• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Prof. Dr. Yusuf Özertürk
Prof. Dr. Yusuf Özertürk
TÜM YAZILARI

Nefs-i emmaremle bir muhavere (1)

22 Şubat 2026
A


Prof. Dr. Yusuf Özertürk İletişim:

Nefs-i emmaremle bir muhavere (1)

Prof. Dr. Yusuf Özertürk

NEFİSLE MUHAVERE (Söyleşi)

*Değerli okuyucular, kendini bu Dünya’da hesaba çekmeyenin, Ahiret’te hesabı çetin olur. Akıllı tüccar senelik muhasebe tutar, sene sonunda da bilançosuna bakar. Kâr mı, zarar mı etti? Buna göre de planlama yapar. Muhasebe tutmayan tüccarın iflas etmesi çok muhtemeldir. Biz Müslümanlar da muhasebemizi yapmalıyız. Ramazan ayı da senelik Nefis muhasebesi yapma, bir bilanço çıkarma vakti olmalıdır. Ramazan’da Nefsimiz hakkında bir muhasebe yapalım. Geçtiğimiz bir senenin ‘hayır-şer bilançosunu’ çıkaralım. İyiliklerimiz mi, kötülüklerimiz mi çok? Bilelim ve ona göre davranalım. Aşağıdaki yazıyı kendi nefsime hitaben yazdım. Ben bir gömlek biçtim. Hoşuna giden, üzerine uyan alsın giysin. ‘Bu bana uymaz’ diyen de yere çalsın.

*Değerli okuyucular, İnsan, gaflete düşmemesi için, sakince bir yerde zaman zaman bir muhasebe yapıp, kendini hesaba çekmelidir. Ehl-i târikten bazı zatlar nefis terbiyesi için uzlete çekilirlermiş. Ben de kısa süreli de olsa zaman zaman bu yola başvuruyorum. İyi de oluyor. Yoksa insan, dünyanın binbir türlü gaileleri içinde kaybolup, gidiyor. Uzlet zamanlarında nefs-i emmaremle (egomla), aklım ve vicdanım birbirleriyle hayali düşmanlar gibi mücadele eder, yaka-paça olurlar. Burada bu mücadelenin bir kısmını sizlerle paylaşmak istedim. Belki sizler de nefislerinizle kavgalısınızdır? Her ne kadar  insanlara özel olsa da, nefislerin ortak yönleri vardır.

*Nefs-i emmaremle, akıl-vicdan arasındaki döğüşü bir ‘MUHAVERE’ (söyleşi) tarzında yazacağım. Bu muhaverede nefs-i emmare ‘NE’, Akıl ve Vicdan ise ‘ A-V’ şeklinde yazılacaktır. İşte muhavere başlıyor: NE; Rahatına bak, hayatın tadını çıkar! -A-V ; NASIL OLACAK BU?

NE; Etliye-sütlüye karışma, gelene ‘Ağam’, gidene ‘ maraba’ de. ‘Kimin rüzğârı kuvvetli esiyorsa onun gemisine bin. Kimin sofrası zenginse oraya git, iktidarda kim varsa onun yanında ol, sana da bir şeyler düşer. ‘Yahu eskiden ben buna ‘şöyleee şöyleeee…dedim, demediğimi bırakmadım şimdi bu nasıl olacak’ deme. Nasıl olsa insanoğlu unutkandır, çabuk unutur.’ Dün, dündür, bugün de bugündür’ de… Züğürtlerin yanında ne işin var, o kapılardan sana bir şey çıkmaz! Öyle vefâ imiş, dostlukmuş, bir kahvenin kırk yıl hatırı varmış.. geç bunları geeeç.. Bunlar eskilerde kaldı.. Yeni konsept; ‘fast food’ konsepti. Her şey ayak üstü, çabucak, lokma boğazdan geçer geçmez  eyvallah bile demeden  terk etme, unutma anlayışı…’ NE, daha bunlar gibi neler neler saydı… -A-V; iyi de zengin sofrası nasıl bulunacak? Herkesi davet ederler mi? Hadi buldun diyelim, bunun ağır bir bedeli olmaz mı? -NE; Bak bir şey söyleyeceğim; Her kapıyı açan bir anahtar vardır -A-V; Maymuncuk gibi yani.  NE; aynen öyle. -A-V; Nedir o?


