• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Selma Savcı
Selma Savcı
Selma Savcı
TÜM YAZILARI

İran-ABD krizinin perde arkasında kim var gerçekten?!?

15 Şubat 2026
A


Selma Savcı İletişim: [email protected]

Komşumuz İran’daki karmaşıklık hâlâ devam ediyor. Elbette bu bölgenin selameti açısından da önem arz eden bir sorun haline gelmiş durumda. Biliyorsunuz hem İran cephesinden hem de ABD cephesinden gelen açıklamalarla birlikte her geçen gün maalesef ileriye doğru giden bir kriz söz konusu.. Kimsenin geri vitese taktığına şu anda şahit olmadık.

İran ve ABD, Tahran’ın nükleer programına ilişkin Umman’da dolaylı görüşmeler gerçekleştirmiş ve süren gerilime rağmen müzakerelere devam edilmesi konusunda anlaşmaya varılmıştı. Bu görüşme sonrası son olarak ise İsrail’in şeytanı Netanyahu’nun ABD Başkanı Trump ile görüşmesi sonrası yine bir takım açıklamalar zinciri de masanın üstüne koyulmuş durumda.


ABD Başkanı Donald Trump, İran’la bir anlaşma yapmak istediklerini ve müzakerelerin sürdüğünü belirterek, “Eğer anlaşmaya varamazsak, ikinci aşamaya geçeceğiz ve bu aşama, onlar için çok zor olacak, ben bunun peşinde değilim.” açıklamasını yaptı.
Ve bana göre de en önemli bu gerilimdeki nokta ise, Netanyahu detayını vermesiydi. Katil Netanyahu’nun yine bu sürecin içine kadar sokulması ve ortamı elektriklendirecek şahıs olması da dünyanın gözü önünde yine büyük bir tezat olarak karşımızda...
Netanyahu’nun kendisine “İran’la müzakere etmemesi” yönünde bir şey söylemediğini ancak konuyu kapsamlı şekilde ele aldıklarını açıklayan ABD Başkanı, “Netanyahu durumu anlıyor ama nihayetinde bu karar bana kalmış.” dedi.


Tahran’la görüşme takviminin ne kadar süreceğine ilişkin bir soruya da yanıt veren Trump, İranlılarla istediği kadar görüşebileceğini, sürecin gelecek ay içinde de devam edebileceğini ve sonunda kararın kendisine ait olduğunu kaydederek “ne şiş yansın ne kebap” misali davranmayı sürdüren bir yapıyla karşı karşıyayız.
Görüyoruz ki, İran toplumu da bir ikilem içerisindedir. Hem ABD tarafından büyük bir baskı içinde hem de ülke genelinde dış bağlantılı eylemlerle zor bir dönemden geçtikleri kesin...
Tam bu aşamada işin uzmanı ve AA’ya konuşan İRAM Araştırmacısı Oral Toğa’ya yer açmak istiyorum. Neden mi çünkü konunun hâkimi olan ve o bölgenin fotokopisini bizlere irdelediği için...


Ne diyor Sayın Toğa; “28 Aralık 2025’te Tahran’da esnafın başlattığı ekonomik motivasyonlu protestolar, kısa sürede ülke geneline yayıldı. Riyalin dramatik değer kaybı, yüzde 40’ı aşan enflasyon ve gıda enflasyonunun yüzde 70’lere varması protestoların başlıca ekonomik tetikleyicileri olarak öne çıkmaktadır. Her ne kadar protestolar katılım noktasında Yeşil Hareket yahut Mahsa Emini kadar kalabalık olmasa da şiddet olayları açısından modern İran tarihinin en sert olaylarından biri olarak kayıtlara geçti.


İran ekonomisi, 2018’den bu yana süregelen maksimum baskı yaptırımları ve Haziran 2025’te İsrail-İran arasında yaşanan çatışmalar sonrası ağırlaşan uluslararası izolasyonun etkisiyle ciddi bir daralma sürecindedir. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın bütçe tasarısında güvenlik harcamalarını yüzde 150 artırırken ücret zamlarını enflasyonun beşte ikisinde tutması, kentli orta sınıftan rejimin geleneksel muhafazakâr tabanına kadar geniş kesimlerde hoşnutsuzluğu derinleştirmiştir. Silahlı grupların varlığı ve provokasyonları bir yana bırakılırsa son protestolarda toplumsal katmanların aldığı pozisyonlar, rejimin sosyolojik zeminindeki dönüşümü açıkça yansıtmaktadır. Protestoların en belirleyici dinamiğini oluşturan 30 yaş altı genç nüfus, 2022 Mahsa Emini protestolarından bu yana giderek radikalleşmekte olup artan genç işsizlik bu kesimle müesses nizam arasındaki ideolojik ayrışmayı derinleştirmektedir.


