• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sefa Saygılı
Sefa Saygılı
TÜM YAZILARI
23 Mayıs 2020

Kâinattaki müthiş denge

Kâinatın (evren) ezeli olmadığı, sonradan big bang denilen patlama ile ortaya çıktığı 1940’lı yılların sonlarında anlaşılmıştır. Giderek de bilim insanlarınca bu fikir genel kabul görmüştür.

1970’lere gelindiğinde, sabit bir şekilde belirlenmiş Big Bang teorisiyle evrenin gelişimine dair alternatif senaryolar bilim insanlarınca düşünülmeye başlandı. Meselâ yer çekimi değerini veya elektromanyetik kuvvetini ele alıp, bunların etki derecesi çok az değişse, bu değişim evrenin gelişim sürecini nasıl etkilerdi? Bilim insanları değerlerdeki en ufak bir değişimin bile tüm sistemi raydan çıkaracağını keşfettiler. Çünkü temel katsayılardaki en küçük değişiklikler bile dünyadaki hayat imkânını ortadan kaldırırdı.

Yani fiziğin; yer çekimi, elektromanyetizma, nükleer kuvvet gibi değerlerde en küçük değişim bile, evrenin tanınamaz hale gelişi demekti. Kısacası evrende ince bir düzenleme ve çok hassas bir ayar mevcuttu. Dünya’mız Güneş’e olan uzaklığı ve boyutları ile her bakımdan mükemmel bir konumda bulunmaktaydı. 

Şimdi birkaç örnek verelim:

• Yer çekimi, elektromanyetizmadan hemen hemen 1039 daha zayıftır. Eğer yer çekimi elektromanyetizmadan 1033 kat daha zayıf olsaydı, ‘yıldızlar bir milyar kat daha ağır olacak ve bir milyon daha hızlı ışık saçacaktı.’

• Nükleer zayıf kuvvet yer çekimi gücünün 1028 katıdır. Eğer zayıf kuvvet daha zayıf olsaydı, evrendeki bütün hidrojen helyuma dönüşecekti. Ve böylelikle suyun, dolayısıyla canlılığın ortaya çıkması mümkün olmayacaktı.

• Daha güçlü bir nükleer kuvvet (% 2 kadar) olması protonların şekillenmesine engel olacaktı ve bu da atomların olmadığı bir evrenin ortaya çıkması demekti. Tersine bu kuvvette % 5’lik bir azalma olsaydı bu durumda da yıldızların olmadığı bir evren hâsıl olacaktı.

• Bir proton ve bir nötron arasındaki kütle farkı yaklaşık olarak elektron kütlesinin iki katıdır. Böyle olmasaydı tüm nötronlar proton veya tüm protonlar nötron olacaktı. Bu durumda da kimyaya ve hayata veda edecektik.

• Hayati önemli olan suyun tam mahiyeti gizemlidir: Moleküllerin arasında yalnızca suyun katı hali sıvı halinden daha hafiftir. Böylelikle buz suda yüzebilir. Bu olmasaydı okyanuslar tamamen donacak ve yeryüzü buzla kaplanacaktı. Bu hususiyete bağlı olarak hidrojen atomunun benzersiz özelliklerinin de izi sürülebilmektedir.

• Karbon ve diğer atomlar evrende ve güneş sisteminde çeşitli oranlarda bulunurlar. Tersine su bu kadar sık bulunamaz, uygun basınç ve sıcaklık gerekir. Örneğin su 00 C ile 1000 C arasında (deniz seviyesinde bulunduğumuzu varsayıyoruz) farklı haller içindedir. 0 derecede buz halinde, 100 derecede ise buhar konumundadır. Güneşe yakınlık ne kadar artarsa ısı daha artacağından su bulunma ihtimali o kadar güçleşecektir. İşte Güneş’ten 150 milyon kilometre uzaklıktaki bir eksende bulunan Dünya tam olması gereken yerdedir. Bu mesafe daha kısa olsaydı sıcaktan ve buharlaşmadan su olmazdı, daha uzakta ise dondurucu soğuktan yine hayat olmazdı.

• Yine Dünyamızın şekli de yaşam için ideal tasarlanmıştır. Eğer daha eliptik olsaydı biz Güneş’ten 100 ila 300 milyon kilometre değişen uzaklıkta konumlanmış olacaktık. Bu da sauna veya buzul etkisi oluşturacağından yaşamın oluşmasına imkân vermeyecekti.

• Dünyanın etrafındaki atmosfer tabakası ise sera etkisi yaparak uygun sıcaklık ve basınç sağlar.

• Yine hayatın olabilmesi için karbon, hidrojen, azot, oksijen bulunmak zorundadır; ayrıca gelişmiş bir canlı oluşması için en az 15 esas, 30-40 kadar eser elemente gerek vardır.

Bu liste daha uzatılabilir. Evren hakkında ne kadar çok şey bilinirse o kadar harika ölçüler ve mükemmel denge ortaya çıkmaktadır. Kâinatta müthiş bir ayar ve hassas bir denge vardır. Her şey canlılığın ortaya çıkmasına göre düzenlenmiştir.

Ünlü biyokimyacı Michael J. Behe’nin dediği gibi: “Biyokimyasal sistemler bir tasarımın eseridir. Bunlar doğa kanunları tarafından tesadüfler sonucu veya bir ihtiyaçtan dolayı tasarlanmamıştır; aslında bunlar önceden planlanmıştır. Tasarımı yapan ise sistemlerin en son halinin nasıl olacağını en iyi şekilde bilmektedir; bu nedenle sistemlerin oluşacağı her adım da planlanmıştır. Yeryüzündeki hayat da en basit örneğinden en kritik parçalarına kadar, bu akıllı tasarımın sonucudur.”

RAMAZAN BAYRAMINI TEBRİK

Tüm İslam âleminin mübarek Ramazan Bayramını tebrik ediyor, hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Ünal

BILIMSEL VERILER BIG BANG HIKAYELERI GEC BUNLARI BIRILERININ FANTAZILERINI BILIM DIYE ANLATMAYIN DINI KITAPLAR HIC BUYUK PATLAMADAN SOZ ETMEZ PATLAMAYLA SULARMI ACIGA CIKMIS DUNYANIN YUZDE 69 U SU YUZDE 31 KARA BU HANGI DENGEYE UYUYOR YANLIS BILMIYORSAM KURAN DERKI BIZ ONCE SUYU VARETTIK ONDAN NICE CANLLAR VARETTIK YANI YASAMIN BASLANGICI SU GERISI KURANI DEGIL
  • Yanıtla

NALBANT

Sayin yazar,big bang teorisi hala bir teoridir.(ne kadar da kanitlandi densede).Ve insan kapali bir sistemdir ve evreni anlayamaz kendine verilen bilgiler disinda hic bir seyi bilemez.(Oyle tasarlanmamistir)18.y.yil aydinlanmacilarinin(iluminati+masonlarin) insan her seyi bilebilir sarlatanligina fazlaca kapilmamak ve daha dikkatli ve yavas ilerlemek getekir.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23