Barzani, FETO ve nankörlük

10 Ekim 2017 Salı

Salih Müslim ve Abdullah Öcalan tahsilini Türkiye’de yapmıştı. Devletten aldığı bursla, güvenli bir ortamda, Türk vatandaşı olarak bu ülkenin bütün nimetlerinden yararlanmış, daha sonra da bu ülkeye nasıl ihanet edebileceğinin hesabını, İsrail ve ABD ile birlikte planlar yaparak, Türkiye’ye olan vefa borcunu ödemek yerine, ihanetini ortaya koymak üzere PKK ve PYD’yi kurmuş, Barzani ile de müşterek hareket ederek, ideolojisi ve hayali olan bağımsız Kürdistan için, birbirlerine destek vererek, bugüne kadar Türkiye’nin dibini delmek üzere her türlü ihaneti yapma faaliyetlerinde bulunmuşlardır.

40 yıla yakın Türkiye’ye karşı yapmış olduğu silahlı terör eylemleri ile iki taraftan pek çok insanın ölümüne sebep olmuş ve Türkiye’ye en az 500 milyar dolar zarar vermiştir. Ona destek vaadiyle sırtını sıvazlayan ABD, AB ve İsrail onun Türkiye’ye verdiği zararlarla, maksatlarına alet edip kullandıktan sonra, onu paket edip Türkiye’ye elleriyle teslim etmişlerdir.

ABD’nin ve AB’nin bu kalleş yüzünü gördükten sonra, bu ihaneti çok çabuk unutan Salih Müslim ve Barzani de, aynı tuzağa, aynı hayalle tekrar düşmüşlerdir. ABD’nin Suriye’yi parçalamak için Irak’ta olduğu gibi bahane olarak ürettiği DEAŞ terör örgütünü hazırlayıp planlayarak,  Kürtlerin başına musallat etmiştir.

DEAŞ’a karşı mücadele ettirme niyeti ile  binlerce TIR silahı bütün dünyanın gözleri önünde, PKK ve PYD’ye destek amaçlı verdiğini söyleyerek kandırmış, esas maksadı olan bağımsız Kürdistan hayalini ajan provokatörleri vasıtası ile hem Irak’tan tamamen ayrılmak, Türkiye’ye karşı da, savaşmak doğu ve güney doğudan parça koparmak amacı ile onları cesaretlendirmiştir.

Türkiye’nin son ana kadar iyi niyetli davranması, Salih Müslim’in ve Barzani’nin peşmergelerine koridor açmasına rağmen, IŞİD’e karşı mücadele etme sözünü veren, Salih Müslim ve Barzani sözünde durmamıştır. Her ikisi de Türkiye’de ağırlamış, kırmızı halılarla devlet başkanı gibi karşılanmış ve itibar görmüşlerdir.

Dost ve kardeş olarak kendilerine bakılmış, fakat gelinen bu noktadaki olaylar gösteriyor ki, hain, hainliğinden hiçbir zaman vazgeçmez. İsrail bayrağına secde eden ve Molla Mustafa Barzani’nin oğlu, Molla Mesut Barzani nasıl bir mollalık unvanını kullanabilir. (MOLLA: Din adamı veya Din de derinleşmiş Alim kişilere verilen bir unvandır.)

Allah’a secde etmesi gereken, Türk bayrağına sarılması beklenen, Sünni’si ileŞii’si ile Müslüman olan dindar Kürt halkı, nasıl olur da Yahudi bayrağına secde edebilir?

Türkiye’nin her şehrinde, en mutlu ve güvenli bir ortamda pek çok zengin işadamları, Kürtlerin Yahudi bayrağına secde etmesine, en çok onların tepki vermesi gerekmez miydi? 

