İman, İslam ve Şeriat!

13 Temmuz 2018 Cuma

İmam Âzam (rh.a.)’den şu satırları nakletmiştik:

Lügat itibariyle iman ile İslâm arasında fark vardır. Fakat dinde, İslâm’sız iman, imansız da İslâm olmaz. Bunlar bir şeyin dışı ve içi gibidir. 

Din ise iman ve İslâm ile beraber bütün şeriatın ismidir. - Ebu Hanife, el-Fıkhu’l-Ekber, s. 68. (Aliyyü’l-Kârî şerhi ile, Mısır, 1323)-.”  ( Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim, c.1, s. 173, 174)

Görülüyor ki dinin tanımında üç unsur karşımıza çıkıyor: İman, İslam ve Şeriat. Şeriatın ne olduğu hususunda bugün Müslümanlar arasında derin bir bilgisizlik hatta daha da kötüsü yoğun bir bilgi kirliliği var. “Ben Müslümanım ama şeriata karşıyım” hezeyanı bunun sıkça duyulan göstergelerinden sadece biridir ki burada hemen dudaklarımızdan Niyazi Mısri (rh.a.)’in şu dizeleri dökülüveriyor:

“Ne bilsin Şer’i pâki ehli ilhad

Ol adanın a’dasıdır şeriat” 

Anlamını şöyle ifade edebiliriz: 

Kafirler tertemiz şeriatın değerini nereden bilsin ki o düşmanların en büyük hasmı şeriattır” Kafirler tamam da ya Müslümanım diyenlere ne oluyor?

Evet, şeriatsız ne iman olur, ne İslam olur, ne de din!  “Din ise iman ve İslâm ile beraber bütün şeriatın ismidir” kaidesinin karşı anlamı da budur. 

Şimdi gelelim Şeriat kavramının bilimsel tanım ve kapsamına: 

• Önce, Şemseddin Sami Efendinin, dilimizin en esaslı lugati olarak bilinen “Kamus”una bakalım:

Şeriat, “evamir ve nevahi-yi İlahiyye ve âyet ve hadis ve icma-ı ümmet esasları üzerine müesses kanun-u İlahi” diye tarif ediliyor.

Tarifte iki unsur dikkat çekiyor. Biri, şeriatın “İlahi emirler ve yasaklar” oluşu. Diğeri, bu İlahi kanunların “âyet, hadis ve icma” denilen temeller üzerine kurulu bulunduğu.

Ömer Nasuhi Bilmen ise, “Hukuk-u İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu” adlı mükemmel eserinde bu ıstılahı ayrıntılı biçimde şöyle açıklıyor:

“Şeriat, din lisanında, Cenab-ı Hakk’ın, kulları için vazetmiş olduğu dini, dünyevi ahkamının heyet-i mecmuasıdır. Bu itibarla şeriat, din ile müradif olup, hem ahkam-ı asliye denilen itikadiyatı, hem ahkam-ı fer’iye-i ameliye denilen ibadet, ahlak ve muamelatı ihtiva eder.”

“Şeriat, umumi manasına nazaran bir peygamber-i zişan tarafından tebliğ edilmiş kanun-u İlahi demektir. Ahkam-ı şer’iye denilince, bundan kanun-u İlahi hükümleri manasını anlamak lazımdır. Ve bununla asıl Kur’an’a, Hadise, İcmaa sarahaten müstenid olan hükümler kastedilmiş olur.”

Bu ayrıntılı tarifte şu temel noktalar ustalıkla sıralanmış:

1. Şeriatı, kulları için Allah koymuştur.

2. Şeriat, dini ve dünyevi hükümlerin tamamıdır.

3. Şeriat, “din” kelimesiyle eş anlamlıdır.

4. Şeriat kavramının içinde, imani hükümlerin yanında ahlaka, ibadete ve günlük hayattaki işlere dair hükümlerin hepsi vardır.

5. Genel anlamda, her peygamberin getirdiği İlahi kanunlara da şeriat denilir.

6. Şeriat kelimesiyle, açıkça Kur’an’a, Hadise ve İcmaa dayanan hükümler kastedilmiş olur.

Asrımızın büyük âlim ve mütefekkiri Bediüzzaman ise, şeriatı tarif ederken şunları söylüyor:

“Şeriat ikidir. Birincisi, alem-i asgar olan insanın ef’al ve ahvalini tanzim eden ve sıfat-ı kelamdan gelen bildiğimiz şeriattır. 

