Burasını Muz Cumhuriyeti mi sanmıştınız?!?
Burasını Muz Cumhuriyeti mi sanmıştınız?!?
YÜKSEL TOKUR
Ak Parti geldiği günden itibaren ülkede köklü değişikliklere gitmiş; eğitim, sağlık, enerji, ulaştırma, istihdam gibi ana konularda dev adımlar atılmıştı.
Yılların sorunu başörtüsü sorunu kamuda ve eğitimde adım adım çözülmüştü.
En önemlisi de, ülkemizin ilerlemesindeki belki de en büyük engel olan askeri ve mülki vesayet kırılmıştı. Yani demokratik ülkelerde olması gereken normal durum ülkemizde de uygulanmaya başlanmıştı.
Birkaç cümleye sığdırmaya çalıştığımız bu gelişmeler öyle kolayca, hemencecik oluvermemişti. Şimdi bunları tek tek yazmaya kalkarsak sayfalar dolusu sürer.
Kısacası; güçlü, kararlı ve milletine sevdalı bir yürek taşıyan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki karizma ülkemizin önünü açmıştı.
Halk da memnundu ki; arka arkaya dört dönem Ak Parti’yi tek başına iktidar yaptı.
İktidarda olmanın bazı yıpranmaları, iki yıl süren pandemi dönemi, 11 ili etkileyen Kahramanmaraş depremleri, içten ve dıştan kaos senaryoları elbette kısmen de olsa partinin oylarında erimeye neden olmuştu.
Buna hayat pahalılığı ve emekli maaşlarındaki düşük oran da eklenince; halk o dev yatırım hizmetlerini, içte ve dışta ülkemizin itibarındaki yükselmeyi unutuverdi ve pire için yorgan yakarak, halka hizmet anlayışından fersah fersah uzak bir zihniyete yönelerek CHP’ye yerel seçimlerde destek verdi.
Ama İstanbul başkaydı. En yapmaması gerekeni yapıp kendi ayağına sıkıp cezalandırırcasına Metropol şehir İstanbul’u bir şovmene teslim etti. Hem de iki defa..
“İstanbul nimet nimet” diyerek, iş başı yapıp ne oldum delisi olan zat, har vurup harman savurarak talan ediyordu. Dev bütçeye sahip Büyükşehir Belediye Başkanlığı makamını kendi şahsi politik ihtirasları için sıçrama noktası olarak kullanmaya başladı.
Hani; hayatı yalan derler ya… Bu kadar pişkinliği dolandırıcıların kralı Sülün Osman bile yapmamıştı. Hiçbir sözünü yerine getirmeyerek İstanbul halkını çileden çıkarmaya başladı.
Su faturaları tarihte ilk kez elektrik ve doğalgazın önüne geçmişti. Ama o İstanbul dışında her şeyin içindeydi. Cumhurbaşkanlığı seçimine daha yaklaşık üç yıl varken seçim kampanyası bile başlatmıştı. Tabii ki, kuklanın iplerini elinde tutanlar öyle oynatıyorlardı!
Belli ki başına gelecekleri biliyordu ve “Bakın Cumhurbaşkanı adayı olacağım için önümü kestiler” deyip mağdur edebiyatı yapacaktı. Hani, halk genelde mağdurun yanında oluyor ya!
Usulsüz alınan diplomayla başlayan süreçte devletimiz vahim duruma el koymuştur. Gelişmeler daha sıcak. Bakalım kimlerin hangi bağlantıları çıkacak?.. Valizler dolusu paralar kimlere akmış? Kimlerin eli kimlerin cebindeymiş? Bol reklam ve fonlanan medya ve gazeteciler neleri örtmeye çalışmış?..
Hem; hiç kimse heveslenmesin.. Bu operasyon sonucunda kahraman çıkıp, istediği bir RTE olarak çıkmaz. Çıksa çıksa; “Sahte Kabadayı, Zübük” gibi film senaryoları çıkar.
“Diktatörlük” falan da demeyin. Keşke olsa ama RTE’den diktatör falan olmaz. Ama Sülün EKO’dan Ukrayna’nın şovmeni gibi ülkesini pazarlayan Türk modeli bir Zelenski çıkardı.
Bu hukuki operasyon; İstanbul’umuz ve ülkemiz için hayırlara vesile olsun.