31 Mart 1909’dan, 31 Mart 2015’e... Yine fitne, yine kaos!

04 Nisan 2015 Cumartesi

Bundan 30 yıl önce Fındıkzade’de oturuyordum... Otobüsten inmiş, eve doğru ilerlerken, yanımdan rüzgâr gibi geçen ve “can havliyle koşan” birisi, bir yandanda bağırıyordu;

“Hırsız vaar!.. Yakalayın hırsızı!”

Allah, allah;

Adam “hırsız vaar” diye bağırıyor ve güya onu “yakalamak” için koşuyordu ama, koştuğu istikamette, hiç kimse yoktu!..

Ben ne olduğunu anlamaya çalışıyordum ki; bir başka adam geçti yanımdan...

O da bağırıyordu;

“Yakalayın, kaçırmayın!..

Tutun şu hırsızı!”

O an anladım ki;

“Asıl hırsız, öndeki adamdır!”

O da, “hırsız var” diye bağırmaktadır ama, “yakalanmaktan kurtulmak” için bağırmaktadır!..

YAVUZ HIRSIZ TAKTİĞİ

Son günlerde “Okyanus Medyası”nın haberlerine bakıyorum da, “hırsızın taktiği”ni uyguluyorlar!.. O haberlere bakanlar zannedecek ki, bunlar “pir-u pak”tır ve hiçbir olaya karışmamışlardır!..

Oysa, “hırsız vaar” diye bağırsalar da, “asıl hırsız kendileri”dir!..

Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın şehit edildiği “DHKP-C Saldırısı” ile ilgili haberlerinde; “Silah ne ki, bomba bile sokmuşlar” başlığını kullanmışlar!..

Tamam, “bomba bile sokmuşlar” da, o bombaları sokturan kimler?..

“Paralel”in hiç mi parmağı yok?..

Demişler ki;

“Karanlık eller, kaos peşinde!”

Yapma yaa!..

Paralel’den alâ “karanlık el”, Paralel’den alâ “Kaos Plânı” yapan mı olur?..

Hani, “Yavuz hırsız, ev sahibini bastırırmış” derler ya; bunlar da; “manşetlerden bağırarak” kendilerinin hazırladığı “kaos plânları”nı gizlemenin derdinde!..

“Karanlık el” diyorlar... 

Peki “elektrik”leri kesip, tüm Türkiye’yi “karanlığa” sokan TEİAŞ’taki “karanlık el”, kimin elidir!..

Uzmanlar diyor ki; “Böyle bir sistem, ancak içeriden düzenlenecek bir sabotajla çökertilebilir!”

Peki, 31 Mart Salı günü elektrikleri kesen ve tüm Türkiye’yi karanlığa sokan bu sabotajda ve hemen ardından gelen “Adliye baskını”nda Paralel’in hiç mi dahli yoktur?..

HOCA-LOCA SABOTAJI!

Lütfen “zamanlama”ya dikkat!.. 30 Mart Pazartesi günkü Yeni Şafak’ta “Fetullah Gülen’in masonluk belgeleri” yayınlandı...  25 Mart 1975 tarihli belgede, “Gülen’in Masonluğa sadakati”ni gösteren ifadeler ve “yemin”i yer alıyordu!..

17 Temmuz 1969 tarihli belgede ise; “Fetullah Gülen’in taltif madalyası ile ödüllendirilmesine oy birliği ile karar verildiği” görülüyor!..

Daha bir sürü belge!

Hepsi de;

“Orijinal belge!”

Yeni Şafak, Pazartesi günü tam sayfa olarak verdiği haberde, “Fetullah Gülen’in KARANLIK Dünyası”nı deşifre ediyor... Bu haber, Türkiye’nin gündemine, adeta “bomba” gibi düşüyor!..

