• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Sarıgül soruşturmasında yeni dalga: Türkiye’nin dev holdinginin patronu tutuklandı

Sarıgül soruşturmasında yeni dalga: Türkiye’nin dev holdinginin patronu tutuklandı

3 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Ali

100 bin adam çalıştıran sabancı ve koç daha zenhmgin 5 milyar usd..... olamaz böyle bir hırsızlık
  • 1 Saat Önce

Mehmet balcı

dahada var o kadar çokki zaten biliyorlar sadece milletin bildiğini bilmiyorlar
  • 1 Saat Önce

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

ÇOK MAL HARAMSIZ OLMAZ DERLER, YA BU GÖSTERİŞLİ SERVETLERİN HESABINI KİM SORACAK? Atalarımızın öyle sözleri vardır ki üzerinden asırlar geçse de değerinden hiçbir şey kaybetmez. Bunlardan biri de “Çok mal haramsız olmaz” sözüdür. Elbette her zenginin malında haram vardır demek büyük bir haksızlık olur. Alın teriyle, dürüst ticaretle, çalışarak ve üreterek servet sahibi olan nice insanımız vardır. Bizim sözümüz onlara değil, servetinin kaynağını açıklayamayanlara, paranın gücüyle itibar satın aldığını zannedenlere ve zenginliği her türlü şüphenin üzerinde gören zihniyetedir. Son günlerde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Sarıgül ailesine yönelik yürütülen, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama soruşturması kapsamında yaşanan gelişmeler insanı ister istemez düşündürüyor. Paylaşılan habere göre Altınbaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sofu Altınbaş ile iki iş insanı tutuklandı. Düşünebiliyor musunuz? Holding sahibi olacaksınız, büyük servetler yöneteceksiniz, toplumun saygın insanları arasında gösterileceksiniz, belki gittiğiniz yerlerde kapılar ardına kadar açılacak, önünüzde ceketler iliklenecek. Fakat gün gelecek, o gösterişli servetin nasıl kazanıldığı konusunda ciddi sorularla karşı karşıya kalacaksınız. Burada bir hususu ayıralım. Tutuklanmak suçlu olmak demek değildir. Suçun kesinleşmesi için mahkeme hükmü gerekir. Ancak bir insanın suçlu olduğuna karar vermek başka, toplumda servete gösterilen ölçüsüz saygıyı sorgulamak başkadır. Benim asıl üzerinde durduğum mesele de budur. Biz nasıl bir toplum olduk Allah aşkına? Bir insanın cebinde parası varsa saygı görüyor. Altında son model otomobili varsa itibarlı sayılıyor. Büyük bir holdingin başındaysa sözü dinleniyor. Hele bir de eğitim kurumlarına, üniversitelere veya hayır işlerine adı karışıyorsa neredeyse dokunulmaz bir şahsiyet hâline getiriliyor. Peki hiç kimse çıkıp da “Arkadaş, sen bu kadar serveti nasıl kazandın?” diye sormayacak mı? İşin daha acı tarafı, dürüstlüğüyle yaşayan, kimsenin hakkına el uzatmayan, evine helal ekmek götürmek için ömrünü tüketen garibanın toplumda gördüğü saygı, bazen servetinin kaynağı tartışmalı bir zenginin gördüğü saygının yanına bile yaklaşamıyor. İşte benim içime sindiremediğim adaletsizlik budur! Şimdi size basit bir örnek vereyim. Önünüzde bir kazan tertemiz, berrak, içilebilir su bulunduğunu düşünün. Bu suyun içerisine bir bardak pis su dökün. Sonra da o pis suyu kazanın içerisinden yeniden ayırmaya çalışın. Ayırabilir misiniz? Hayır! Artık o suyun tamamının temizliğinden şüphe edersiniz. İşte haram kazanç da böyledir. Bir servetin içerisine haksız kazanç karıştığında, insanın zihninde o