İkincisi, insan-ı ekber olan alemin harekat ve sekenatını tanzim eden, sıfat-ı iradeden gelen şeriat-ı kübra-yı fıtriyedir ki, bazan yanlış olarak tabiat tesmiye edilir.”

Bu tanımda da önemli noktalar vardı. Şeriatı ikiye ayırarak tarif ediyor, tabiat mefhumuna da açıklık getiriyordu Bediüzzaman.

1. “Küçük âlem” olan insanın fiillerini ve işlerini düzenleyen ve Allah’ın “kelam” sıfatından gelen bildiğimiz şeriat.

2. “Büyük insan” olan âlemin hareketlerini ve durumlarını düzenleyen şeriat.

3. Maddi âlemdeki kanunlara “tabiat” demek yanlış. Çünkü, bu kavram Allah’ı hatıra getirmiyor. Oysa, bu “fıtri” kanunları koyan ve tatbik eden O’dur.

Bu izah, başka bir manayı da hatırlatıyor: Kainattaki varlıklar, Allah’ın “fıtri”  kanunlarına isyansız itaat ettikleri için, bu alem muntazam ve mükemmel. Hiçbir yerde en küçük bir karışıklık yok. Demek insanlar da yaşayışlarında İlahi kanunlara isyansız itaat etseler, özlenen ahenge kavuşacak ve aradıkları saadete erecekler. Uyumsuzluğun ve huzursuzluğun sebebi, isyan ve tuğyanlarıdır. Ahiret saadeti gibi, dünyevi huzurun da çaresi İslam’dadır.

Bütün bu tanımlara göre, “şeriat” diyen birisi, “din kuralları” demektedir. İnsan ise, hür bir varlıktır. Kabul de edebilir, red de... “Dinde zorlama yoktur.” (https://sorularlaislamiyet.com/seriat-nedir-nasil-yasanir-bu-asirda-seriat-gecerli-midir)

Söz din ve şeriat kavramlarından açıldığında bu iki lafızla aynı manaya gelen ve bunlardan ayrı düşünülemeyen bir kelime daha vardır ki o da millet sözcüğüdür. Bu üç kavram arasında ki ilişkiyi de Elmalılı merhumdan dinleyelim:

“Şehristanî’nin ‘el-Milel ve’n-Nihal’deki beyanına göre din, şeriat, millet denilen şeyler hadd-i zatında hep aynı şeylerdir. (eş-Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihal, I, 38.)

Ancak itibar edilen ve gözetilen mânâya göre, yine de her biri bir başka yönden diğerinden farklı bir anlam kazanır.

 İtikat ve iman bakımından din, amel ve tatbikat bakımından şeriat, sosyal bakımdan, yani sosyal realite bakımından millet denilir. Gerçekte itikad edilen ne ise, amel edilen de odur. Amel edilen ve uygulanan ne ise esas itibariyle üzerinde ittifak edilen şey de odur.”(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim, c.I, s.400, Bakara 120. âyet açıklaması)

Şeriat konusunda şu ikazlar kulağımıza küpe, imanımıza da kalkan olsun:

“Hele şu zamanda hâşâ ahkam-ı ilahiyeyi (ilahi yasaları) beğenmeyerek birtakım Avrupa kanunlarını hükm-ü ilahî üzerine takdim ve tercih etmek isteyen kimseler, asr-ı saadette bulunanlardan (münafıklardan) daha aşağıdırlar.  Çünkü; ahkam-ı ilahiyyeden her biri ukûl-u beşere (insanların akıllarına) muvafık (uygun) ve adalete mutabık (özdeş) olduğundan, onun haricinde bir kanun aramak, hamakattan (ahmaklıktan) başka bir şey değildir. Fakat ahkam-ı şer’iyyeye vukufu olmayanlara bunu anlatmak imkansızdır. Çünkü anlamak istemezler.” (Konyalı M. Vehbi,  Hulasat’ül Beyan,  IX. 3756)

 

YORUM YAZ

  • AczAcz7 gün önce
    Bu manaları okuyup hazm edecek kafa kalb ruh kalmamış maalesefnefis şeytan dünyanın cazibesi ve sosyal medya ve siyaset mahf etti bizi
  • Mükemmel TarifMükemmel Tarif7 gün önce
    “Şeriat ikidir. Birincisi, alem-i asgar olan insanın ef’al ve ahvalini tanzim eden ve sıfat-ı kelamdan gelen bildiğimiz şeriattır. İkincisi, insan-ı ekber olan alemin harekat ve sekenatını tanzim eden, sıfat-ı iradeden gelen şeriat-ı kübra-yı fıtriyedir ki, bazan yanlış olarak tabiat tesmiye edilir.”