Türkiye’de yabancı düşmanlığı

18 Haziran 2019 Salı

“Irkçılık bir insanın diğerine karşı en büyük tehdididir. Minimum sebeple maksimum nefret.” Abraham J. Hesche

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin önemli problemlerinden biri göçmenler ve mültecilerdir.

İnsanlar doğup büyüdükleri topraklardan iki nedenden dolayı göç etmek zorunda kalırlar… Savaş, insan hakları ihlallerinin dayanılmazlığı ve yoksulluk.

Göçmen karşıtlığı, siyasi, kültürel ve ekonomik sorunların yerli halkı memnun etmediği zamanlarda tetiklenerek doruğa çıkar.

Muhalefet ve iktidarın siyasi mücadelesinde halkın bir bölümü her zaman göçmenler üzerinden politika yapar. 

Göçmenler, yaşadıkları ülkenin sosyokültürel gerçeğine uyum sağlayamadıkları zaman o ülkenin sosyolojisini aşındırmaya başlarlar.

Uyum ve entegrasyon problemini çözecek olan devlet ve hükümet politikalarıdır.

Bu uyum süreci ne kadar uzarsa göçmenler ile yerli halkın arasındaki sürtüşme riski o denli büyür.

İktidar ve muhalefetin rekabeti bu çatışmayı sürekli besleyen bolca malzemelere sahiptir. 

Göçmenler siyasete malzeme olmaya başlayınca bu kez sorunu kontrol etmek, çözmek daha da karmaşık bir hale gelir.

Türkiye, yakın tarihinde nadir görülen göçmen akını bir süre sonra gelenek, örf ve adetlerine ters olan bir göçmen karşıtlığına sahne olmaya başladı.

Bugün ülkemizde yaşanan ve gittikçe yükselen Suriye karşıtlığı Batı’da ırkçılık ve yabancı düşmanlığı olarak ifade edilen bir sürece evrilmektedir.

Batı’da aşırı milliyetçiler bunu Türk, Afganlı, Roman, Suriyeli, Iraklı, Pakistanlı olarak ifade etmiyor, “yabancılar gitsin” diyor.

Türkiye’de ilk kez Suriyeli karşıtlığı sözlü öfkeden ziyade yer yer fiili saldırıya dönüşmeye başladı.

Suriyelilerin arabaları, evleri, iş yerleri yakıldı, saldırıya uğradı.

Kadınları tecavüze ve tacizlere uğradı. Eğlence mekânlarına ve plajlara girmeleri yasaklanırken tarihe çok trajik notlar düşüyoruz.

Yakın tarihte unutulamayan Almanya ve Güney Afrika’da yaşanan ırkçı, ayrılıkçı yaklaşımların benzerinin ülkemizde yaşanıyor olması çok üzücü bir durum.

Maalesef savaşın başlarında tolere edilen, hoş görülen Suriyeliler artık açıkça eleştirilmeye başlanıyor.

Bazı bakan ve belediye başkanları, halkın öfkesini yatıştırmak için “Suriye politikamız yanlıştı” veya “Huzurumuzu bozanı kulağından tutar geri göndeririz” uyarısı yapmak zorunda kalıyor.

Batı’daki yabancı düşmanlığının şimdilik düşük dozdaki benzer halini yaşıyoruz.

Bunun önlemini alamazsak 5 yıl sonra daha sıkıntılı olaylara şahit olacağız.

4 milyon Suriyelinin 2 milyon 200 bini 0-25 yaş grubunda, bunların okul eğitim oranı maalesef çok düşük. Sadece ilkokul çağının eğitime katılım oranı yüzde 50’lerde.

Suriyeli gençlerin orta, lise ve üniversiteye gitme oranları çok düşük seviyelerde.

Göçmen problemini çözmenin tek yolu vardır. Onların çocuklarını eğitmektir.

Kısa, orta ve uzun vadeli projeler üzerinden onların yaşamına sorunlarına dokunmalıyız. Haftalık, aylık kermeslerle, çocuklarla, balonlu, şekerli duygusal buluşmaların ötesine geçmek gerekiyor.

Türkiye’de 310 civarında Suriyelilerin kurduğu dernek faaliyet gösteriyor. Bu dernekler kendi imkânları çerçevesinde gıda, sağlık ve kültürel faaliyetler gerçekleştiriyor.

Bu derneklerin Türkiyeli sivil toplum kuruluşları ile birlikte ortak projelere yönelmeleri daha faydalı olacaktır.

