• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Refik Tuzcuoğlu
Refik Tuzcuoğlu
TÜM YAZILARI

Ekranların nefs sistemi

18 Nisan 2026
A


Refik Tuzcuoğlu İletişim:

Ekranların nefs sistemi

REFİK TUZCUOĞLU

Önce Siverek'te bir lise koridorunda yankılanan silah sesleri, ardından Kahramanmaraş’ta yitip giden 9 can... Peş peşe gelen bu kan dondurucu olaylarla büyük bir şok içindeyiz. Ancak bu kanlı hadiseleri yalnızca "dijital oyunların" veya "mafya dizilerinin" bir sonucu olarak okumak, asıl büyük tehlikeyi gözden kaçırmamıza neden oluyor. Karşımızdaki tablo; modernizm/pozitivizm tarafından ruhsuzlaştırılan bir eğitimin, aidiyetsiz bırakılan bir neslin ve küresel reyting çarklarının ortaklaşa ürettiği sosyolojik bir travmadır.


Seküler Eğitim ve Ruhsuzlaşan Maarif 

Türkiye’nin eğitim serüveni, "modernleşme" ambalajıyla inanç ve değerlerimize yabancı bir kodlama üzerine inşa edildi. Max Weber'in deyişiyle Batı, kurduğu rasyonel çarkın içinde ruhunu kaybedip Nietzsche'nin materyalist çizgisine savrulurken; bizim asıl trajedimiz bu seküler çöküşü "çağdaşlaşma" zannederek kopyalamamız oldu. Hasan Âli Yücel döneminde zirveye ulaşan pozitivist akıl, ruh köklerimizi sistemin tamamen dışına itti. Muhafazakâr iktidarlar; ezan yasağı, başörtüsü yasağı ve İHL’lere uygulanan katsayı adaletsizliği gibi bazı yasakları kaldırsa da, eğitim sistemindeki seküler ana omurga değişmedi. Bugün Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in 'Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ne, Ramazan ayında okullardaki pozitif etkinliklere ve 15 yaş altı dijital kısıtlamalara mecliste gösterilen akıl almaz direncin sebebi tam olarak budur. “Laik eğitim engelleniyor”, "Özgürlükler kısıtlanıyor" hezeyanıyla baltalanan her hayırlı girişim, aslında neslimizi koruyacak kalelerin yıkılması anlamına geliyor.


Gönül Eğitimi 

CHP’nin kurucu iradesinin temellendirdiği bu sistem, gençleri "niçin" yaşadıklarını sorgulayan bireyler değil, "nasıl" başaracağını ezberleyen mekanik dişliler olarak gördü. Kadim geleneğimizin o muazzam "İlim-İrfan", "Âlim-Ârif" ve "Muallim-Mürebbi" ayrımını çoktan unuttuk. Zihni bilgiyle doldurup kalbi aç bırakan bu yapı, bilgiyi ahlakla yoğuran "ârifler" yetiştirmeyi terk etti. Yunus Emre'nin "İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır" dizesiyle işaret ettiği o büyük iflası yaşıyoruz.



Nesillerimiz nefs-i emmâreyi kontrol edecek bir irade eğitiminden mahrum. Oysa irfan geleneğimizin "gönül eğitimi", bugün eksikliğini en çok hissettiğimiz can damarıdır. Gençler mekanik müfredat memurlarına değil; kâl (söz) yanında hâl (davranış) diliyle konuşan şefkatli mürebbilere muhtaç.

Dijital Yankı Odaları 


Vaktiyle yönetmiş olduğum “Yerel Yönetimlerde Gençlik Modellemesi” araştırmasında, gençlerin karakter inşasında oyunların ve dizilerin en başa yerleştiğini tespit etmiştik. Eskiden nesilleri “sokak ve mahalle” yoğururken, şimdi her dijital uygulama bir sokak, her çevrimiçi sanal oda bir mahalle oldu. Çocuklar artık 3-4 yaşından itibaren kırmanın ve öldürmenin ödüllendirildiği ekranlardan açılan sokaklarda yetişiyor.

Bu şiddet algısını estetize eden asıl tehlikeli katalizör ise oyunların etrafında kümelenen Discord veya Telegram gibi sohbet odalarıdır. Sosyal hiyerarşide ezilmişlik hissi ve intikam hırsıyla beslenen bu dijital "yankı odaları", şiddeti bir performans olarak alkışlayan birer suç akademisine dönüşmüş durumda.



Küresel Reyting Çarkı 

Yozlaşmayı meşrulaştıran bir diğer ayak ise mafya ve şiddet fışkıran televizyon dizileridir. Ekranda suçlu hayranlığı pompalanıyor ve suç işleyen figürler sempatikleştirilerek tehlikeli bir "cezasızlık illüzyonu" üretiliyor.

Televizyon dünyası bu zehri "Halk böyle istiyor" diyerek savunsa da; aslında bu "halkın talebi" kriteri, küresel bir tekelin yönettiği ve doğrudan insanın en süfli arzularına hitap eden devasa bir "nefs sistemidir". Nefsin hoşuna giden her aykırılık, küresel tekelin kontrolündeki algoritmalar eliyle üst sıralara taşınıyor. Asıl trajedi şudur: Reytingi yüksek bu yayınlar reklam pastasından en büyük payı alıyor. Yani toplumsal ahlakı çökerten ne kadar içerik varsa, bizzat devasa bütçelerle ödüllendiriliyor; toplum kendi sonunu kendi elleriyle fonluyor.


İnsanı insan yapan değerleri, erdem ve estetiği önceleyen yeni bir mekanizma kurulmadıkça, bu 'reyting/nefs sistemi' çökmeden alacağımız hiçbir polisiye tedbir yeterli olmayacaktır. Acilen yeni bir düzenleme hayata geçirilmelidir. Reklam pastasının aslan payı; ahlakı, erdemi, kahramanlığı, dürüstlüğü, sanatı, tarihi ve medeniyet değerlerimizi yücelten yapımlara aktarılacak bir sistemle güvence altına alınmalıdır. Mafya kültürünü, cinsel sapkınlıkları ve ihanetleri meşrulaştıran dizilere devasa bütçeler akmaya devam ettiği sürece; gençlerin bu içeriklerden zehirlenmemesi ve o karanlık figürleri kendilerine rol model seçmemesi imkânsızdır.


Hâsılıkelâm; maneviyattan, merhametten, hoşgörüden ve ahiret bilincinden yoksun bırakılan bir gençliği hangi polis ordusu, hangi güvenlik kamerası durdurabilir? Batı'da yapılan sayısız akademik araştırma bile din ve maneviyatın suça eğilimi azalttığını kanıtlarken, bizdeki bu "değerler düşmanlığı" akıl tutulmasından başka bir şey değil.


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23