“31 Mart Salı günü sabahı”nda ise; 

Dikkatleri, “Gülen’in karanlık dünyası”ndan başka yönlere çekmek isteyen birileri, “elektrik”leri kesiyor ve saat 10.36’da “Türkiye’yi karanlığa gömüyor!”

Yine aynı gün, saat 11.00-12.00 arası... Bu defa da, “DHKP-C’li teröristler”, gösterdikleri “sahte kimlik”lerle Çağlayan Adliyesi’ne giriyorlar ve Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın odasına çıkıp; önce “rehin” alıyorlar, daha sonra ise “şehit” ediyorlar!..

Şahsen ben;

Tüm bu olayların, “birbirleriyle bağlantılı” olduğunu düşünüyorum... 

Slovenya, Slovakya ve Romanya seyahatinde beraber olduğumuz gazeteci arkadaşlarım da şahittir ki; “Türkiye’nin karanlığa gömüldüğünü” öğrendiğim an, kendilerine dedim ki;

“Bu kesinti olayı,

Hoca-Loca sabotajıdır!”

Sizce de öyle değil mi;

“Fetullah Gülen’in Masonluk belgeleri”nin yayınlandığı günün ertesinde, hem “elektrik sabotajı”, hem de “Savcı’ya suikast”, ardından da “Vatan’daki Emniyet Müdürlüğü’ne saldırı” meydana geliyor!..

“Teknik açıklamalar” ne olursa olsun; özellikle “elektriğe sabotaj” olayı, kesinlikle “Hoca-Loca işi”dir!..

Biliyorum, bazıları “paranoya” içinde olduğumu, “komplo teorileri” ürettiğimi söyleyeceklerdir ama iddiamda ısrarlıyım: “Bu işte Paralel’in parmağı vardır!”

Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın açıklamalarını biliyorsunuz... Bakan Yıldız; yapılan araştırmalarda 3 santralin 1’er saniye arayla devreden çıkması sonrasında kesintilerin meydana geldiğini belirtirken, söz konusu 3 santralin bahsedilen aralıklarla devre dışı kalma ihtimalinin sadece 86 bin 400’de 1 olduğunu söyledi.

Bakan Yıldız, açıklamasının devamında; “Türkiye’nin 17-25 Aralık Süreci’nde de saldırılarla karşılaştığını” söyledi...

Daha ne desin?!?..

O sözlerin tercümesi şudur:

“Türkiye, 17-25 Aralık’ta Paralel İhanet Çetesi’nin saldırılarına maruz kaldı!.. 31 Mart günü de, aynı örgütün başka bir saldırısına maruz kalmıştır!”

Olay, bu kadar net!..

Yani;

“Hoca-Loca sabotajı!”

Demek istemişlerdir ki;

“Siz Hoca(!)nın Masonluk belgesini yayınlarsınız ha!.. Alın size karanlık, alın size saldırı!”

Daha ne desinler?!?..

Doğrudan, “biz yaptırdık” diyecek hâlleri yoktu ya!.. 

YENİ BİR 31 MART!

Sadece “Türkiye’nin karanlığa gömülmesi” olayı değil, “Çağlayan Adliyesi’nin basılması” ve Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın “rehin” alınıp, “katledilmesi” olayı da, “zamanlama” açısından “manidar”dır!..

Sen misin;

“Hoca(!)nın mason locasına kayıtlı olduğunu ve Mason Locası’ndan Üstün Hizmet Madalyası aldığını deşifre eden?!?”

Al sana karanlık,

Al sana karanlık cinayet!

“Sabotaj, suikast ve saldırı”nın aynı güne denk gelmesi, sizce de manidar değil mi?..

“Tarih” de enteresan!..

31 Mart 2015...

Malûm, yine bu topraklarda, yine İstanbul’da bir “31 Mart Vak’ası” daha yaşanmıştı!..

“13 Nisan 1909’da meydana gelmesine rağmen, tarihe “31 Mart Vak’ası” olarak geçen “ihaneti” biliyor olmalısınız...

