Mikroplar: Düşman değil dost

17 Ağustos 2019 Cumartesi

Yakın zamanlara kadar gözle görülemeyen ve kısaca mikrop dediğimiz mikroorganizmalar (bakteriler, virüs ve parazitler gibi) insanlığın düşmanı gibi kabul edilirdi. Hastalık sebebi onlardı, bizi halsiz bırakan ve ölümcül de olabilen bulaşıcı enfeksiyonların etkeniydiler. 

Çoğu insan, dediğimiz gibi bakterileri hâlâ sadece hastalığa yol açan zararlı varlıklar olarak düşünür. Ancak böyle bir düşünce doğru değildir. Bakterilerin ancak çok az bir bölümü hastalık etkenidir.

Mikroplar âlemi

Yaşadığımız dünyaya ibret nazarıyla bakarsak muazzam bir canlı çeşitliliği ve mükemmel bir uyum dikkatimizi çeker. Yeryüzünü dolduran milyonlarca farklı canlı türü (hayvanlar, bitkiler ve mikroorganizmalar) insanın her türlü ihtiyacını karşılayacak ideal bir ortam meydana getirirler.

Şaşırtıcı ve hayranlık verici bu harika canlı çeşitliliği hayatımız için büyük önem taşır. Görünenlerin dışında bilim adamları ve uzmanların dışında kimsenin adlarını dahi bilemediği, ancak mikroskoplarla görülebilen ve milimetrenin binde biri büyüklüğündeki, 300 bin ila bir milyon kadar türü olduğu tahmin edilen bakterilerin yer almadığı bir dünya nasıl olurdu hiç düşündük mü?

Bakterilerin olmadığı hayat, hayal bile edilemez. Çünkü: 

*Dünyadaki oksijenin önemli bir bölümünün üretimi,

*Yeryüzünde element döngülerinin sağlanması, 

*Dünyanın temizlenmesi,

*Ölü organizmaların ayrıştırılarak yeniden kullanışlı hale getirilmesi 

*Ve daha pek çok hayati mekanizma bu mikroskobik canlılar tarafından gerçekleştirilir.

Sadece dış dünyadakiler değil vücudumuzda yaşayan mikroplar da oldukça ilgi çekici ve şaşırtıcıdır. Bilim adamları vücudumuzda yaşayan mikropların karmaşıklığı, gücü ve sayısı yüzünden sürekli hayretten hayrete düşmektedirler. Meselâ sağlıklı bir insanın bağırsakları 400 farklı bakteri türü içeren küçük bir ekosistemdir ve bu canlılar bağırsakların düzenli bir şekilde faaliyet göstermesinde çok önemli bir pay sahibidir. Üstelik bakteriler çok küçük olmalarına rağmen, çok değişik biyokimyasal, yapısal ve davranışsal karmaşıklıklar gösterirler. Öyle ki bakteriler olmaksızın yeryüzünde hayat da olmazdı. Hızla çoğalmalarına, bu kadar küçük ve bu kadar çok olmalarına rağmen bakteriler, en ufak bir karışıklığa yer vermeyecek şekilde uyum içinde gerekli ve faydalı faaliyet gösterirler.

Üstelik vücudumuzda yaşayan mikrop sayısı hücre sayımızın 10 katını bulmaktadır. Ancak mikrobiyom olarak bilinen bu mikrop toplulukları, hâlâ bir muammadır. “Vücudumuzun bu kısımları hakkında çok az şey biliyoruz” diyor bilim adamları. Yeni araştırmalar mikroplar için vücudumuzda bulunan ekosistemleri anlamamıza yardımcı oluyor.

Sadece ağzımızda beş yüz ile bin arasında mikrop türü olduğu tahmin ediliyor. “Ama nihai rakam bu değil. İncelediğimiz insan sayısı artıkça, mikrop sayısı da artıyor” deniliyor. Ağız kendi içinde dil, dişeti, diş gibi küçük ekosistemlere ayrılıyor. Her bir diş, hatta dişin her bir tarafı farklı türde mikroplar barındırıyor.

Mikroplar her geçen gün vücudumuzu sarmaya devam ediyor. Bu mikrop toplulukları bizi kuşatıyor ve içimize nüfuz ediyor. Farklı insanların vücutlarına farklı mikroplar giriyor ancak hayatımızı idame ettirmek için gerekli olan fonksiyonları hepsi yerine getirebiliyor. Bu görevlerden biri, sindirimi zor karmaşık yiyecekleri parçalamak.  Mikroplar, sindirime yardımcı olmanın yanı sıra, iltihaplarla savaşmak için bağışıklık sistemine sinyaller göndermek gibi çok sayıda fayda sağlıyor.

Hastalıkların çoğuna iç ekosistemlerdeki muazzam değişiklikler eşlik eder. Örneğin aşırı kilolu kişilerin bağırsaklarında normal kilolulardan farklı türde mikroplar bulunur. Bazı durumlarda, hastalık vücutta değişikliklere yol açınca yeni mikroplar devreye girebilir. Ancak mikroplar kimi zaman hastalığa da yol açabilir.

Sezaryenle doğum

İnsanların mikrobiyomları doğdukları andan itibaren farklılaşıyor. Araştırmacılar normal doğum sonucu dünyaya gelen bebeklerin annelerinin doğum kanallarından aldıkları mikroplarla çevrili olduğunu ortaya çıkardı. Ancak sezaryenle doğan bebekler genelde yetişkinlerin derilerinde bulunan mikroplarla kaplıydı.

Birçok araştırma, sezaryenle doğan bebeklerde, çok sayıda ilaca dirençli Staphylococcus aureus bakterisi aracılığıyla deri enfeksiyonlarına yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu öne sürüyor. Bunun nedeni, annelerinin doğum kanallarından yoksun olmaları olabilir.

Sezaryenin, çocuklarda astım ve alerjileri artırdığı da öne sürülüyor. Bu yüzden antibiyotik kullanımı da artıyor.

Çiftliklerde yaşayan ve topraktan yeterli oranda sağlıklı mikrop alabilen çocuklar, şehirlerde büyüyen çocuklara kıyasla bağışıklık sistemiyle ilgili rahatsızlıklara daha az yakalanıyor.

Çalışmalar aynı sonuca varıyor: Çocuklar gerektiği kadar mikrop alamazsa, sanılanın aksine bağışıklık sistemleri zayıf kalıyor ve daha kolay rahatsızlanıyorlar.

Kısacası mikroplar genelde düşmanımız değil dostumuz olarak hizmet görmektedirler.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • RıfatRıfat1 ay önce
    Sokaklarda balgam sümük görmekten iğrenen biriydim şimdi köpek pisliği görmekten iğreniyorum. Bu milletin pislikte orta yolu yakmu. Her şeyimiz zirve,pislikte bencillikte zirve, bananecilikte zirve, sonradan görmelikte dünyada lider oluruz, biz araba almasak alman oto sektörü batar batar ayranı yok borcunu ödemez enlüks arabaya biner.
  • RaufRauf1 ay önce
    O zaman neden aşı oluyoruz.bence aşı zararlı eskiden aşımı vardı ama insanlar her hastalık sonrası özellikle küçükler bunlarla savasa savaşa güçlü oluyorlardı bu günün genç nesli 20 kiloyu kaldıramıyor.iş ilanlarına giden gençler sürekli rahat is arıyorlar tembellik iliklerine işlemiş bundan büyük tuzak olabilirmi nesli harap etmek ekini harap etmek aileyi yok etmek bütün amac bu ...Galiba başardılar
  • AyhanAyhan1 ay önce
    .. Almanya'da fizik ve kimya profesörü olan bir arkadaşım on muhtelif müzmin illetten muzdariptir. Kendisi hastalığından evvel yıllarca laboratuvardasu ve topraktaki radyoaktivite ile uğraşmıştı. On ameliyatına karşın tıp derdine çare olamadı. Hazırladığı raporlar bilim alanında çok önemliydi. Fakat tükettiği besin maddelerindeki biyolojik, kimyasal, radyoaktif zehirlerden bihaberdi.Dikkatini, tükettiği zehirli gıdalara çekince  hemen zehirlendiğine ikna oldu.Sonunda yıllarca bilmeksizin  bolca doğal radyoaktif zehirli besinleri yiyip içtiğini itiraf etti. Tabii iş işten çoktan geçmişti. Illet ve zilletten kurtulması için zehirli besinleri terk etmenin yanında yıllarca beklemesi elzemdir. Ta ki bütün  radyoaktif zehirler biyolojik yolla  yarılanma süreleri nipetince vücutunu yıllar sonra terketsinler. Kendisi de biliyor ki bahis mevzusu zehirlere karşı bir antidot da mevcut değildir. Hz. Peygamber'in gıdaları mutlak ve çok yüksek hikmetle seçilmiş olup bizler için aynıları ve benzer nitelikte olanları önemli bir rehber olmalıdır. Mevcut tıpta yüzde iki kadar doğru ilkeler vardır. Geri kalanı ise hastaları ve devleti sömürmeye dayalı deccalizmintıpsal ve sihirsel safsatalardır. Allah zehirli ve sihirli besinleri, kafirleri ve zalimleri bilmedikleri yönden cezalandırmak için gebersinler diye yaratmıştır. Bu hususta Mushaf'ta ayetler çoktur. Müslüman hekimler (!)  Amerika ve Avrupa'lı tıbbi sihirbaz şeytanların peşine takılıp onları rehber edinmişlerdir. Çok kolay olan tıpı garabete dönüştürmüşlerdir.Merhum Ayhan Songar'ı da tanırdım. Kimseye hekimsel bir yararı dokunmadığı gibi, kendisi de kanserden vefat etmişti. Türkiye'deki  darülfünunda tıp adı altında batıl, garp sihirbazlık ve hokkabazlığı öğretilip tahsil edilmektedir.Gavurların bize zehir, zakkum ve şeytanlıktan başka verebilecekleri fazla şeyleri yoktur. Sana gelince, resimdeki görüntün bedeninde yaklaşık 15=18 kilo civarında envayi çeşit zehir ve zakkum olduğunu  alenen sezdiriyor. Üzülerek bildirmeliyim ki ömrünü batıl tıpa heba etmişsin. Gerçi yararsız hekimlik hizmetleri karşılığı yüksek maaş ve ücretlerle nemalandın. Olan vergi ve ücret ödemeye mecbur edilen hastalara oldu. Kimi kabsistanda, kimi fosilleşmiş, uyuşturuluşmuş caddelerde kimi de yatalak  çaresiz ve kütürüm Azaril'i bekliyor. Azrail'in gıdası tüketilirse zamanla her türlü illet ve zillet vuku bulur, şekil ve şemail değişir, hortlaklığa dönüşülür nihayetinde fosilleşmiş ve çürümüş bir beden metfene gark olunur. Hekimler (!)evvela kendilerini tahsil ettikleri batıl ve katil tıptan ötürü uzunca bir süre sorgulasınlar... Tabii imanları ve akılları varsa !
  • AyhanAyhan1 ay önce
    Tıpta daha nice sayısız yanlışlıklar vardır.Ergin bir insan vücudunda 1.200 çeşit 100 trilyon civarında mikroorganizma bulunduğunu bir viroloji uzmanı önceden açıklamıştı. Hekimler vücuttaki çoğunluğu yararlı olan bu mikroorganizmalara karşı antibiyotik reçetelemeye devam ediyorlar.Mikrop bulaşması da tıbbi eski bir yalanmış. Bir hadiste " Hastalık veya mikrop bulaşması yoktur." diye okumuştum. Ayrıca vücuttaki bütün mikroplar İslam'da cin olarak adlandırılır. Müslümanlara buna inandıramazsınız. İlla bir gavur açıklamalı ki inansınlar. İbadet ehli ergin Müslüman insanda bulunan mikroorganizmaların çoğunluğu Müslüman cinlerdir. Kafir, münafık ve fasık insanlardaki mikroplar ise yüzde doksan sekiz oranında kafir, münafık ve fasık cinlerdir. İnsanın tüm ruhani danranışlarını bu cinler belirler. Bazen kafir insanlarda da çok Müslüman cin bulunur. Onların ahlaki İslam'a yakındır. Kafirde çok Müslüman cinin bulunmasının nedeni ise islami gıdalarla yani bal, yoğurt, peynir, süt,zeytin,zeytinyağı gibi maddelerle beslenmesidir. Yoğurt, peynir tamamen Müslüman cinlerden müteşekkildirler. İslam'da haram olan gıdalar kafir cinlerin besin maddeleridir. Kısaca insan bedeni bir cin devletidir. Her zaman çoğalırlar ve ölürler fakat sürekli cinlerle doludur. Bir insanın cinlerinin çoğunu Müslüman edemezseniz yaşadığı müddetçe her alanda küfürden kurtaramazsınız. Tasavvuf ehline cinler alemi sıradan bir olaydır, lakin açıklamak hoş değildir. Melekler alemi de benzer şekildedir. İbadet yapan samimi her Müslüman'da çok sayıda melek ordusu vardır, onu yönlendirirler, kafir cinleri varsa ya onları Müslüman yaparlar ya da bedenden dışarı çıkarırlar. Ey Sefa! Melekler ve cinler alemini kalben (ruhu ile) tanımayan, maddelerin gizli sırlarını bilmeyen, Harut ve Marut'a vakıf olamayan İslam'da hekim olamaz. Yaptığı eylem sadece şarlatanlık ve sihirbazlıktır. Harut ve Marut zehirli ve sihirli besinlere eşlik eden ruhanilerdir. Çok ince konular..... Mevcut tıp ilkeleri çoğunlukla iblis vesveseleridir. İblis, safsatalarını tıp ilmi diye dostlarına vesveseler. Dünyadaki hekimler iblisin arkasına düşmüşlerdir. Kronik hastalıkları iyileştirecek hiçbir hekim kıyamete kadar olmayacaktır. Yapılan masraflar iblise hizmettir. Ruh hastalıklarının nedenleri çoğunlukla Harut ve Marut ile ilgilidir.

Günün Özeti