Anadolu anneleri ‘köpek’ doğurmaz!
Anadolu anneleri ‘köpek’ doğurmaz!
YÜCEL KAYA
Bir milletin en büyük sermayesi ne yeraltı kaynakları ne de ekonomik verileridir;
Bir milletin gerçek gücü, dinamik ve genç nüfusudur.
Ancak;
Küresel çapta yayılan ve ülkemizde de çeşitli mecralar aracılığıyla empoze edilmeye çalışılan "modern aile" maskeli propaganda, toplumumuzun temel taşı olan aile yapısını ve dolayısıyla geleceğimizi tehdit etmektedir.
Bugün 80 milyon olan bir nüfusu ele alalım. Eğer her çift sadece bir çocuk yaparsa, sadece bir nesil sonra nüfus 40 milyona, iki nesil sonra ise nüfus 20 milyona düşer.
Bu sadece bir sayı azalması değil, bir milletin tarih sahnesinden silinmeye başlamasıdır.
Nüfusun azalması demek:
Genç iş gücünün yok olması,
Üretimin durma noktasına gelmesi,
Emekli maaşlarını ödeyecek sosyal güvenlik sisteminin çökmesi,
Ve en önemlisi, savunma sanayiinden teknolojiye kadar her alanda dışa bağımlı hale gelmek demektir.
Son günlerde uluslararası markaların reklam kurgularında gördüğümüz çarpıklıklar, tesadüf değildir. Avrupa’da "geniş aile" ve "çocuk" temalı içerikler servis edilirken,
Türkiye’de çocuk yerine evcil hayvanların "evlat" gibi konumlandırılması, toplumsal genetiğimizle oynama girişimidir.
Türkiye’de yaşayan hiçbir kadın ‘köpeklerin annesi’ değildir.
"Köpek anneliği" gibi kavramlarla annelik kutsallığının içi boşaltılmakta, evlat sevgisinin yerine başka unsurlar ikame edilmeye çalışılmaktadır.
Hayvan sevgisi medeniyetimizin bir parçasıdır;
Yavruyken bir bacağını kaybetmiş üç bacaklı bir topal köpeğin bakımını yedi yıldır bahçesinde üstlenen bir hayvansever olarak söylüyorum.
"Bir hayvanı, bir insanın, hele bir evladın yerine koymak, sosyolojik bir sapmadır.
Bu durum, gençleri evlilikten ve çocuk sahibi olmaktan uzaklaştıran psikolojik harbin sadece bir parçasıdır.
Toplumda bilinçli olarak şu algılar yerleştirilmeye çalışılmaktadır:
Gençlerin evlenmesi ve yuva kurması korkutucu bir yük gibi gösterilmektedir.
Tek çocuklu aile "çağdaş", çok çocuklu aile ise "gerici" olarak yaftalanmaktadır.
Oysa gerçek çağdaşlık, neslini devam ettirebilen ve geleceğini inşa edebilen bir toplum olmaktır.
Aile bağlarının kişiyi kısıtladığı algısı işlenerek, yalnızlaşan ve savunmasız kalan bireyler hedeflenmektedir.
Türkiye’nin yaşlanan bir nüfusa hapsolmaması için aile kurumunun yeniden merkeze alınması şarttır. Devletimizin de teşvik ettiği "en az 3 çocuk" vizyonu, sadece bir tavsiye değil, milli bir beka meselesidir.
Gençlerin yuva kurması toplumsal bir seferberlikle desteklenmelidir.
Anneliğin dünyadaki en kutsal ve en stratejik görev olduğu bilinci reklamlarla değil, değerlerimizle pekiştirilmelidir.
Geleceğin emeklilerinin huzuru, bugün yetişecek donanımlı ve vatansever gençlerin varlığına bağlıdır.
Kökü dışarıda olan ideolojik dayatmalara, aile yapımızı hedef alan reklam kurgularına ve nüfusumuzu eritmek isteyen projelere karşı uyanık olmalıyız.
Gelecek, evlatlarını milli değerlerle yetiştiren büyük ve güçlü ailelerin omuzlarında yükselecektir.
Toplumların çöküşü öyle aniden olmaz.
Değerler, bir değirmen taşındaki buğday misali ezilerek sessizce yok edilir.
Çocuk seslerinin azaldığı, aile yapısının sarsıldığı ve bireylerin yalnızlaştığı bir tablo, basit bir sosyal değişimden ziyade stratejik bir çözülmedir.
Mesele nüfus sayısından ibaret değildir; mesele doğrudan bir milletin var olma mücadelesidir.
Gelecek;
Değerlerine sahip çıkan, aileyi merkeze alan ve neslini bilinçle yetiştiren toplumların olacaktır. Türkiye’nin yarınları da ancak bu şuurla inşa edilebilir.
O yüzden “Oğluşum’ diyerek köpeğine sarılan anne! Anadolu annesi değildir.
Çünkü;
“Anadolu anneleri ‘köpek’ doğurmaz!
Vallahi de onlar;
Aslan doğurur,
Bozkurt doğururlar.”