Ama, yine de özetle anlatayım:

Tarihe 31 Mart Vak’ası diye geçen bu olay, 13 Nisan 1909 tarihine rastlamaktadır. Tarihçiler bu olayın, “kendi zulümlerini örtmek isteyen İttihatçılar’ın, “Sultan 2.  Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesini” temin etmek için, İngiliz Gizli Servisi’nin yardımı ile ve İngilizlerin aleti olarak tertipledikleri bir hadise olduğunda ittifak etmişlerdir. 

Ancak suç, samimi Müslümanlara yıkılsın diye, bir kısım dini sloganlar kullanılmış ve “şeri’at elden gidiyor” diye dine ve dindarlara hücum planları hazırlanmıştır.

İttihadçılar, kendilerinin tertipledikleri bu olayı; dindarları mürteciler diye suçlayarak dindarlara yıkmışlar ve maalesef kendileri gibi düşünen tarihçileri de kullanarak, bu olayı en büyük irtica olayı diye takdim etmişlerdir. Böyle bir tertibi fiiliyata dökmek için hem yeterli sebepler vardır ve hem de memleketin bazı halleri böyle bir fitne için alevlendirici özellik arzediyordu.

Bu olayın asıl sebebi; İttihadçıların yaptıkları zulüm ve istibdat idi... İttihadçılar, tam bir zorba kesilmişlerdi ve muhaliflerini sokaklarda öldürecek kadar azıtmışlardı. Mesela, İsmail Mahir Paşa, muhalif gazetecilerden Ahmed Samimi ve Hasan Fehmi Bey İstanbul caddelerinde açıkça öldürüldü ve faili meçhuller artmaya başladı. 

Sultan Abdülhamid Han, Meşrutiyet’in gereği icraya karışmıyor ve sadece temsil vazifesini görüyordu. Devlete daha çok hakim olmayı isteyen İttihadçılar, yabancı devletler tarafından Sultan Abddülhamid’e karşı bir şeyler yapmaya zorlanıyorlardı. Onlar için tek hedef, gölgesinden dahi korktukları Sultan Abdülhamid idi.

Uzun lâfın kısası;

31 Mart Olayı, “İttihadçıların tertipledikleri bir fitne”ydi; ancak muhalifleri olan Kâmil Paşazâde Said Paşa, İsmail Kemal Bey, muhalif gazetecilerden Mizancı Murad ve Volkan Gazetesi başyazarı Derviş Vahdeti gibi bazı safdiller de durumdan pasta çıkarmak uğruna ateşe körükle gittiler ve fitne ateşini söndürmek yerine daha da alevlendirdiler. 

Neticede düşmanlar kâr etti; devlet, millet ve din zarar etti. Çünkü kurulan Divan-ı Harbi-i Örfî birçok masumu  idam sehpalarında sallandırdı. Din düşmanı kesimlerin eline de tam bir irtica sermayesi verilmiş oldu. 

Gördüğünüz gibi, bir “31 Mart 1909”da Sultan 2. Abdülhamid Han’ı tahttan indirmek isteyen güçler, “31 Mart 2015”te de, Tayyip Erdoğan ve AK Parti Hükümeti’ne karşı bir “kalkışma” içine girdiler!..

“Tayyip Erdoğan olmasın da, Türkiye karanlığa gömülürse gömülsün!.. AK Parti olmasın da, Türkiye batarsa batsın!” diyen “Üst Akıl” ve onların “Vaiz Lobisi, Faiz lobisi”nden oluşan “yerli taşeron”ları, önce “elektrik”leri kestiler, sonra da Savcı Mehmet Selim Kiraz’ı katlettiler!..

Anlayacağınız;

“Kaos Lobisi” işbaşındaydı!..

DHKP-C’Lİ PARALELCİLER!