Muhafazakar cenah son protestolarda en az üç belirgin alt katmana ayrılmış durumdadır. Birincisi, Devrim Muhafızları Ordusu’na yakın aşırı muhafazakâr kanattır. Meclis’te Devrim Muhafızları Ordusu’yla yakın ilişkileri olan milletvekilleri, protestolara karşı en sert tepkiyi göstermiştir. Örneğin, Meşhed Milletvekili ve Meclis 90. Madde Komisyonu Başkanı Nasrullah Pejmanfer, eski Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Batı ile angajman politikalarından dolayı idam edilmesi gerektiğini açıkça dile getirmiştir. Bir diğer sert çizgideki Milletvekili Emir Hüseyin Sabeti ise doğrudan Pezeşkiyan hükümetini hedef alarak (Ülke lideri Ayetullah Ali Hamaney’i ve sistemi müzakerelerden muaf tutarak) ABD ile dolaylı müzakerelere girişilmesini kınadı. Bu kanat, protestoları tamamen “ABD-İsrail projesi” olarak tanımlamakta ve her türlü diyalogu “rejimin çöküşüne davetiye” olarak nitelendirmektedir.



İkinci grup ise Kalibaf etrafında kümelenen pragmatik muhafazakarlardır. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, “kötü niyetli bireyler ve örgütlü hareketler”in talepleri kaosa dönüştürmeye çalıştığını ifade ederken, halkın geçim kaygılarının sorumlu bir biçimde ele alınması gerektiğini de vurguladı. Kalibaf, 3 Şubat’taki Humeyni Türbesi ziyaretinde ise daha anlamlı bir uyarıda bulunarak “dışarıdan atılan taş”ın yönetilebilir olduğunu, asıl tehlikenin “rayların yıkılması” ve “motorun zayıflaması” olduğunu söylemiştir. Bu sözler, tehdidin içsel kırılmadan, yönetici yapı içindeki aşınmadan ve artık itaat etmeyen bir toplumdan geldiğinin zımni kabulüdür. Kalibaf, aynı zamanda ABD saldırısı durumunda bölgedeki tüm Amerikan üslerinin vurulacağını söyleyerek güvenlikçi söylemi de sürdürmektedir. Bu ikili tutum pragmatik muhafazakarların hem iç reform hem de dış tehdit arasındaki gerilimi yönetmeye çalıştığını göstermektedir.


Üçüncüsü, Düzenin Yararını Teşhis Konseyi (DYTK) Başkanı Sadık Laricani gibi sistem muhafızlarıdır. Laricani’nin “eleştiri milletin hakkıdır ancak düşmanlara sinyal vermemelidir” yaklaşımı, hoşnutsuzluğu kabul eden fakat devletin güvenlik çerçevesi içinde tutan geleneksel muhafazakar refleksi yansıtmaktadır.”
Evet, uzman ismin de belirttiği üzere ciddi bir problemle karşı karşıya kalan İran halkı var. Ben açıkçası bizim ülkemizde de masaya konulan ve iki üç ağacı bahane ederek, milletin mallarını yakıp yıkan Gezici vandallar gibi İran’da da özellikle dış kaynaklardan ve ABD’nin kumanda ettiği bir takım olaylarla yıkılmak istendiği aşikar. Her ne olursa olsun halkların bu durumda yaşayacağı her türlü zulmün karşısındayım. Çünkü bu olayın müsebbibinin kim ne derse desin şu anda dünyaya parmak sallayan ABD olduğu aşikardır.
Umarız bu süreç tıpkı Rusya-Ukrayna’da olduğu gibi savaş boyutuna geçmez ve yapılacak müzakerelerle atlatılır.
Selam ve Dua ile...

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23