• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Refik Tuzcuoğlu
Refik Tuzcuoğlu
TÜM YAZILARI

Ramazan’ın diriliş çağrısı

17 Şubat 2026
A


Refik Tuzcuoğlu İletişim:

Ramazan’ın diriliş çağrısı

REFİK TUZCUOĞLU

Takvim yaprakları, müstesna bir vakte işaret ediyor. 

Çarşamba akşamı zamanın ruhu boyut değiştirecek. Dünyanın o "âlây-ı vâlâ" ile geçen günleri, yerini uhrevi bir sükûnete bırakacak. İlk teravih namazı için saflar sıklaşacak, Çarşamba gecesi ışıklar sahur bereketi için yanacak. Ve Perşembe sabahı, ilk oruçla birlikte yılın en bereketli yolculuğuna çıkacağız.

Üstad Sezai Karakoç, orucu muazzam bir metaforla tanımlar: "Oruç, insanın her yıl bir ay katıldığı bir ruh şölenidir. Üstün insanların davetlisi olduğu bir tabiatüstü ziyafet, bir gök sofrasıdır." Bu, basit bir açlık değil; "Samanyolunda Ziyafet"e davettir. Bedenin çekildiği, ruhun doyduğu; maddenin geri planda kaldığı, mananın başköşeye oturduğu evrensel bir şölen...


Londra’dan Tokyo’ya Işıklı Yol

Bu şölene sadece biz davetli değiliz. Küresel bir senkronizasyon hali yaşanıyor. Londra’nın Coventry Caddesi, bu yıl da Ramazan ışıkları ve "Happy Ramadan-Mutlu Ramazanlar" mahyasıyla aydınlanıyor. Londra semalarında parlayan o hilal figürleri, Batı’nın tüketim merkezinde, İslam’ın estetik ve kuşatıcı yüzünü bir kez daha ilan ediyor.



Güneşin doğduğu yere, Japonya’ya uzanıyoruz; Tokyo Camii’nin avlusunda Japon komşular ile Müslümanlar aynı sofrada buluşacak. Afrika’nın kerpiç mescidlerinden Balkanlar’ın Osmanlı yadigârı taş köprülerine ve Endonezya’daki arınma nehirlerine kadar dünya aynı anda nefesini tutuyor. İnsanı "tükettiği kadar var olan" bir canlıya indirgeyen modern dünyaya inat; Ramazan, dünyanın dört bir yanında insanlığa "Sen ruhunla varsın" hakikatini haykırıyor.

Haz Çağına "Asilce Dur" Demek

Peki, bu "açlık" bize ne söylüyor? Bunu sadece "yoksulun halinden anlamak" gibi sosyal bir faydayla açıklamak, orucun manevi derinliğini ihmal etmek olur.

Bugün insanlık, hazlarına gem vuramayan bir azgınlığın kölesi durumunda. Sürekli isteyen, asla doymayan ve her şeye hemen ulaşmak isteyen obur bir nefs... İşte oruç, bu modern köleliğe karşı en büyük "özgürlük eylemidir."



Suyun başında durup "içmiyorum" diyebilmek, iradenin zaferidir. Nurettin Topçu’nun ifadesiyle oruç "İradenin Davası"dır. İnsanın biyolojik dürtülerine, alışkanlıklarına ve modernizmin sürekli "tüket" emrine karşı başkaldırısıdır. Bu yönüyle put yıkıcı bir eylemdir. Oruç, çağın dayatmalarına karşı inkılabî bir duruştur. Pasif bir eylem değildir; bilakis muazzam bir dinamizmdir. Kendi bedenine söz geçirebilen insan, dünyaya da söz geçirebilir.

Oruç, insanın "fıtrat ayarlarına" dönüşüdür. Yaşamak için ekmeğe ve suya değil, asıl "Kudret Sahibi"ne muhtaç olduğumuzu hatırlatan ontolojik bir derstir.

Açlığın Terbiye Ettiği Nefis

Tasavvuf geleneğinde nefis terbiyesinin kilit taşı da işte bu iradedir. Rivayet odur ki; Allah (c.c.) nefsi yarattığında ona, "Sen kimsin, ben kimim?" diye sorar. Nefis, kibrinden "Ben benim, sen de sensin" der. Allah Teâlâ onu ateşe atar, türlü zorluklarla imtihan eder ama nefis her defasında o enaniyetinden vazgeçmez.


Ancak ne zaman ki aç bırakılır, işte o zaman takati kesilir, acziyetini anlar ve secdeye kapanarak: "Sen benim Rabbimsin, ben senin aciz kulunum" der.

Hz. Mevlâna bu hakikate işaretle; nefsin "içimizdeki Firavun" olduğunu ve ancak açlıkla terbiye edilebileceğini söyler. Oruç, işte o "benlik" duvarını yıkan en güçlü balyozdur.


Detoks Değil Diriliş

Ramazan’ı sadece bedeni arındıran bir "detoks" programına indirgemek, bu kutlu misafire hürmetsizlik olur. Oruç her yönümüzle; gözümüzle, kulağımızla ve tüm varlığımızla bir arınma disiplini. Oruç, nefsi dizginleyerek ruhun üzerindeki ağırlıkları atma seferberliği. O sebeple oruç biyolojik bir detoks değil; ruhun dirilişidir. 


Çarşamba gecesi kalkacağımız o ilk sahur, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünnetine tabi olmak ve o küresel "Ramazan Medeniyeti"ne kaydımızı yaptırmaktır.

Niyetimiz şu olsun: Oruç bizi tutsun ki; biz de öfkemizi, dilimizi, elimizi tutabilelim. Oruç bizi uyandırsın ki;Gazze’de, Sudan’da, Doğu Türkistan’da iftar sofrasına koyacak bir tas çorbası olmayan kardeşlerimizin acısını kalbimizde hissedebilelim.


Kapımıza gelen bu aziz misafiri, "Samanyolunda Ziyafet"e çağrılmış olmanın vakarıyla karşılayalım. Hanelerimiz şen, sahurumuz bereketli, irademiz kavî olsun. 

Hoş safa geldin, Ey Şehri Ramazan! 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23