• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

'Türkler gelsin, bizi de korusun'

Suudi Arabistan’ın, olası saldırılara karşı caydırıcılık sağlamak amacıyla Türkiye’den askerî konuşlanma ve savunma desteği talep ettiği öne sürüldü. “Katar Modeli”nin esas alındığı belirtilen talepte, Türk askerinin Husilere yönelik operasyonlara katılmayacağı, yalnızca savunma ve caydırıcılık amacıyla görev yapacağı ifade edildi.

5 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Alattin

Reis. Desteği hep verdim hepde verecem. Allah seni korusun ve muhaza etsin. Saygılar.
  • 2 Saat Önce

Ramazan

Türkiye gidecekse Amerika'ya bir ton parayı neden verdiler ?
  • 2 Saat Önce

Mekke anlaşması abd ve siyonistlerin bir tuzağı..

Sünni bir blok oluşturmak istiyorlar şiilere karşı, birinci hedef husiler ikinci hedef iran. Sayın Erdoğan mekke ittifakı israile karşı değildir dedi. Suudileri korumak bize mi düştü, abd ye milyarlarca dolar para veriyorlar, onlar korusun. Daha 3 gün önce ABD den 100 tane f35 aldılar.

Hamdi

Her şey dışardan göründüğü gibi değil yıllardır bize lanse edilen yada ettirilen araplar sırtımızdan vurdu bilinci kasıtlı olarak böl parçala oyununun bir halkası olrak görülüyor oysaki dönüp baktığımızda bizi araplar dan önce sözde müslüman türk görünümlü içimizdeki hainler ki genelde bunlar araplar sırtımızdan vurdu diye bağıranlar yaptı müslüman türk artık kabına sığmıyor içerde ve dışarda topyekün bir hareket başladı artık azınlığın veya çoğunluktan çok beraberlik şiarıyla hep ileri hep ileri düşüncesi devletimizin olmazsa olmazı olmuştur sefer bizim zafer Allahındır inş
  • 2 Saat Önce