*NE; Dalkavukluk-Yağcılık-Yalakalık. İnsanlar yanlış da yapsalar, haddi de aşsalar, kusurlu da olsalar, karşı çıkmayacaksın, tenkit etmeyeceksin. ‘Aman efendim çok iyisiniz, çok yerinde hareket ediyorsunuz, isabet buyurdunuz vs. vs.’ söylemek lazımdır. İnsanların çoğu yalan olduğunu bildikleri halde övülmekten hoşlanırlar ve övenleri de severler. Doğru olduğunu bildikleri halde, doğru sözlerden, tenkit edilmekten hoşlanmazlar. -A-V;  Peki iyi de, Adalet, Hakk’ın emri, ilkelilik ne olacak? NE; Adaleti sen/siz mi sağlayacaksınız? Hakk’ın emrini tebliğ etmek size mi kalmış?  Siz kimsiniz, kendinizi ne zannediyorsunuz? Hem bunları yapacaksa yetkililer var, onlar yapar. Sana ne! -A-V;  İnsanlar fıtratlarını değiştirmeselerdi, fitne-fücur olup, bozgunculuk yapıp, yeryüzünü cehenneme çevirip yaşanmaz hale getirmeselerdi, Rahman ve Rahîm olan Allah dini vahyedip, elçi, Peygamber vazifelendirir miydi? NE; Şimdi bunları düşünme. Bak, pek çok kâfir, ateist, deist, dinsiz-imansız var, dünya böyle. Herkese ne olursa sana da o olur. Üstelik sen inanıyorsun. Hem Allah affedicidir. Tevbe edersin. Daha çok vaktin var, gençsin. Hem bazı hayırlar da işlersin.’ Umreye falan gidersin ne bileyim işte yaparsın bir şeyler…’ -A-V; Ey NE şunu da unutma! İnsanı bir nutfeden (zigot) yaratan bir Yaratıcı var. Soluduğu havayı, içtiği suyu, yediği sayısız leziz gıdaları bahşeden bir REZZAK-I KERÎM var. Hiçbir mal sahibi malını yağmalatmaz. Bağilerden de hesap sorar. Hem ölüm var. Kabrin kapısı da kapanmamış. Sen de herkes gibi öleceksin. Hesaba da çekileceksin. Hem hesap, öldükten sonra başlayacak. MAHKEME-İ KÜBRA kurulacak. Peygamberler ümmetlerine şahit olacaklar. Dosyalar açılacak, yaptıkların bir bir ortaya dökülecek. Hem herkesin suçlu olması, senin suçunu ortadan kaldırmayacak. Her nefis kendi hesabını verecek. Muhakeme eden, hâkimler Hakimi, ADİL-İ MUTLAK olan Hz. ALLAH’tır. Ey NE, Eğer ölümü öldürüp, kabrin kapısını kapatabilirsen veya ölümün seni bulamayacağı bir yer biliyorsan ve imkânın da varsa oraya git ve zannınca kurtul. Yok, bunu yapamıyorsan ki, bunu yapabilen şimdiye kadar çıkmamış, sen de yapamayacaksın. Ölüm bir gün seni de yakalayacaktır, istesen de, istemesen de, O MAHKEME-İ KÜBRA’YA CELB EDİLECEKSİN. Bundan kurtuluş yoktur. O yüzden tez vaktin varken sarhoşluğu bırak, serkeşlikten vazgeç, bâtıl yoldan dön, Hak yola gir ve kurtul!

Gelecek yazı Nefse yardım...

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23