Dün, bugün ve yarın

04 Ekim 2017 Çarşamba

Doğu ve Güneydoğu illerimizde, dün olduğu gibi, bugün de bazı oluşumlar gerçekleştiriliyor, milletimizin birlik ve beraberliği aleyhine olacak projeler üretiliyor. 

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki birkaç yılda, Doğu illerimizin bir kısmında Ermeni devleti kurulması planlanıyordu. Diğer kısmında ve güney illerimizde ise Kürt devletinin temelleri atılmak isteniyordu. Hatta daha da ileri gidilerek, ortak bir Kürt – Ermeni devletinin kurulması bile tasarlanmıştı.

İngilizler, o yıllarda, Kürdistan’ın kurulması için Şerif Paşa’yı kullanıyorlardı. Fakat bölgenin sakinleri de oynanan oyunun farkındaydılar. İsmail Çolak’ın Lamure Yayınları’ndan çıkan Modern Zamanlarda Osmanlı’yı Aramak isimli kitabı, Kürt halkının bu planları bozmak için sergilediği gayretin örneklerini sunuyor. Meclise ve gazetelere gönderilen telgraflar, halkın tepkisini açıkça ortaya seriyor.  

İşte Erzincan halkının düşüncesi: “Kürtlük ve Türklük bir bütündür. Birbirlerinin öz kardeşi ve din kardeşidir. Her iki toplum için vatan birdir. Kaderimizi, hükumetimize bağladığımızı bütün insanlık dünyasına ilan ederiz.”

Kuşkusuz örnekleri çoğaltabiliriz. Bu da Siverek halkının kanaati: “İslam Birliği, Osmanlı Topluluğu ve halifelik idaresi dışındaki herhangi bir idare altında yaşamak bizim için imkânsız olup böyle bir idarenin kurulması için seller gibi kan akıtılması, yüzlerce insanın yok edilmesi, bakımlı yerlerin harabeye çevrilmesi dahi yetmez ve savaş ateşi yakmaktan başka bir işe yaramaz.”

Adıyaman ve Van halkı da benzer düşüncelere sahiptir. 

Telgrafların ortak noktası, ‘din kardeşliği’ kavramıdır. Gönderilen telgraflar, kimilerinin yüreğini ağzına, kimilerinin de aklını başına getirmiştir. 

Yüzyılı aşkın bir süre geçti. Fakat hâlâ aklı başına gelmeyenler var. Mesela, bölücü terör örgütüyle dirsek temasındaki bir partinin mensubu şunu soruyor: “Gelin Kürtlerle ilgili projenizi açıklayın. Irak’ta Kürtler ne yapsın?”

Soru güzel, cevabı daha da güzel. Yalnız cevabı biz değil, Modern Türk şiirinin afili isimlerinden biri olan Ahmet Haşim versin. Şiirlerinin yanı sıra önemli yazılara da imza atan Ahmet Haşim, Bağdat doğumludur. Yıl 1884. 

Dünyaya geldiğinde Osmanlı Devleti vatandaşıdır. Fakat yıllar geçmiş, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Osmanlı dağılmıştır. Bağdat, Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında kalmıştır. Ahmet Haşim’in doğduğu şehir, devleti kuran kadroların doğup büyüdüğü yerler gibi, artık başka bir ülkenin sınırlarındadır. 

Yeni kurulan Irak Hükumeti, kendisine ciddi bir ‘imkân’ sunmaktadır. Makamsa makam, maaşsa maaş… Ahmet Haşim, o günkü şartlarda oldukça cazip olan bu teklifi hiçbir şekilde kabul etmez. Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisine uygun gördüğü, küçük bir memuriyete razı olur.

Bununla kalmaz, bir daha Bağdat’a dönmez. Hatta Türkiye Cumhuriyeti’ne göç etmeyen, Bağdatlı akrabalarıyla da bir daha hiç görüşmez. Irak Hükumeti sınırlarında yaşamaya devam ettiler diye, onlara gönül koyup ilişkisini keser.

Ahmet Haşim, Irak Hükumetinin sunduğu teklifi kabul etseydi, hiç kuşkusuz, daha rahat bir hayat sürecekti. Fakat bu imtihanda, onun tercih imkânı olmadı. Ömrü maddi sıkıntı içinde geçse de, ağzından, pişmanlık ifadesi olarak hiçbir şey çıkmadı.

İbrahim Tenekeci Ağabey, bir makalesinde şunu söylemişti: “Fedakârlık karşılıklı yapılırsa iyidir, güzeldir, kıymetlidir. Tek taraflı ve sürekli tekrarlanan fedakârlık, yorucu hale gelir.” (Kırsalda neler oluyor?, 13 Eylül 2017)

Şunu söylemek istiyorum: Yardım kampanyaları, iyilik ve yardım köprüsü, birlik ve beraberlik mesajları hep ülkemizin Batı ve Kuzey kesiminden geliyor. Biraz da Doğu ve Güneyin çabalaması gerekiyor. Aksi halde, bugüne kadar olduğu gibi, bütün uğraşlar tek taraflı kalıyor ve boşa gidiyor.

Tam burada, İsmet Özel’in Çenebazlık isimli eserinden de bir alıntı yapalım: “Benim bir Türk tanımım var. Onu yeri gelmişken söyleyeyim: Kâfirle çatışmayı göze alana Türk denir. Hazarların Türk olduklarından, Gagavuzların Türk olduklarından bahsediyorlar. Bu, yuttuğunuz en zehirli dolmadır. Böyle bir şey yok. Müslüman değilse, Türk değildir.” (Sayfa 116, Şule Yayınları)

Sayın Özel’in sözlerini, Ahmet Haşim örneğinden yola çıkarak, şöyle okumak da mümkündür: Türkiye için fedakârlık yapana ‘Türk’ denir. 

Daha açık söyleyelim: ‘Türklük’, genetik bir şey değildir. Kana değil, imana yaslanır. İnancımız bölünmeyi değil, bir olmayı, birlikte hareket etmeyi emreder. Elbette Siyonistlerle değil, Müslümanlarla…

 

  • TalebeTalebe1 ay önce
    Ağzına sağlık abicim. Ahmet Haşim'i bilmeyen Üstad İsmet Özel'in ne söylediğini anlayamaz.