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

Bir Zamanlar Osmanlı'yı Arayanlar, Şimdi Türkiye'ye Bakıyor! Bir milletin gücü yalnızca ordusunun büyüklüğüyle değil, zor zamanlarda başka milletlerin kendisine duyduğu güvenle de ölçülür. Tarih bazen öyle bir döner ki, dünün hatıraları bugünün manşetlerinde yeniden hayat bulur. Bir zamanlar üç kıtada hüküm süren, mazlumun umudu, dostunun güvencesi olan Osmanlı Devleti'nin mirasını taşıyan Türkiye, bugün yeniden dünyanın dikkatle izlediği bir ülke hâline gelmiştir. Suudi Arabistan'ın, muhtemel saldırılara karşı Türkiye'den askerî destek ve Türk askerinin topraklarında konuşlandırılmasını istediği yönündeki haberler, doğrulanması gereken bir iddia olmakla birlikte, üzerinde düşünülmeye değer tarihî bir anlam taşıyor. Çünkü mesele yalnızca asker göndermek değildir. Mesele, bir ülkenin kendi güvenliği söz konusu olduğunda dönüp Türkiye'ye bakmasıdır. Düşününüz... Bir zamanlar güvenlik denildiğinde gözler Washington'a çevrilirdi. Askerî güç denildiğinde Amerika'nın kapısı çalınır, savunma denildiğinde Batılı devletlerin vereceği karar beklenirdi. Şimdi ise konuşulan ihtimal bambaşka: "Türkler gelsin, bizi de korusun!" İşte bu söz, gerçekleşmiş bir resmî talebin ifadesi olmasa bile, Türkiye'nin ulaştığı gücü anlatmak bakımından son derece anlamlıdır. Dün kendisini koruyacak güç arayan bir Türkiye'den, bugün başkalarının güvenliğine katkı sağlayabilecek bir Türkiye'ye uzanan yolculuğu küçümsemek mümkün müdür? Elbette hayır! Bu millet, tarihin en ağır imtihanlarından geçerek bugünlere geldi. İmparatorluğunu kaybetti, işgaller gördü, yokluk yaşadı. Fakat bağımsızlığından vazgeçmedi. Çanakkale'de destan yazdı, İstiklâl Harbi'nde küllerinden yeniden doğdu ve Cumhuriyet'ini kurdu. Bugün ulaştığımız askerî gücün temellerinde, Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren savunma alanında verilen emekler, Kore'de gösterilen fedakârlıklar, Kıbrıs Barış Harekâtı'nda ortaya konulan kararlılık ve terörle mücadelede kazanılan büyük tecrübeler vardır. Bu tarihî birikimin üzerine son yıllarda yerli ve millî savunma sanayisinde gerçekleştirilen atılımlar eklenmiştir. Artık Türkiye, yalnızca başkalarının ürettiği silahları satın alan bir ülke değildir. Kendi savaş gemilerini inşa eden, insansız hava araçları geliştiren, millî mühimmatlar üreten, hava savunma sistemlerini güçlendiren ve kendi savaş uçağını geliştirmek için çalışan bir devlettir. Daha da önemlisi, gerektiğinde kendi millî çıkarları doğrultusunda karar alabilen bir ülkedir. Bir zamanlar silah ambargolarıyla durdurulmak istenen Türkiye, bugün savunma sanayisindeki başarılarıyla dünyada adından söz ettiriyor. İşte milletçe gurur duymamız gereken asıl gelişme budur! Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde savunma sanayisine verilen önem, Türkiye'nin uluslararası alandaki hareket kabiliyetini de artırmıştır. Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sahip olduğu tecrübe, disiplin ve harekât yeteneği, yalnızca kendi sınırlarımızın korunması açısından değil, dost ve müttefik ülkeler açısından da büyük değer taşımaktadır. Nitekim Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki Mekke Ortak Savunma Anlaşması kapsamında askerî destek ve konuşlanma seçenekleri gündeme gelmiştir. Ancak Türk askerinin görev kapsamı ve konuşlanma takvimi henüz kesinleşmemiştir. Ankara'nın açıkladığı yaklaşım, saldırı harekâtlarından ziyade savunma ve caydırıcılık üzerinedir. Burada özellikle üzerinde durmak istediğim bir husus var. Türk askerinin büyüklüğü, yalnızca savaş kazanmasında değil, gerektiğinde savaş çıkmasını önleyecek caydırıcı güce sahip olmasındadır. Bizim tarihimizde askerlik yalnızca silah taşımak değildir. Aynı zamanda sorumluluk taşımaktır. Mazlumun yanında durmak, dostuna güven vermek, gerektiğinde canını ortaya koyabilmektir. Osmanlı Devleti asırlar boyunca kutsal beldelerin korunmasına büyük önem