Filistin davasını Batı’ya duyuran Edward Said’i unutmayalım
Filistin davasını Batı’ya duyuran Edward Said’i unutmayalım
MUSTAFA ARMAĞAN
2003 yılında kaybettiğimiz Edward Said Türkçe’de Oryantalizm, Haberlerin Ağında İslam, Filistin’in Sorunu ve Entelektüel adlı kitaplarıyla tanındı. Kültür ve Emperyalizm, Edebiyat ve Toplum ve Son Gökyüzünden Sonra adlı çalışmaları da değerlidir.
Kudüs doğumlu bir Filistinli Hıristiyan aileden gelen Edward Said (doğumu 1935) Filistin ve Kahire’de okuduktan sonra 15 yaşındayken ailesiyle birlikte Amerika’ya göç etmiş (kendisi bunu ‘sürgün’ diye niteleyecektir daha sonra).
Princeton’da başladığı öğrenim hayatını Harvard’da bitiren Said Columbia Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı ve Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünde profesörlük yaptı. Aynı zamanda sürgündeki Filistin Milli Konseyi’nin üyesiydi.
Edward Said’in öteden beri beni cezbeden tarafı şu olmuştur:
Teorik yönden ne kadar ileri bir noktada bulunursa bulunsun, hiçbir zaman öz vatanından sürülmüş olan ve ona tekrar sahip olmak için mücadele veren acılı bir halkın ferdi olduğunu unutmamıştır. Amerika gibi Yahudi lobisinin son derece etkili olduğu bir ülkede bileğinin hakkıyla İngiliz Edebiyatı profesörlüğüne yükselmiş olmasını ‘yeterli’ bulan meslektaşları, ne diye Filistin lehine ve ABD ile İsrail aleyhine olur olmaz yerde konferanslar verdiğini sorduklarında bunların sonuçlarına katlanmaya hazır olduğunu ve susturulmak istenen bir halkın sesi olmak istediğini gayet açıklıkla söyleyebilmişti.
Said, namuslu bir entelektüel olarak Filistin halkını temsil ettiğinin bilincini bizzat Filistinlilerin Filistin davasını savsaklamaları karşısında tepki göstererek de ortaya koymayı bilmiştir. Mesela Yaser Arafat’ın FKÖ’nün başından çekip gitmesini isteyenlerden biriydi o.
Oryantalizmin gerçekte Batı’nın kendisini Doğu’dan net olarak ayırmayı ve bu suretle onun üzerinde hegemonya kurmayı hedefleyen emperyalist bir strateji olduğunu, Cemil Meriç’in deyişiyle “sömürgeciliğin keşif kolu” olarak çalıştığını, yani hem oryantalist çalışmalardan elde edilen bilgi hasılasının Doğu’yu tanımladığını, hem de dünyaya egemen olmak arzusundaki bir iktidar tarafından kullanıldığını, mesela Napolyon’un Volney’in kadim Mısır üzerine yazdığı kitabı okuduktan sonra Mısır’ı işgal ettiğini ileri sürmesi, gerçekte Michel Foucault’nun bilgi/iktidar formülünü nasıl başarılı bir şekilde uyguladığını göstermektedir.
Edward Said’in önemi, daha önce sanki birbirleriyle bağlantısızmış gibi duran bu iki alanın, yani oryantalizm ile bilginin her zaman bir iktidar aygıtının aracı olduğunu öne süren yapısalcılık-sonrası yaklaşımın derin irtibatını kurmasından gelmektedir. Aynı şekilde Siyonizm ile emperyalizm arasında kurduğu sağlam bağ da kopuk gibi görünen olguların derin ilişkilerini deşifre etmişti. (Bkz. Edward W. Said, “Emperyalizm ve Siyonizm’in entelektüel kökenleri”, Siyonizm ve Irkçılık, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara, 1982, s. 137-142.)
Ayrıntılarına burada giremeyeceğim bu karmaşık teorik donanım ve bunun çalıştığı sahaya güçlü bir şekilde uygulanması aslında Said’in kafasında ve kalbinde Filistin’in nasıl işgal edilip bir mesele haline getirildiğinden bağımsız işlemler değildir. O, Filistinlilerin Batı kamuoyunda yaftalandıkları fundamentalist, terörist, barbar, geri vb. gibi vasıfların aslında oryantalist müdahalenin eseri olduğu kanaatindedir. Oryantalist müdahale olmasaydı 7 Ekim 2023’te Siyonist maskenin yırtılması ve herkesin gözleri önünde cereyan eden zulmün getirdiği uyanışa kadar Filistin davasını Batılı mahfillerde anlatmak neredeyse imkânsız hale gelmezdi.
Nasıl bugün “Doğu” diyebildiğimiz (“Batı” da dahildir buna) bir coğrafi alanın tespiti tamamen oryantalizmin eseri ise “Filistin” de önce Batılı oryantalist metinlerde kurulmuş, sonra bu bilgi emperyalist iktidar odakları tarafından siyasi dile tercüme edilmiş ve sonuçta bir halk, aslında o toprakların sahibi olmadıkları hatta orada yaşamaya layık olmadıkları gibi komik bir gerekçeyle sürgüne gönderilmiş (Nekbe), bu da yetmezmiş gibi, “terörist” kabul edilen ama gerçekte vatan müdafaası yapan bu yiğit halkın toprak taleplerinin zaten söz konusu olamayacağı gibi bir sözde kanaat kamuoyuna kabul ettirilmiştir.
Edward Said, oryantalizmin emperyalizmle ve onun bir türevi olan Siyonizmle iç içe gelişen bir öncü literatür olduğunu ortaya koyan çalışması, gerçekte işgale uğramış ve milyonlarca evladı sürgüne yollanmış yaralı bir halkın vicdanını temsil eden bir entelektüelin “dava”sını yansıtmaktadır.
Kalem ve kılıç bu sebeple Edward Said’de birbirinden ayrılmaz biçimde sarmaşmış durumdadır. Filistin davasının ABD ve Batı kamuoyunda duyurulması ve müdafaası için gösterdiği gayretten dolayı hepimizin Edward Said’e teşekkür borcu var.