çıkmıştım.
Bunun dışında hep destek vermeye, hep yanında olmaya çalıştım.
Özellikle o son derece politik gerekçelerle açılan “1 Trilyon davasında” destek verme ameliyesini ihmal etmemiş olmamdan dolayı çok memnunum.
Zira o günlerde Başbakan değildi, parti başkanı değildi, kendisinden dünyevi menfaat beklenemezdi, benim ona yönelik haksızlığa tepkim tamamen “kalbî”ydi, Allah rızası için sevdiğime destek.
Ben, rahmetliye Başbakan olduğu dönemde yeterince destek verememiş olmaktan dolayı sorguluyorum kendimi.
Otuz iki yaş civarındaydım, askerlik ertelenemez noktaya gelmişti, gidip geleyim dedim, sekiz aylık kısa dönem...
O günlerde, olan biteni kışladan izlemek mecburiyetindeydim.
Çok kısıtlı, koalisyonun büyük ortağı olmasına ancak imkân veren bir oy oranı ve milletvekili sayısı ile “iktidar” gücünü kullanmaya çalışmak...
O günleri düşünün;
Medyada hâkimiyet neredeyse tamamen “ülke düşmanlarının” elinde, askeriye öyle, yargı böyle, emniyet şöyle, sermaye öbürlerinde, Türkiye bütün alanlarda Siyonizm’in kontrolünde...
Ve rahmetli Necmettin Erbakan!..
Etrafındaki “fedakâr köylülerle” bir hareketi yürütmeye çalışan bir büyük ilim ve bilim adamı, bir büyük siyaset dehâsı...
Türkiye, “Devrim Otomobili”ni önümüze seren atılımcı ruhuna sahip çıkabilseydi, şu anda katma değeri yüksek ürün istihsalinde kafaya oynayan ülkelerden biri olurduk.
Yıllar yılı bizlere araba diye “teneke” kakalayarak milyonlarca vatandaşımızı katleden “boynuzlu statüko savunucuları” bastırdı, onların medyası bastırdı, olmadı.
Şimdilerde şahitlik ettiğimiz, uzun yıllar önce kaçırılmış treni kan ter içinde yakalama çabası.
Rahmetli Erbakan Hoca’nın bıraktığı yerden devam ettirmek, Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Ahmet Davutoğlu’na düştü...
Kaynak sağlam, istikamet düzgün, sonuç da iyi olur inşallah.
Rahmetli Erbakan Hoca’yı vefatının beşinci yıl dönümünde şükranla anıyoruz.