Şimdi, bazıları diyeceklerdir ki;

“Hadi elektrik santrallerine Paralel’in sabotaj düzenlediğini anladık da, Savcı’yı katleden DHKP-C’li teröristleri nasıl Paralel’e bağladın?”

Çok haklısınız...

Öyle ya;

“Paralel’in DHKP-C ile ne ilgisi olabilir ki?”

Ama, var!..

Bir “Paralelci” nasıl ki “AK Parti’nin içine sızabiliyor” ise, aynı şekilde “CHP’li” veya “MHP’li” şapkasıyla da bu partilere sızabilir!..

Yine aynı şekilde;

“Kürtçü, HDP’li ve hatta PKK’lı Paralelciler” olduğunu da hiç aklınızdan çıkarmayın!..

Sorarım size;

“PKK’lı Paralelci” olur da, hiç “DHKP-C’li Paralelci” olmaz mı?..

İyi de;

“Hem de mütedeyyin bir savcıyı, DHKP-C’li teröristler eliyle olsa bile, niye öldürtsünler ki?..”

İşte bu soru çok önemli...

O savcı ki;

“Gezi kalkışması”nı, “Berkin Elvan Cinayeti”ni ve “Kabataş’taki iğrenç saldırı” olayını “çözmek” üzereydi!.. Artık, sona yaklaşmıştı!..

“Kameraları kırarak ya da görüntüleri silerek”, gerek Gezi’nin, gerek “Berkin Elvan Cinayeti”nin ve gerekse “Kabataş’taki iğrenç saldırı”nın “üzerini örttüklerini” sananlar, “Savcı’nın sona yaklaştığını” öğrenince, “eyvah” dediler; “pisliklerimiz, ihanetimiz ve cinayetlerimiz deşifre olacak!”

O halde;

“Kaldır ortadan!”

Kaldırdılar, katlettiler Savcı’yı!..

Olayın özü ve özeti budur!..

Ne var ki;

“31 Mart Vak’ası”nda Sultan Abdülhamid Han’ı halledenler, bu defa başaramayacaklar!..

Çünkü biz, bu filmi gördük!..

Hırsızı da gördük, katili de!..

Tabiî, katilleri azmettirenleri de!..

************************************************************************

Türkiye’de bir savcı katledildi... Rahat mısınız?

Bütün Türkiye, büyük bir korku içinde başına silah dayanmış savcının sağ kurtulması için dua ederken, bazı sanatçı ve gazetecilerin teröristlere destek veren twitler atması ya da benzer paylaşımlarda bulunması, hafızalarda yer etmiş durumda...

Gezi olaylarından bu yana devletin güvenlik güçlerine karşı yapılan her türlü eylemi sonuna kadar destekleyen gazeteci Ceyda Karan, adliyedeki teröristlerin “IŞİD militanı olsalar öldürülmeyeceğini” hatta “kıllarına bile zarar gelmeyeceğini” savunan bir tweeti paylaştı.

CNN Türk’teki sunucu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne saldıran teröriste, “terörist” bile diyemedi... Öyle ya; onlara göre, terörist dediğin “DEAŞ’çı” olur, “DHKP-C’li” değil!..

Bazı “sanatçı”(!)lar, henüz birkaç hafta önce, “Ben Berkin Elvan!.. Vicdanınız rahat mı?.. Hâlâ uyuyabiliyor musunuz?.. Hayatı durdurun!” şeklinde “klip” çekip, yayınlamışlardı!..

Şimdi o, “pabucumun sanatçıları”na ve “sözde gazeteciler”e sormak istiyorum: Savcı’yı öldüren teröristlere “terörist” bile diyemeyen sizlerin vicdanı rahat mı?.. Yataklarınızda rahat uyuyabiliyor musunuz?.. Elektrikler kesildi, “Türkiye’de hayat durdu!...” Rahata erdiniz mi?..

Ervahınıza yuh olsun!..

Günün Özeti

YORUM YAZ