Muhsin Başkan kazadan önce onlarca suikast girişimi atlatmıştı…
Muhsin Başkan kazadan önce onlarca suikast girişimi atlatmıştı…
MUHAMMET KUTLU
Dün, Büyük Birlik Partisi kurucu Genel Başkanı Cennetmekân Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekilerin helikopter kazasıyla şehadete yürüyüşünün 17’inci yıldönümüydü.
Kendisine çok yakın bir gazeteci olarak kazadan iki ay sonra yayımlanan “Yiğit Düşünce. Kaza mı, Suikast mı, Kurtarma Rezaleti mi?” isimli bir kitap yazarak, helikopterin düşüşünden itibaren yaşananları ortaya koymaya çalışmıştım.
Kitabı elime alıp incelerken, tıpkı kitabı hazırlarken olduğu gibi Muhsin Başkan’ın çok sayıda kaza görünümü verilmek istenen suikast girişimi atlattığını hatırladım.
Bu ülkeyi çok severseniz, bu millete ve değerlerine sıkı sıkıya bağlıysanız başınızın dertten kurtulmayacağının adeta canlı bir örneğiydi Muhsin Başkan.
Öncelikle, helikopterinin düşüşüyle şehit oluşundan iki yıl önce, 2007 yılında yaşanan önemli bir olayı aktarayım. Kitabın girişinde de bahsettiğim olay şöyleydi:
Bir Avrupa ülkesinin başkentindeki bir otelde, dünyanın önde gelen ülkelerinin istihbaratçılarının yaptığı sohbete şahit olan bir Türk işadamı, orada “Aşırı Türk milliyetçi parti lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun” yakın bir zamanda ortadan kaldırılacağı yönündeki ifadelere şahit olmuştu.
Söz konusu işadamı, Türkiye’ye dönüşünde, konuyu Türk istihbaratındaki tanıdıklarına aktarmıştı. Onlar da BBP Lideri Yazıcıoğlu’na iletmiş, dikkatli olması konusunda uyarıda bulunmuşlardı. Bununla da yetinmeyip, Muhsin Yazıcıoğlu ve çevresinde bir takım tedbirler de almışlardı.
Kulislerde dolaşan bu duyumu ilk fırsatta BBP Lideri’ne sormuştum. Ondan, kendisinin de bu tür duyumlar aldığı yanıtını almıştım. Muhsin Yazıcıoğlu, her zamanki nezaketiyle bu konuyu yazmamamı istemiş, ben de bu isteğine saygı göstermiştim.
Yazıcıoğlu, 2009 Mart’ına kadar kamuoyuna yansıyan dört, açıklanmayan yirmi civarında şüpheli trafik kazası atlatmıştı.
Yazıcıoğlu’nun uzun süre makam şoförlüğünü ve yakın koruma görevini yapmış olan Selahattin İçen, ilk ciddi şüpheli trafik kazasını tüm medyanın önünde, Çankaya Köşkü’nün kapısında yaşadıklarını anlatmıştı:
“9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in çağrısıyla gerçekleştirilecek olan liderler zirvesi için Çankaya Köşkü’ne giriyorduk. Protokol kapısına doğru hareket ettik. Trafik polisi trafik akışını durdurmuş, bize yol vermişti. Yolu bölerken, birden Atakule tarafından gelen bir otomobil, kaldırıma çıkarak kasıtlı şekilde üzerimize geldi. Otomobilin doğrudan sağ arka kapıdan bize çarpacağını görünce gaza yüklendim. Genel Başkanımıza çarpmasını önleyebildim. Arka sağ yanımıza şiddetli bir şekilde çarptı. Otomobil, duran diğer araçların yanından sıyrılarak, kaldırıma çıkıp üzerimize gelmişti. İlk ciddi şüpheli kazayı orada atlattık”
Selahattin İçen, 1999 yılında, Polatlı’dan geçerek Ankara istikametine yol alırken 02.00 sularında önlerindeki kamyonun aniden Yazıcıoğlu’nun içinde bulunduğu aracın önüne direksiyon kırıp kazaya yol açtığını da hatırlıyordu.