4 milyon Suriyelinin, 600 bini İstanbul’da bir bölümü Bursa ve İzmir’de yaşamaktadır. Büyük bölümü ise güney sınır bölgelerindeki şehirlerde yaşıyor.

Suriyeli çocukları ergenlik psikolojisi, göç ve yakınlarını kaybetmenin getirdiği travmalı bir potansiyel olarak görmemiz, buna göre önlemler almamız gerekiyor.

Suriyeli göçmenlerin, dil, kültür eğitimde beklenen uyum, entegrasyon sorununu istediğimiz oranda çözemedik.

Suriyelilerin entegrasyon politikalarını, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının projeleri üzerinden çözmek yerine Suriyeli sivil toplum kuruluşlarının üzerinden yürütülmesi daha gerçekçi ve olumlu sonuç verecektir.

İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Antalya gibi şehirlerimizin sosyolojisi göçmenleri tolere etmeyen bir yaklaşıma sahip.

Göçmenlerin problemleri ve uyum politikaları konusunda Almanya’nın çok büyük tecrübeleri var.

Uluslararası tecrübelerin paylaşılması noktasında, medya ve siyasilerimizin daha duyarlı, dikkatli bir dil kullanması gerekiyor.

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü; göç alanına ilişkin politika ve stratejileri uygula­mak, bu konularla ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyo­nu sağlamak, yabancıların Türkiye’ye giriş ve Türkiye’de kalışları, Türkiye’den çıkışları ve sınır dışı edilmeleri, uluslararası koruma, geçici koruma ve insan ticareti mağdurlarının korunmasıyla ilgili iş ve işlemleri yürütmek üzere faaliyetlerini sürdürmektedir.

Göç İdaresi Müdürlüğü’nün, Suriyeliler konusundaki politikalarının sivil toplum kuruluşlarınca desteklenmesi son derece önemli bir konudur.

Savaş, yoksulluk, din, dil ve ırk ayrımcılığından dolayı vatanını terk etmek zorunda kalan insanların trajedilerini ideolojik kavgamızın malzemesi yapmayalım. 

Osmanlı İmparatorluğu zamanında, Batı’dan ve Doğu’dan toplu ve bireysel birçok sebeplerden ötürü sığınmalar yaşanmış.

İspanya’dan kaçan Museviler, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan kaçan Macar mülteciler, 1859-1922 yılları arasında Kafkaslar ve Kırım’dan kaçan ve sayıları dört milyonu bulan Çerkez ve Tatar sığınmacılar, kitlesel göçmen akınları olarak sayılabilir.

1920 yılında özellikle Bolşevik İhtilali’nden sonra kaçan 65 bin kadar Rus ile değişik bölgelerden kaçan Rum ve Ermeniler ile birlikte İstanbul’a sığınan toplam nüfus 100 bin kadar tahmin edilmektedir.

Savaş, yoksulluk ve kaos toplumu, insanlarının hayatta kalmak ölüme karşı mücadele etmek için ilk refleksi, sığınacağı en yakın limana ulaşmaktır.

İktidar ve muhalefetiyle sığınmacının din, dil, ırk ve rengine takılmadan siyasi hesaplaşmalarımıza malzeme yapmadan soruna insani, vicdani açıdan yaklaşmak daha ahlaklı olsa gerekir.  