Dünyanın hiçbir yerinde, Türkiye›deki kadar güvenli ve rahat olmaları mümkün değildir. Diğer taraftan Türkiye’nin en önemli kurumlarını ve para trafiğini kontrol eden Yahudilerin de, yine utanmaları ve sıkılmaları gerekirdi. Referandumdan sonra Barzani’ye ve Irak’ın bölünmesine, Kuzey Irak Kürt devletinin tanınmasını kabul eden İsrail devleti olmuştur.

Yine Türkiye’nin ekmeğini yiyen İsrailliler ve Yahudi cemaatine de yazıklar olsun. Bu ülkede asırlarca güven ve huzur içinde yaşayıp büyük ticaretler yapıp, holdingler kurarak, Türkiye’yi istedikleri gibi sömürdükleri halde, Barzani’ye karşı en ufak bir tepkide ve açıklamada bulunmamışlardır. 

Hatta el altından alkışlayıp destek vermişlerdir.

İşte ihanet cibilliyetlerinde sürekli var olan, Barzanilerin geçmişi biraz karıştırılırsa, huyundan ve tüyünden bir şey değişmediği, kaybolmadığı görülecektir. İhanet ve nankörlük sari hastalık gibi bulaşıcıdır ve cibillidir. 

Geçmişte cinsi, cibilliyeti neyse; hareketleri, davranışları bugünkü gibi nesline de yansır. Dedesi bir bahçeden erik çalsa, torununun dişleri kamaşır derler. İnsanın da karakter ve temayülü yaratılıştan kendisine verilmiştir. Ya hak ve hakikat yolunda sadakatle, veyahutta nimetlere karşı nankörlükte devam etmeye uygun fıtratta yaratılmıştır.

Nankörlük zaten nimete körlük etmek manasında, telaffuz edilebilir. Buradaki körlük nimeti görmezden gelmek demektir.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim de, mealen 33 civarında ayette, insanoğlunun nankörlüğü yatkın olduğuna işaret ederek, karşılaşabileceği nankörlüklere karşı tedbirli olmayı, kendisinde olan nankörlük fıtratını da şuurlu bir imanla eğiterek, terbiye edip bastırmasıyla önlenebileceği belirtiliyor.

Nankörlük şahıslar arasında olursa şahıslara, aileye yönelik olursa aileye, fakat nankörlük devletlerarası olursa, devletlere ve umumun hukukuna zarar verir. Genel olarak milletler arası münasebetlerde, vefalı müttefik aramak diye bir şey yoktur, karşılıklı mütekabiliyet vardır, Ulusal güvenlik ve ulusal çıkarlar mevzubahistir. 

Bir Ayet-i Kerimede; “Beni anın, ben de sizi anayım, bana şükredin de nankörlük etmeyin” buyruluyor. 

11/ 9: Şayet insana tarafımızdan bir rahmet tattırır, sonra da onu kendisinden geri alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör bir kimse olur.

80/17: O kahrolası insan ne nankör şey.

25/50:Ant olsun bunu insanların öğüt almaları için aralarında, çeşit çeşit şekillerde anlatmışızdır. Ama insanların çoğu ille nankörlükedip 
diretmiştir.

İşte nankörlükle ilgili pek çok uyarı Ayetlerine rağmen, Kur’an’ın öğütlediği hususları ciddiye alıp, anlayıp kendi hayatımızda ve devlet yönetiminde, gerekli tedbirleri almasak nankörlüklerden meydana gelecek pek çok hayal kırıklıkları ve zararlara maruz kalabiliriz. Tıpkı 15 Temmuz FETÖ darbesi ve dost zannettiğimiz İsrail ve Barzani iş birlikteliği gibi. Aslında Kur’an düşünenler için bir öğüt kitabıdır.

 

  • Eşşeğin okuması farketmiyorEşşeğin okuması farketmiyor1 ay önce
    Öcalanın tahsilini burda yapması normaldi; hain olsa da vatandaştı çünkü.. (yaptığı da tahsilse tabii) ama öteki hariçten Kimya okudu eşşek!