1931’de ‘Laik devlette dinî tatil olur mu?’ tartışması
1931’de ‘Laik devlette dinî tatil olur mu?’ tartışması
MUSTAFA ARMAĞAN
Kurban Bayramı tatili memurlar için 9 güne çıktı ya, sosyal medyada dedikodu kazanı kaynamaya başladı. Yok efendim işçiler çalışıyor, memurlar yatıyormuş; yok milletin parası mı varmış tatile çıkmaya; hem bu kararı turizm şirketleri aldırmış, artık kasalarını doldurabileceklermiş vs. vs.
Biz de bayram tatili tartışması fırsatından istifade ederek bir zamanlar akla gelmiş ama unutulmuş bir meseleyi gündeme getirelim:
1924 Anayasasının 2. maddesinde devletimizin dininin İslam olduğu yazılıydı. Ancak dörte yıl sonra, 10 Nisan 1928’de TBMM’de kabul edilen 1222 sayılı kanunla “Türkiye Devletinin dini, din-i İslâm’dır” ibaresi anayasadan çıkarılmıştır.
Ne var ki anayasada resmen herhangi bir dininin olmadığını belirten “laik” bir devlet neden dinî bayramları resmi tatil ilan eder? sorusu üzerine pek durulmamıştır. (Aslında 1910’dan beri Mevlid Kandili de resmi tatildi ama 1935’te tarihe karışacaktı.)
Bu arada 19 Şubat 1931 tarihinde yani Ramazan Bayramından birkaç gün önce Çankaya’nın Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak’ın şifreli telgrafında (Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 04016646-51) şöyle bir cümle okunmaktadır:
“Reisicumhur Hazretleri dinî bayramlara fazla bir mevki vermemek için vâkî olan tebrikata cevap vermemeyi tercih buyurmuşlardır. Kemâl-i t’âzimle arzederim.”
Günümüz Türkçesiyle söylersek:
“Cumhurbaşkanı Hazretleri dinî bayramlara fazla bir yer vermemeyi arzu ettiklerinden gönderilen tebriklere cevap vermeyeceklerdir. Üstün saygılarla arzederim.”
İşte tam bu telgrafın çekilmesinden beş on gün sonra gazetelerde daha ziyade Yaban adlı romanıyla tanıdığımız Yakup Kadri (Karaoasmanoğlu) imzalı bir yazı çıkar ve tartışmanın fitili ateşlenir. Yakup Kadri yazısında şu soruyu yöneltmektedir:
Laik bir Cumhuriyetin resmi daireleri dinî bayram günlerinde tatil edilir mi, edilmez mi?
Cumhuriyet gazetesinin 4 Mart 1931 tarihli nüshasında çıkan “H. M.” rumuzlu bir yazı, Yakup Kadri’nin ortaya attığı bu meselede orta yolu bulmaya çalışmakta, en önemlisi de bizi bu ilginç tartışmadan haberdar etmektedir.
Hayri Muhiddin (Dalkılıç) olduğunu tahmin ettiğimiz H.M. rumuzlu bu yazarın ilgili yazısının büyük bir kısmını olduğu gibi aşağıya aktararak tarihe bir not daha düşmek istiyorum.
Yazı şöyle akıyor:
“Yakup Kadri Bey’in, makalesinde müdafaa ettiği (savunduğu) fikre göre lâik bir Meclisin, hükümetin bayram tatili kabul etmesi ve yapması sözle hareket arasında bir tezat (çelişki) teşkil eder. Binaenaleyh (dolayısıyla) bu usulü kaldırmalı.
Bu bir fikir, bir mütalea, bir içtihattır. Ancak aksi mütaleada bulunanlar da vardır. Filhakika lâisizm dini ret ve inkâr etmek demek olmadığına, hükümetin dinî itikadı karşısında bitaraf (tarafsız) kalması, dinî kaide ve esasların devlet idaresinde âmil ve müessir (etkili) olmaması demek olduğuna göre halkının, heyet-i umumiyesi (bütünü) denilecek kadar büyük ve kahir bir ekseriyeti (büyük bir çoğunluğu) aynı dine mensup olan bir memlekette bayram günlerinde tatil yapmak neden lâiklikle kabil-i telif olmasın (uyuşmasın)?
Maamafih (Ne var ki) ne olursa olsun, görülüyor ki cidden halledilmesi lazım gelen mesele karşısındayız. Ve bunu esasından halletmek bir çok zihinleri muhtelif sebep ve vesilelerle kurcalayan bazı tereddütleri ortadan kaldırmış olacak, çok faideli bir iş teşkil edecektir.
Bizim bu hususta başka milletleri nümune (örnek) tutmağa ihtiyacımız yoktur. Çünkü en lâik görünen bazı garp (batı) hükümetlerinin bu yolda bizden epeyce geride olduklarını muhakkaktır. Meselâ Fransa’nın papas nüfuz ve tesirinden kurtulmuş olduğunu bugün kim iddia edebilir?
Her ne ise, mevzu münakaşaya mütehammil olabilir (gelebilir). Fakat en doğru hareket, münakaşayı dallandırıp budaklandırmadan bir hükûmet işi olarak düşünmek, daha esaslısı da bir fırka (parti) mes’elesi halinde tetkik edip (inceleyip) bir karara bağlamaktan ibarettir.
H(alk) Fırkasının (CHP’nin) önümüzdeki umumi (genel) kongresinde bu vaziyetin şu veya bu şekilde, fakat her halde bir madde haline tesbiti çok temenniye şayandır.”
Yakup Kadri’nin nerede yayınlandığını bulamadığım yazısının tam da Gazi’nin bayram tebriklerini ona fazla bir yer (önem) vermemek amacıyla cevaplamayacağını ihtar eden telgraftan bir hafta kadar sonra yayınlanmış olması, aslında dinî bayram meselesinin bazı zihinlerde sorgulandığının bir göstergesi değil midir?