--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dünya Mülteciler Günü göçmen limanı: Anadolu

Osman Atalay
Osman Atalay

Dünya genelinde geçen yıl 5 milyon kişi daha evlerini terk etmek zorunda kaldı ve mülteci sayısı toplam 65,3 milyona ulaştı.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin verilerine göre dakikada ortalama 24 kişi evini terk etmek zorunda kalıyor.

3,2 milyon kişinin gelişmiş ülkelere sığınma başvurusunda bulunduğu  en fazla başvurunun Almanya’ya yapıldığı ifade ediliyor.

Türkiye ise dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke. 

Göç İdaresi, Türkiye’ye sığınan ve biyometrik kimlik kartları verilerek kayıt altına alınan Suriyelilerin sayısının 2 milyon 969 bin olduğunu açıkladı.

1 milyon 376 bin 588’i kadın. 1 milyon 351 bini ise 18 yaşın altında, ülkemizde 356 bin 337 Suriyeli çocuk daha dünyaya geldi.

2015’te evlerini terk etmek zorunda kalanların sayısı 5,8 milyon kişi artarken dünya genelinde mülteci konumuna düşen ve sığınma arayan kişilerin sayısı 65,3 milyona erişti. Bunun yarısını çocuklar oluşturuyor.

Suriye’de 2011 yılından beri 4,9 milyon kişi mülteci konumuna düştü. Onu 2,7 milyon kişiyle Afganistan ve 1,1 milyon kişiyle Somali izledi. Mülteci kaynağı diğer ülkeler ise Güney Sudan, Sudan, Demokratik Kongo, Orta Afrika, Myanmar, Eritre ve Kolombiya olarak sıralandı.

BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi’nin mültecilerin sayısıyla birlikte yabancı düşmanlığının da arttığını ifade etmesi çok dikkat çekici bir durum.

Avrupa’nın sadece duvarlarla değil kanunlarla da kapılarını mültecilere kapattığını ifade eden Grandi, “Mülteci krizinde yük sadece birkaç ülkeye yıkılamaz, küresel yük paylaşımı gerekiyor. Sorunları çözmezseniz sorunlar size gelir. Zengin ülkelerin, sorunların çözümü için bir an önce adım atması gerekiyor” dedi.

1945’ten bu yana yaşanan savaşlardaki can kaybının yüzde 90’ını siviller oluşturmuş. 1. Dünya Savaşı’nda bu oran yüzde 10, II. Dünya Savaşı’nda ise yüzde 50 olmuştur.

Dünyada yaşanan savaşlar; yoksulluk, açlık, doğal afetler ve siyasi baskılardan dolayı pek çok insanın hayatı her geçen gün daha da zorlaşırken milyonlarca insan geleceklerini başka ülkelerde aramak için yüzyıllardır göç yollarına düşüyor.

İnsanlar daha iyi ve güvenli bir gelecek için sığınacak liman arıyor.

GÜNÜMÜZDE 250 MİLYON İNSAN, 

YAŞADIĞI TOPRAKLARI TERK ETTİ

Günümüzde ise yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalan insanların sayısı 250 milyonu bulmaktadır. Suriye savaşıyla dünya gündemini ve özellikle Türkiye gündemini bir kez daha mültecilerin yaşadığı trajedi işgal etmektedir.

Suriyelilerin ve diğer ülke vatandaşlarının Avrupa’ya göçü yeni bir insan hakları tartışmasını beraberinde getirdi. Avrupa, 1951’de kendi tanımladığı değerlerle bugün sınanmakta ve çok büyük çelişki yaşamaktadır.

1951 yılında hazırlanan Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre sözleşme maddelerinde şunlar yazıyor: “1 Ocak 1951’den önce meydana gelen olaylar sonucunda ve ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen; yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu nedeniyle dönmek istemeyen her şahsa uygulanır (BMMYK,1998: 68).”

 Şimdi bu sözleşmeye göre bir kişinin mülteci statüsüne girebilmesi için öncelikle kendi ülkesini terk etmiş olması veya ülkesinin sınırları dışında bulunması ve yabancı olması gerekmektedir.

Cenevre Sözleşmesi, II. Dünya Savaşı’nın Avrupa’da meydana getirdiği mülteci sorununu çözmeye yönelik bir sözleşme. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği de bu sözleşmenin gereklerini yerine getirebilmek için geçici olarak kurulmuştur. Siyasi gelişmeler ve çeşitli gereklilikler dolayısıyla bu sözleşme her beş senede bir yenilenmiştir.

Avrupa dün ekonomik sorunlarını çözmek için baş üstünde tuttuğu göçmen ve mültecilere bugün sakıncalı muamelesi yaparken Anadolu coğrafyası her zaman mülteci ve göçmenlerin limanı olmuş.

Osmanlı’nın Avrupa coğrafyasındaki etkinliğiyle birlikte önce Musevilerin daha sonra da Protestanların Osmanlı’ya sığınmaya başladıklarına şahit oluyoruz.

1848 liberal ve milliyetçi rüzgarların estiği yıllarda, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu içerisindeki İtalyanlar, Macarlar ve Lehler bağımsızlık elde etmek için ayaklanırken Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Rusya’nın da yardımıyla bu ayaklanmayı bastırmış ve bunun sonucunda önemli sayıda Macar ve Leh, Osmanlı’ya sığınmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında batıdan ve doğudan toplu ve bireysel birçok sebeplerden ötürü sığınmalar yaşanmış.

İspanya’dan kaçan Museviler, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan kaçan Macar mülteciler, 1859-1922 yılları arasında Kafkaslar ve Kırım’dan kaçan ve sayıları dört milyonu bulan Çerkez ve Tatar mülteciler, kitlesel mülteci akınları olarak sayılabilir.

1920 yılında özellikle Bolşevik İhtilali’nden sonra kaçan 65 bin kadar Rus ile değişik bölgelerden kaçan Rum ve Ermeniler ile birlikte İstanbul’a sığınan toplam nüfus 100 bin kadar tahmin edilmektedir.

 Cumhuriyetin kurulması ile 1923 Lozan Antlaşması’na bağlı olarak Türkiye ile Yunanistan arasında “nüfus mübadelesi” kabul edilmiş ve 384 bin kişi Türkiye’ye yerleşmiştir.

 Benzer anlaşma Bulgaristan ile “gönüllü değişim” olarak yinelenmiştir. Bu dönemde özellikle Balkanlar ve Kafkaslar’dan Türkiye’ye gelen nüfus hareketiyle; Arnavutlar, Boşnaklar, Çerkezler, Abhazlar, Avarlar, Çeçenler ve Türkmen soydaşlarımıza her zaman güvenilir bir liman olmuşuz.

Bugün Çanakkale Şehitliği’ne gittiğimiz zaman Afrika, Ortadoğu, Asya ve Balkanlar’dan şehitleri görürüz.

Türkiye’nin hangi iline giderseniz muhakkak kasabasında, bir muhacir ve göçmenin izine rastlarsınız. Hangimiz göçmen değiliz ki?

Göçmen limanı Anadolu, dün nasıl Müslüman veya gayrimüslim olsun kapısına gelene kucak açmış ise, bugün de Suriyeli kardeşlerine inancı ve medeniyeti gereği kapısını açmıştır.

 

Osman Atalay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle