THY- Banjul

Biz Suriye’de hep siyasi çözümden yanaydık

11 Eylül 2018 Salı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Rusya-Türkiye-İran Zirvesi” için gittiği Tahran’da yaptığı açıklamaların içinde “Biz askeri değil, siyasi çözümden yanayız” ifadesi çok önemli bir kararlılığa işaretti.

Suriye savaşı öncesinde Esed ile siyasi, ekonomik dostluğumuzun vizesiz seyahat ve ortak kabine toplantıları şekline dönüşen başarı hikayesi en çok İran ve Rusya’nın zoruna ve hayretine gitmişti.

Türkiye’nin Turgut Özal ile başlayan Ortadoğu açılımı kapsamında, Mısır, Libya, Körfez ülkeleri, Fas, Tunus, Ürdün ve Irak’ta başlayan inşaat, tekstil ve gıda sektörünün AK Parti ile siyasi ve kültürel bir rüzgâra evrilmesini uzun vadede maalesef bölgenin küresel aktörlerinin kabullenmesi mümkün görülmüyordu.

Türkiye’nin Arap Baharı öncesinde Arap-Ortadoğu’ya siyasi, ekonomik açılım politikalarına, bölgesel aktörlerin Neo-Osmanlı abartısı ile karşı bir tavır almaya başlamalarını hiç tartışmadık ve tartışmayı düşünmüyoruz.

80 milyon nüfusu olan doğalgaz ve enerjisi olmayan bir Türkiye’nin, Ortadoğu, Balkanlar ve Afrika açılımı tabiî ki gıda, giyim, mobilya, inşaat sektörü ile kendisine yeni pazarlar arayacaktı.

Bizim temel problemimiz, iktidar partilerinin dış politikalarını ulusal çıkarlarımız doğrultusundan ziyade iç politikaya malzeme yapan genetik hastalığımızdır.

Arap Baharı, doğal bir sosyolojik süreçti fakat 2003 yılından itibaren Ortadoğu halklarında ve siyasi, sivil toplum, iş dünyası ve aydın çevrelerinde Türkiye’ye karşı sevgi ve işbirliği rüzgarları vardı.

Türkiye’nin Ortadoğu, Balkanlar ve Afrika açılımı çok düşük maliyetli, büyük bir sevgi potansiyeline dönüşürken bize orta ve uzun vadede siyasi ve ekonomik katkılarını siz düşünün.

Suriye’de Esed ile yapılan kahvaltılar, maçlar ve tatillerde Esed’e Bosna, Çeçenistan, Afganistan ve Irak gibi birçok misaller verilmiştir.

Türkiye’nin bugün Suriye’deki pozisyonunu 1990’lardan itibaren İngiltere, ABD, Fransa, İsrail ve Rusya’nın desteği, toleransları doğrultusunda Irak, İran, Türkiye ve Suriye özerk Kürdistan modeli ile ilgili okuma yapmak zorundayız.

Ertuğrul Özkök ve bazı muhafazakâr çevrelerin Rusya ve İran ulusal çıkarları doğrultusunda sürekli büyük fotoğrafın içindeki bir kavak ağacına takılarak, “Suriye ile masaya oturmalıyız” sakızını çiğneme takıntısından kurtulmalıyız.

Erdoğan’ın, “Biz Suriye’de askeri değil siyasi çözümden yanayız. Bunun için Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, terör unsurlarının etkisiz hale getirilmesi ve oldu bittilere izin verilmemesi gerekiyor. Suriye’de 7 yıldır devam eden savaşın daha büyük insani dramlar üretmesine müsaade etmemeliyiz. Üç garantör ülke olarak bunun üzerinde hassasiyetle durmamızın gereğini ortaya koyduk. Tabii biz Suriye’de DEAŞ ve PYD/YPG başta olmak üzere bütün terör örgütlerinin temizlenmesinden yanayız. Sahada oldu bittilere izin vermeyeceğimizi Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarıyla da ortaya koyduk” sözü bizim ulusal çıkarlarımıza işarettir.

SURİYE İLE MASAYA OTURMAK

Tabiî ki Bosna örneği çok önemlidir. Türkiye’nin Suriye halkıyla derin, tarihsel ilişkileri var. Bugün ağırlıklı olarak ılımlı muhalifler ile bizim ilişkimiz var.

Bu ılımlı muhalefetin içinde Hıristiyan, Dürzi, Nusayri, Sünni, sosyalist, liberal, İslamcı gibi çok renkli bir Suriye muhalefeti var. 7 yıldır Türkiye ile ilişki içerisindeler.

Suriye halkının yüzde 70’i bize güveniyor. Bizim garantör ülke olmamızı istiyor. Özgür adil seçimler yapılır, yeni anayasa ile beraber halkın seçtiği bir iktidar işbaşına gelir, eli kana bulaşmış siyasi, askeri temsilciler cezalandırılır, tarafların karşılıklı helalleşmesiyle masaya oturulur. 

Bosna örneğinde olduğu gibi en kötü ihtimalle bir Dayton gelecek için ümit olur.

Garantör ülkeler, Astana’da Anayasa’nın oluşturulması süreciyle ilgili olarak rejim, ılımlı muhalifler, ülkedeki STK’lar ve kanaat önderlerinden isimlerle yol haritası oluşturulmalıdır.

Seçim takviminin ortaya çıkarılmasıyla ilgili çalışmaları yaparken sahadaki çatışma süreçlerine ve üstünlük elde etme planına göre davranmaları ayrı bir problem teşkil ediyor.

Suriye’de gelinen nokta BM üye ülkeleri ve İslam İşbirliği Teşkilatı üye ülkeleri, Devlet Bahçeli’nin de dediği gibi Esed’siz bir Suriye gerçeğinde mutabıklar.

 

YORUM YAZ

  • HukukçuHukukçu1 ay önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız; Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki öğrenci kıyımına müdahale edip, kıyımı durdurmanızı, saygılarımızla, istirham ediyoruz.
  • ŞaşkınŞaşkın2 ay önce
    Sayın Yazar, "Arap Baharı, doğal bir sosyolojik süreçti" dediğiniz anda yazdığınız herşey anlamını yitiriyor...
  • engineerengineer2 ay önce
    Emeviye camiinde namaz kılmayacakmıydık?
  • SelamSelam2 ay önce
    Osman AtalayOsman [email protected] 01:31:00Biz Suriye’de hep siyasi çözümden yanaydıkCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Rusya-Türkiye-İran Zirvesi” için gittiği Tahran’da yaptığı açıklamaların içinde “Biz askeri değil, siyasi çözümden yanayız” ifadesi çok önemli bir kararlılığa işaretti. Eminmisin