FETÖ ve yalan

26 Ağustos 2017 Cumartesi

Yalanı azık edinmiş bir topluluk nasıl kurtuluşa erebilir ki. Adı yalancılar kütüğüne kaydedilmiş fert ve toplulukların yapamayacağı hiçbir kötülük, işleyemeyeceği hiçbir lanetlik iş yoktur.

Bunun somut örneklerini FETÖ elemanlarının mahkemelerdeki ifadelerinde çok açık görüyoruz. Baştan sona yalana sarılan ve sadece yalandan medet umar hale gelen bu kimliksiz, bu kişiliksiz varlıkların düştükleri durum elbette bir sonuçtur ve bu sonucu doğuran en önemli sebep de, işin kırılma noktasında terk edilen sabit değerlerdir. 

Bu değerlere dönerek ebedi kurtuluşa ermek yerine, kötü sonuca sarılarak sürekli bir kısır döngünün çarkları arasında dönüp durmayı tercih ve böylece hem dünya hem de ahireti kaybettirecek varyantlarda yuvarlanış nasıl bir akıl tutulmasının eseridir, bunu salim akıl ve düz mantıkla izahın imkânı yoktur.  

Bize bir zamanlar, “size birisi saatin kaç olduğunu sorsa, buna doğrudan saatinizin gösterdiği ibrelere bakıp cevap verirseniz, bilerek ya da bilmeyerek yalan konuşmuş olmanız muhtemeldir. Onun için, benim saatimin gösterdiğine göre saat şu, deyin” diyen bir kişinin kendisi de dahil bütün elemanlarının şimdi her saniyede bin yalan üretmeleri nasıl ibretlik bir sonuçtur? Generalliğe kadar terfi etmiş bir kişinin başka değerleri bir tarafa bırakın, sadece taşıdığı üniformanın izzeti hatırına yalandan kaçınması, ifadelerinde aleyhine bile olsa doğruları ifade etmesi gerekmez mi? Ama yok işte, içlerinde bir tane mert adam yok! Yüzlerine yüzlerce somut delil fırlatılıp gösterildiği halde, yine aynı pişkinlikle yalanını sürdürebilmek nasıl bir ar çatlamasıdır, bunu bizim bilmemiz, anlamamız elbette mümkün değildir.

“Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve sadıklarla/ doğrularla beraber olun”(Tevbe:119) ayeti bize hangi şartlar altında olursak olalım, eğer mümin sıfatının muhatabı isek daima doğrularla beraber olmamızı amirdir. 

Peygamberimiz Efendimiz, bir bakıma bu ayetin de tefsiri sayılabilecek nurlu beyanlarında şöyle buyurmaktadır: “Doğruluk kişiyi birre/ güzel ahlakın bütününe götürür; birr insanı cennete taşır. Kişi doğru söyleye söyleye neticede sıddıklardan olur. Yalan kişiyi günahlara salar. Günahlar kişiyi cehenneme taşır. Kişi yalan söyleye söyleye yalancı olur; sonuçta Allah katında adı yalancı diye kaydedilir.” 

Hadisten de anlaşıldığı üzere, diğer günahları işlemek, insanı işlenen günahla sınırlı bir günahkâr haline getirdiği ve başka yanlış alanlara sirayeti doğrudan söz konusu olmadığı halde, yalan öyle değildir. Yalan, kendisi bir günah olmakla birlikte hadiste fücur olarak anlatılan daha pek çok günahla kişiyi doğrudan irtibatlı hale getirir. Ve o insanın Allah katındaki adı “yalancı” oluncaya dek bu fasit ilişkiler ağı sürer gider. Bu sonuca demir atınca da artık o sürekli yalan üretir; ürettiği her yalanla birlikte daha pek çok günah sarmalına kapılır; kurtuluşu imkânsız bir girdaba yuvarlanır. 

Bediüzzaman Said Nursi der ki: Yol ikidir. Ya sükut etmektir; çünkü söylenilen her sözün doğru olması lazımdır.. Veya sıdktır/ doğruluktur; çünkü İslamiyet’in esası sıdktır. İmanın esası sıdktır. Bütün kemalata isal edici sıdktır. Ahlak-ı aliyenin hayatı sıdktır. Terakkiyatın mihveri sıdktır. Alem-i İslam’ın nizamı sıdktır.   

Ve yine der ki: Yalan küfrün esasıdır. Yalan nifakın birinci alametidir. Yalan, Kudret-i İlahiyeye bir iftiradır. Yalan, hikmet-i Rabbaniyeye zıttır. Ahlak-ı Aliyeyi tahrip eden yalandır. Alem-i İslam’ı zehirleyen ancak yalandır. Alem-i beşerin ahvalini fesada veren yalandır. 

Bir örnek hatıra: “Binbaşı merhum Âsım Bey isticvap edildi; eğer doğru dese, Üstadına zarar gelir ve eğer yalan dese, kırk senelik namuskârane ve müstakimane askerliğinin haysiyetine çok ağır gelir diye düşünüp, `Yâ Rab, canımı al!` diyerek, on dakikada teslim-i ruh eyledi. İstikamet şehidi oldu.”   

FETÖ elemanlarının yalanla bütünleşmelerini sadece sorgulama esnalarına münhasır görmek ve bu mevzuda onlar için mazeret gerekçesi aramak büyük hata olur. Çünkü ihtişamlarının tavan yaptığı, hiç kimse tarafından sorgulanmadıkları, tam aksine herkesi onların sorgular olduğu dönemlerde de bunlar yalana kilitlenmiş bir haldeydiler. Bununla kurdukları kumpasları kast etmiyorum, normal hayatlarındaki sıradan konularla ilgili sıradan konuşmalarını kast ediyorum. 

Hayret ederdim, niye bu insanlar bu kadar yalanla içli dışlı hale geldiler diye; ve gerçekten hiçbir anlam veremezdim. Şimdi anlıyorum ki, sonunda maruz kaldıkları kahr-ı ilahiye istihkak kazanmaları içinmiş..  

 

  • Mehmet Yaşar ÖzerMehmet Yaşar Özer2 ay önce
    Katılıyorum kardeşim.