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • AliAli1 ay önce
    Mültecilerin Turkiyede kalmasını en çok Esad ve ypg istiyor ve tesvik ediyor böylece muhalefet ortadan kalkiyor tipki israilin ve abdnin filistinlilere ürdün vatandaşlığı verilmesini istemesi mülteci statulerinin kalkması ve kendi açısından filistin sorununun çözümü gibi.Suriyelilere vatandaşlık vermek esadla pkkyi odullendirmektir.
  • HarunHarun1 ay önce
    Turk ve kurtlerin almanyada yaptiginin yarisini suriyeliler turkiyede yapmis olsaydi satiri baltayi ceker esed gibi katlederdiniz herhalde....tam manyaklastinizya Allah sonumuzu hayir etsin zamanindada suriyeliler iraklilari boyle asagiliyorlardi ben biliyorum korkarim sonumuz ayni olacak bu kinle bu nefretle nereye ne kadar gidilir turkiyede asil biten insanlik sevgi ve saygi ulkem agzina kadar kallesle vatan hainiyle parayla adam oldugunu zanneden yavsaklarla dolmus bu kadar pisligi bu ulke daha ne kadar kaldirabilirki
  • ORHAN İNANORHAN İNAN1 ay önce
    SURİYELİ VEYA BİR BAŞKASINA ÖFKE KUSMAK İNSANİ BİR YAKLAŞIM DEĞİL.BUNU YAPANLARI İNCELEYİN ,KENDİ ATALARI DA ANADOLUYU SONRADAN VATAN EDİNMİŞ GÖÇMENLERDİR.MÜSLÜMANLAR KARDEŞTİR VE BİR MÜSLÜMAN KARDEŞİNİN ACISINI YÜREĞİNDE HİSSEDER.BU YOKSA ONDA BİR SIKINTI VAR DEMEKTİR.YA DA ESED YANLISI BİR GÖRÜŞE MENSUPTUR.BUNLARDA İYİ NİYET ARAMAK YANLIŞTIR.BİR ŞIK DAHA VAR Kİ ONLARDAN ÜLKEMİZDE ÇOKCA VAR..ONLAR DA ,KENDİLERİNE AİT BİR HAYAT GÖRÜŞLERİ OLMAYAN ,PROVAKATÖRLERİN AJİTASYONLARINA KATILMAYI HAYAT GÖRÜŞÜ SAYAN CAHİL VE SİLİK İNSANLAR..ONLARDAN MÜSLÜMANLAR ADINA VE MİLLETİM ADINA UTANÇ DUYUYORUM.
  • YanlışYanlış1 ay önce
    Biz göcmene itiraz etmiyoruz.Göçmen toplum biraz ahlaklı olacak.Suriyeliler ahlak yoksunu bir toplum.Devlette şımartınca ulkemi sahiplendiler.Adamlar gevşek.Bir misafir düşünün evinizde.Ne edep biliyor ne adap.Kaç gün misafir edersiniz
  • MehmetMehmet1 ay önce
    Alırken banamı sordunuz. Evinize birer ikişer alın tam Ensar olun. Evli evine köylü köyüne. Keşke suriyelilere olan saygınız kendi insanınızada olsaydı ama nerde.
  • Ahmet GülAhmet Gül1 ay önce
    Suriyeliler konusunda edebiyatı bırakıp millete, milli iradeye sormak lazım, en iyi kararı millet verir. Bu konunun yabancı düşmanlığı ile hiç bir alakası yok, bu bir beka meselesidir.Dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de 4 milyona yakın Suriyeli'nin Türkiye'de kalmasını en çok batı istiyor, hem ekonomik hem sosyal açılardan Türkiye'yi zayıflatmak ve geleceğimizi ipotek altına almak için.
  • AbdullahAbdullah1 ay önce
    Yahu Rumu Ermeniyi Yahudiyi hakaret olarak kullanıyorsunuz ondan sonra Suriyelilere birşey deyince ırkçılık bu diyorsunuz.
  • Göksen MereyGöksen Merey1 ay önce
    AB ye bir konuda uyum sağlamışız bile. Avrupalı gibi yabancı düşmanı olmuşuz.
  • VeysiVeysi1 ay önce
    Materyalist bir eğitimden geçmekten kaynaklı; yardımlaşma dayanışma kültürümüz çok zayıf kaldı. Buna birde son yıllarda yaşanılan ağır ekonomik kriz eklenince maalesef karşıtlık yükselmeye başladı. Herşeye rağmen müslümanlığın gereği olarak sabretmek gerekiyor. Empati kurabilirsek belki biraz düşünceler farklılaşabilir. Maalesef devlet herşeyde her konuda olduğu gibi bu ağır meseleyide vatandaşların omuzlarına yüklemiştir. Ve bu millete daha ne kadar yüklenilecek?Gerçekten merak konusu.
  • "arap da dereye apışmış" menfur türküleri!"arap da dereye apışmış" menfur türküleri!1 ay önce
    Türkiye' ye Arap düşmanlığını zihniyet olarak eken m.kamal idi. Bu kolaydı, çünkü mutlaka mikrop bir arap bulunabilirdi. Buna inandırdıktan sonra İslam düşmanlığını yaymak çorap söküğü gibi kendinden gelecekti, çok kolaydı hattâ: ve başardı! (İmansız Sa' sani İranlıları' nda da Arap düşmanlığı ilk şarttır, bu hususda atasözleri bile türetmişlerdir.)
  • Suriye, Esed, Türkiye, Esedci imansız yerlilerSuriye, Esed, Türkiye, Esedci imansız yerliler1 ay önce
    Biz millet olarak Ensar olamadık; ama, Erdoğan ve hükümeti oldu: Özal da olmuştu, bu insanlar kahraman, Suriyeli düşmanı hınzır yerliler ise sivri sinek sürüsü.

Günün Özeti