CHP değişmez… Değişmesi dahi teklif edilemez!
CHP değişmez… Değişmesi dahi teklif edilemez!
YÜKSEL TOKUR
Anayasamızın “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” maddeleri var. İşte bu kural CHP için de geçerli. Nasıl mı?..
1923’te kurulduğunda tek partiydi. Yani rakipsizdi. Kısa aralıklar dışında, 1923-1945 yılları arasında tek yasal siyasi partiydi..
Muhalefet yok, hesap soran yok.. Yaptığı yaptık, çaldığı düdüktü!
1950 yılındaki ilk demokratik seçimle gelen Adnan Menderes’e on yıl tahammül edebildiler. İstese; engelleyebileceği bir idama göz yumarak adeta intikam aldılar.
Yıllar içerisinde iktidar olamasalar bile, köşe başlarını tutan CHP zihniyeti ülke kalkınmasına hep takoz olarak çıktı karşımıza.
O dönemde halka “İllellah” dedirten icraatları nedeniyle Şairlerin Sultanı Necip Fazıl Kısakürek şunları söylemiştir:
- CHP bir parti değil, Türk'e dinini, dilini ve özünü kaybettirmeye memur bir katliam müessesesidir.
- CHP bir parti değildir; Haçlı dünyasıyla anlaşmış olarak Türkün ruh kökünü kurutmaya memur bir ocaktır.
Ömrünü İslam’a Kur’an’a hizmete adayan merhum Süleyman Hilmi Tunahan: “CHP’ye bırakın oy vermeyi, muhabbet beslemek bile imanı götürmeye kafidir. Çünkü bu fırka İslam ile mücadele için kurulmuştur.” demiştir.
CHP’ye: “Sen belâ mısın? diyen, Şehit Alperen Muhsin Yazıcıoğlu’na rahmet olsun.
"Biz asılız. Bizim istemediğimiz bir şeyin bu ülkede olması mümkün değil" diyen başörtüsü düşmanı ÇYDD Başkanı Türkân Saylan tam da CHP zihniyetini özetliyordu.
İyi de; siz kimsiniz? Ülke babanızın çiftliği mi? Biz ne oluyoruz?..
Artık; hırsızlık, yolsuzluk, her türlü ahlaksızlığın, despotluğun odağı olmuş durumdalar. Kurucusu Mustafa Kemal dirilse inanın partiyi anında kapatır; ülkeye beş paralık faydası olmayan bu utanmazlardan utanıp tarihin siyasi çöplüğüne atardı.
Tacizcisine, tecavüzcüsüne, hırsızına sahip çıkıp: “CHP buraya b.kunu koysa ona oy veririm” diyen, kara sevdalı, biatçı seçmeni ne yapardı bilemem!
Hani; halkın seçip Meclis’e gönderdiği Fazilet Partisi Milletvekili Merve Kavakçı’ya, DSP Genel Başkanları Ecevit’in kapkara bir surat ve “Bu hanıma haddini bildirin” zalimane sesiyle talimat alan DSP Milletvekilleri tarafından yemin ettirilmemişti ya..
Eski güçleri olsa, geçen hafta göreve başlayan iki yeni Bakan’ın yeminini engellemek için yine engelleyeceklerdi.
Ama bu sefer sayıca az oldukları için alkışlar eşliğinde “dışarı dışarı” diye tempo tutamadılar. Hazımsızlıktan gözleri döndüğü için yakın dövüşle saldırıya geçtiler de sonuç fiyasko!
Olan Gazi Meclis’in gazi üyesi Toma Maho’ya oldu! Bu adamın içindeki “provokatörlük” canavarını kim durduracak?!?.. Yoksa; yaşına, başına, boyuna/posuna, hukukçu kimliğine bakmadan: “Bırakın beni; Osman’ı döveceğim” der miydi? Hem de Genç Osman’ı!
Teknik direktör ya oyuncu değişikliği yapsa, ya da santrforluktan liberoya çekse.. Hem; sözlü ve fiili saldırılarda pek mahir genç yetenek Ali de liberoyu pek başarır!
Su testisi su yolunda kırılır.. Rüzgar eken fırtına biçer. Adam gibi yerinizde otursaydınız da iki dakikalık yemin metni okunsaydı kıyamet mi kopardı?..
Yoksa; ikiyüzlü Sözcü’nün tabiriyle “Yumruk Terapisi” metoduna başvurmazlardı!