servetin tamamına ilişkin bir güven sorunu doğar. Elbette hukuk bakımından hangi malın suçtan elde edildiği delillerle belirlenir. Fakat ahlâk bakımından mesele çok daha derindir. Bir insanın malına haram karışmışsa, o malın çokluğu ona şeref kazandırmaz. Bilakis hesabını ağırlaştırır. İsterseniz yüz tane şirket kurun, isterseniz gökdelenler dikin, isterseniz adınızı binaların kapılarına altın harflerle yazdırın. Eğer kazancınızda kul hakkı varsa bütün o ihtişamın Allah katında ne değeri olabilir? Kur'an-ı Kerim'de Bakara Suresi'nin 188. ayetinde insanların mallarının haksız yollarla yenilmemesi emredilir. Bu ilahî uyarı yalnızca fakirlere değil, zenginlere de; yalnızca sıradan insanlara değil, makam ve mevki sahiplerine de yöneliktir. Ne yazık ki biz bazen insanın ahlâkına değil, banka hesabına bakıyoruz. Dürüstlüğünü değil, servetini konuşuyoruz. Nasıl kazandığını değil, ne kadar kazandığını merak ediyoruz. Daha da kötüsü, bir insanın serveti büyüdükçe geçmişini sorgulamayı ayıp sayan bir anlayış gelişiyor. Oysa utanması gereken, servetinin kaynağını soran insan değil; şayet varsa, haksız kazancını gösterişli hayatının arkasına saklayan insandır. Benim anlayışıma göre bir insanın zenginliği, sahip olduğu malın miktarıyla değil, o malı kazanırken gösterdiği dürüstlükle ölçülmelidir. Milyarlarca lirası olup da bir kuruş kul hakkı yiyen insanla, cebinde birkaç yüz lirası bulunduğu hâlde kimsenin hakkına dokunmayan insanı aynı terazide tartamazsınız. Benim gözümde ikincisi çok daha zengindir. Çünkü onun başını yastığa koyduğunda korkacağı bir hesap yoktur. Vicdanı rahattır. Çocuklarına bırakacağı en büyük miras da temiz bir isimdir. Bir de işin çocuklara ve gelecek nesillere bakan tarafı var. Baba, servet bırakmakla övünebilir. Peki o servetin nasıl kazanıldığını çocuklarına açıklayabilecek midir? Bir gün evladı karşısına çıkıp “Babacığım, bu malların içerisinde başkasının hakkı var mı?” diye sorarsa ne cevap verecektir? İşte asıl zenginlik, o soruya başı dik cevap verebilmektir. Buradan hem devletimize hem de topluma bir çağrıda bulunmak istiyorum. Devlet, kim olursa olsun, servetinin suçtan kaynaklandığına dair ciddi deliller bulunan herkesin üzerine gitmelidir. Holding patronuymuş, siyasetçiymiş, eski milletvekiliymiş, bürokratmış, hiç fark etmemelidir. Hukuk karşısında herkes eşit olmalıdır. Toplum da artık yalnızca zengine gösterdiği saygıyı sorgulamalıdır. Bir insanın önünde ceket iliklemeden önce onun karakterine, dürüstlüğüne, insanlara nasıl davrandığına bakmalıdır. Unutmayalım ki para insanı zengin yapabilir ama şerefli yapamaz. Şeref, parayla satın alınan bir eşya değildir. Ve son sözüm şudur: Bir kazan temiz suyu bir bardak kirli suyla şüpheli hâle getirebilirsiniz. Fakat bir ömürlük haram kazancı, birkaç gösterişli hayır işiyle helal hâle getiremezsiniz. Kul hakkı varsa önce o hak sahibine iade edilmeli, sonra helallik aranmalıdır. Çünkü dünyada paranın açamayacağı kapı az olabilir ama ahirette ne holdingin unvanı geçer ne makamın ihtişamı ne de banka hesabının büyüklüğü. Orada insanın önüne konulacak asıl soru şudur: “Bu malı nereden kazandın, nereye harcadın?” İşte bütün mesele, o soruya utanmadan cevap verebilmektir.
  • 1 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23