• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yücel Kaya
Yücel Kaya
TÜM YAZILARI

Celal Karatüre olayı!

26 Şubat 2026
A


Yücel Kaya İletişim:

Celal Karatüre olayı! 
YÜCEL KAYA 



Bugünlerde Türkiye’nin neresine gitseniz, hangi sosyal medya mecrasına girseniz aynı tanıdık çehre ve aynı samimi sesle karşılaşıyorsunuz:  

Celal Karatüre.  

İlkokul koridorlarında koşturan çocukların dillerinden düşmeyen o ilahiler, artık sadece camilerde veya dini merasimlerde yankılanmıyor.  

Bir kafede oturan gençlerin, akşam bir araya gelen arkadaş gruplarının ve evinde mutfakta iş yapan annelerin dudaklarından dökülen ilahiler toplumun ortak neşesi haline geldi. 

Hiçbir zorlama olmadan, hiçbir PR çalışması yapılmadan, bir dijital tsunami gibi tüm toplumu kuşatan bu ilahi dalgası, aslında modern dünyaya verilmiş çok zarif bir cevaptı. 

Karatüre olayını anlamak için teknik analizlerin ötesine geçmek gerekir.  



Eğer meseleye bir konservatuvar disipliniyle yaklaşıp ses analizi yapmaya kalkarsanız, belki karşınıza teknik olarak kusursuz, pürüzsüz bir ses çıkmayabilir. Ancak kadim tasavvuf geleneğimizde asıl olan "sesin güzelliği" değil, "halin güzelliği"dir.  

Karatüre’nin yüzündeki o çocuksu neşe ve ilahiyi söylerken bizzat kendisinin o manevi iklimde kayboluşu, izleyiciye bir sanat performansı değil, bir "hal" sunuyor.  

İnsanlar onun sesindeki teknik detaylara değil, yüzündeki o saf tebessümün arkasındaki huzura meyil ediyorlar. 

Aslında Karatüre sadece kamera karşısına geçip ilahi okumaya başlamadı; o, bin yıldır bu topraklarda yaşayan kadim bir uygulamayı bizlere hatırlattı.  



Onun ilk videolarında gördüğümüz o tablo, Anadolu’nun derinliklerinde yüzyıllardır süregelen bir "Hacı karşılama" geleneğidir. Kutsal topraklardan dönenlerin evlerine ilahilerle, salavatlarla gidilir; ev sahibi ise misafirlerine zemzem suyu ikram eder, Kâbe’den getirdiği hediyeleri paylaşırdı. 

Karatüre, unutulmaya yüz tutmuş bu köklü geleneği dijital çağa taşıyarak bize kim olduğumuzu belki farkında olmadan yeniden fısıldadı.  

Bu videoların gördüğü muazzam ilgi, bu kadim uygulamanın bundan sonra daha da çoğalarak devam edeceğinin en büyük müjdesidir.  

Burada fizikteki "rezonans" veya tasavvuf geleneğindeki “rabıta” kuralı tam manasıyla devreye giriyor.  


Karatüre’nin kalbinden samimiyetle yükselen o saf frekans, toplumun genetik yapısında var olan o bastırılmış duyguyla çakışıyor. 

Cumhuriyet’ten bu yana "çağdaşlaşma" perdeleriyle örtülmüş, aşağılanmış veya arka plana itilmiş o duygu, bu sesle beraber yeniden gün yüzüne çıkıyor.  


Türkiye, Karatüre’nin şahsında aslında kendi öz sesiyle, kendi genetik mirasıyla yeniden buluşuyor. Elbette bu uyanıştan rahatsız olan, meseleyi "huşu" eksikliği üzerinden eleştiren bir kitle de mevcut. 

Özellikle İslam karşıtı duruşlarıyla bilinen bazı çevreler, arkadan gelen "HU" zikirlerini birer teknolojik "efekt" sanacak kadar kendi kültürüne yabancılaşmış durumda.  

Bu eleştirilerin temel sebebi aslında teknik bir eksiklik değil, bir "rabıta" kopukluğudur.  

Karatüre’nin yüreğindeki o samimi duyguyla rezone olabilecek bir frekansa sahip olmayanların, bu manevi coşkuyu anlaması da anlatması da imkansızdır. 


Kalbinde o İslami neşeyi taşımayan birinin bu frekansla bağ kuramaması kaçınılmaz bir sonuçtur. Onların "efekt" sanıp küçümsediği şey, aslında bin yıldır bu toprakların ruhunu besleyen zikir sesidir.  


Sonuç olarak; Hz. Musa’nın asasıyla Kızıldeniz’i yarması gibi, Celal Karatüre de samimiyetiyle dijital çağın karmaşık algoritmalarını ve yapay sanat anlayışlarını yarıp geçmiş Anadolu halkını da ardından yürütmüştür. 

Bugün bir arkadaş grubu bir araya geldiğinde hep bir ağızdan o ilahileri söylüyorsa, bu Türkiye’nin ruh köküne dönüşünün en berrak resmidir. Görünen o ki; hiçbir teknoloji ve hiçbir ön yargı, kalpten kalbe giden o gizli ve samimi yolu kapatmaya yetmeyecektir. 

 

 

 

 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23