Ucuz atlatılan kazanın ardından, Genel Başkan’ı Ankara’ya gönderdikten sonra kamyonun içindeki iki kişiyi alıp sorgulamışlar. İçen, öğrendiklerini; “Kamyon plakasız eski bir kamyondu. Niye önümüze kırdıklarını sorduğumuzda, bagaj kapağının aniden açılması nedeniyle önlerini göremedikleri için yola daldıklarını söylediler. İkisi de Türkçeyi çok zor konuşan Güneydoğulu kimselerdi. Ancak üzerlerinden kimlik bile çıkmamıştı. O kaza da çok şüpheliydi” diye anlatacaktı.
Selahattin İçen’in anlattığı başka bir olay da silahların konuştuğu gerçek bir saldırıydı. O saldırıyı da gelen ihbar sayesinde atlatmışlardı. “1998 yılında, Sivas Koyulhisar’daki yayla şenliğine gitmiştik. Dönüşte PKK’nın yolumuza pusu atacağı yönünde ihbar aldık. O gece yola çıkmayıp orada kaldık. Genel Başkan Yardımcısı Nevzat Yanmaz, Tokat yolundan dönmek üzere yola çıktı. Bizi bekledikleri yolda, Nevzat Yanmaz Bey’in aracına benzeyen siyah bir Mercedes’i taradılar. Dört kişiyi öldürdüler”
Maraş Andırın Yaylası’ndaki şenlik dönüşünde yaşadıkları da tam casus filmlerindeki gibi bir teşebbüsü andırıyordu: “Şenlik boyunca arabanın yanından ayrılmamaya dikkat ettim. Gözüm hep arabanın üzerindeydi. Sadece on beş dakikalığına ihtiyaç gidermek için ayrılmıştım. Şenliklerden ayrılıp yola çıktık. Yokuş aşağı inerken, viraja geldiğimde frene dokundum. Frenin boşaldığını anladım. Arabada Genel Başkanımızın eşi Hanımefendi de vardı. Hareketlerimden bir sorun olduğunu anladılar. Ama Genel Başkanımız, ‘Yok bir şey yolda kasis vardı’ diyerek kendisini yatıştırdı. Tüm gücümü kullanarak arabanın otomatik vitesini parka almayı başardım. Birden yığılarak duran araçtan indik. Genel Başkanımızı ve eşi Hanımefendiyi başka bir araca bindirdik. Arabayı tamirciye indirdiğimizde gördük ki, bir penseyle fren hidrolik hortumunu kesmişler. O da tam bir suikast teşebbüsüydü”
Muhsin Yazıcıoğlu’nun geçirdiği çok sayıda trafik kazasına baktığınızda, hayatına kast eden birilerinin her gün her yerde peşinde olduklarını, suikast için fırsat kolladıklarını anlayabiliyorsunuz.
Muhsin Yazıcıoğlu, vefatından beş ay kadar önce, Kasım 2008’de, bir dergiye verdiği söyleşide, geçirdiği şüpheli kazalarla ilgili çarpıcı bilgiler aktarmıştı. Vefatıyla ilgili tartışmalara ışık tutması açısından söylediklerinden önemli bir bölümünü aktaralım: “İçinden geçtiğimiz dönem itibariyle provokasyonlara müsait bir zeminde yaşadığımızı düşünüyorum. Onun için hep beraber dikkatli olmalıyız. Yani ben de dikkatli olmalıyım, başkaları da olmalı. Devleti yönetenler dikkatli olmalı. Hedef durumuna gelmiş insanlarla ilgili daha ciddi güvenlik önlemleri elbette alınmalı”
İşte böyle, Türkiye düşmanları, ülkesini çok seven ve onun için canını hiçe sayan büyük devlet adamı Muhsin Yazıcıoğlu’nu öldürebilmek için senelerce uğraştılar.
Yaşanan helikopter kazasına ilişkin araştırma kitabı yazmış biri olarak bana sorarsanız, sonunda başarılı da oldular.
Allah mekânını cennet eylesin, âmin.