verdi. Mekke ve Medine'ye hizmet etmeyi bir şeref bildi. Bugün Cumhuriyet Türkiye'sinin bölge güvenliğinde yeniden önemli bir aktör olarak görülmesi, geçmişteki o tarihî sorumluluğu hatırlatmaktadır. Elbette bugünkü Türkiye bir imparatorluk değildir. Bizim başka ülkelerin topraklarında gözümüz yoktur. Bizim arzumuz yeni savaşlar çıkarmak, başka milletlere hükmetmek de değildir. Bizim istediğimiz, Türk bayrağının temsil ettiği bağımsızlığın, milletimizin haysiyetinin ve devletimizin itibarının dünyanın her köşesinde saygıyla karşılanmasıdır. Bir Türk vatandaşı olarak beni gururlandıran da budur. Dün bize silah vermemek için bahaneler üretenlerin karşısında bugün kendi savunma imkânlarını geliştiren bir Türkiye vardır. Dün dışarıdan gelecek yardımı bekleyen bir ülkeyken bugün dostlarının savunmasına katkı sunabilecek imkânlara kavuşan bir Türkiye vardır. Dün başkalarının çizdiği güvenlik hesaplarında kendisine yer arayan Türkiye, bugün bölgesel güvenlik hesaplarının vazgeçilmez aktörlerinden biri olma yolundadır. Bunun kıymetini bilmeliyiz. Ancak gurur duymak, sorumluluklarımızı unutmak anlamına gelmemelidir. Türk askerinin canı azizdir. Onun nerede, hangi şartlarda ve hangi amaçla görev yapacağı devlet aklıyla, millî çıkarlarımız gözetilerek ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin anayasal yetkileri çerçevesinde belirlenmelidir. Çünkü güçlü devlet, her çağrıldığında savaşa koşan devlet değildir. Güçlü devlet, gerektiğinde savaşmadan barışı koruyabilen devlettir. Benim görmek istediğim Türkiye işte budur! Kimsenin karşısında boyun eğmeyen, kimseye haksızlık etmeyen, dostuna güven, düşmanına caydırıcılık sağlayan büyük Türkiye... Bu başarıda emeği geçen mühendislerimizi, teknisyenlerimizi, savunma sanayisi çalışanlarımızı, askerlerimizi ve devlet adamlarımızı takdir etmek gerekir. Çünkü bugün elde edilen her başarı, yılların emeğinin, alın terinin ve fedakârlığının ürünüdür. Bir zamanlar Osmanlı'nın çekildiği coğrafyalarda bugün yeniden Türkiye'nin adı konuşuluyorsa, bunu yalnızca geçmişin ihtişamıyla açıklayamayız. Bunun arkasında bugünün çalışkanlığı, üretimi, diplomatik gayreti ve askerî birikimi vardır. Şunu da özellikle ifade etmek isterim: Biz Osmanlı'nın torunları olmakla övünüyoruz. Fakat yalnızca dedelerimizin yaptıklarıyla övünerek büyük millet olunamayacağını da biliyoruz. Dedelerimizin şanlı tarihine layık olmanın yolu, onların hatıralarıyla yaşamak değil, kendi çağımızda yeni başarılar kazanmaktır. Bugün Türkiye'nin yapmaya çalıştığı da budur. Ve inanıyorum ki milletimizin çalışkanlığı, gençlerimizin zekâsı, askerimizin cesareti ve devletimizin kararlılığıyla çok daha büyük başarılara ulaşabiliriz. Yeter ki birlik ve beraberliğimizi koruyalım. Yeter ki millî meselelerde birbirimizin ayağına çelme takmak yerine omuz omuza durmayı bilelim. Çünkü bu ülke hepimizindir. Bu bayrak hepimizindir. Bu ordunun başarısı, hangi siyasi görüşten olursa olsun, seksen altı milyonun ortak gururudur. Son sözüm şudur: Bir millet düşünün ki asırlar önce üç kıtada adalet ve güvenlik sorumluluğu taşımış olsun. Bir millet düşünün ki imparatorluğunu kaybettikten sonra bütün yokluklara rağmen yeniden ayağa kalksın. Ve bir millet düşünün ki bugün başka ülkelerin güvenlik hesaplarında yeniden umut olarak anılsın. İşte o millet, Türk milletidir! Ne mutlu bize ki böyle bir tarihin mirasçılarıyız. Ne mutlu bize ki bu aziz vatanın evlatlarıyız. Ve ne mutlu bize ki ay yıldızlı bayrağımızın gölgesinde, bağımsız ve güçlü bir Türkiye'nin geleceğine umutla bakabiliyoruz. Dün tarih yazan bir milletin evlatlarıydık. Bugün kendi tarihimizin yeni sayfalarını yazma sorumluluğunu taşıyoruz. Rabbim devletimize zeval vermesin, ordumuzu daima muzaffer, milletimizi birlik ve beraberlik içinde eylesin. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti! Var olsun kahraman Türk ordusu!
  • 2 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23