--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

AB sürecinde Balkan Müslümanlarının geleceği

Osman Atalay
Osman Atalay
Yugoslavya’nın dağılması ve Bosna savaşı süreci, Türkiye’yi uzun yıllardan sonra Balkanlar’la ister istemez tekrar bir araya getirdi.
Batı Trakya, Bulgaristan, Romanya, Makedonya, Kosova, Arnavutluk, Karadağ, Bosna Hersek bölgelerinde yaşayan Müslüman halklar ve akrabalarımızla yakından tanışma fırsatını yakalayabildik.

Yugoslavya’nın dağılma süreci Bosna Hersek, Kosova, Sancak ve Arnavutluk da yaşayan Müslümanlar açısından çok ağır bedellerin yaşanmasına sebep oldu.

Batı dünyasının Doğu Avrupa ve Balkanlar’da yaşayan bölge halkları üzerinde siyasi, ticari, sosyal ve kültürel asimilasyon politikaları uygulamalarının temelinde yaşlanan Avrupa nüfusunun doğa ve insan kaynakları ihtiyacını karşılamaya yönelikti.

Bosna’da yaşanan katliam sonrasında zoraki barış anlaşması Dayton ile birlikte ABD ve Avrupa ülkeleri Müslüman toplumların yoğun yaşadığı Bosna’nın ardından Kosova ve Arnavutluk üzerinde siyasi ağırlıklarını hissettirdiler.

Bölgenin siyasi, ekonomik kaynaklarını yönlendirme ve Batı ile entegrasyonunun tüm kontrolünü ellerine geçirdiler.

Bölgenin diğer dinlere mensup olan halklarını yaşlı Avrupa’nın geleceği doğrultusunda direkt AB üyeliği ile tamamen kontrol altına almış oldular.
AB çok kısa sürede Balkanlar ve Doğu Blok ülkelerini tam ve yarı üyeliğe alarak, bölge ülkeleri üzerinde sosyo-kültürel cazibe ve etki alanı oluşturdu.
Bu sürece hazırlıksız yakalanan bölgenin Müslüman halklarını siyasi, kültürel ve ekonomik belirsizliklerle dolu bir gelecek bekliyor.

Bölgenin en büyük problemi olan işsizlik sorunu özellikle Balkan gençlerini Avrupa’ya zorunlu göçe sevk etmektedir.

Bosna, Kosova, Makedonya ve Arnavutluk da yaşayan Müslüman genç nüfusun Avrupa’ya göç etmesi ciddi bir kültür asimilasyonunun habercisidir.
Türkiye’nin ise Balkan Müslümanları üzerinde son yıllarda geliştirmeye çalıştığı diplomatik açılımların çok derin ve etkin alanlara nüfuz etmediğini görüyoruz.

İyi niyetli çabaların yüzeysel ve kültürel kurumlar üzerinden yürütülmeye çalışılması Balkanlar’da yaşayan Müslüman halkların siyasi, kültürel, sosyal ihtiyaçlarına cevap verdiğini söyleyemeyiz.

Balkan Müslümanları ile daha uzun vadeli ve sivil toplum kurumları üzerinden uzun soluklu proje bazında stratejik ilişkilerin yeniden düzenlenerek hayata geçirilmesi gerekiyor.

Kurumsal faaliyetlerin bölge insanlarının uzun vadeli siyasi, kültürel ve ekonomik sorunlarına beklenen cevabı verebildiğini söyleyemeyiz.

Balkan Müslümanlarının geleceği karamsar bir tablo oluştururken, AB sürecinde çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kaldığını görmemiz ve Balkanlar’da sivil toplum kurumlarının devlet tarafından desteklenmesine gayret göstermeliyiz.

Bölgenin siyasi kurumlarından ziyade sivil kurumlarının da güçlendirilmesi gerekiyor.

Balkan Müslümanlarının AB sürecinde her geçen gün Batı’ya doğru sosyo-kültürel bir asimilasyon tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu görmemiz gerekmektedir.

Balkan Müslümanlarının geleceğini bir üniversite bünyesinde ve Bakanlık güvencesinde ele almak gerekiyor.

Balkanlar’daki geleceğimizi TİKA, Yunus Emre Kültür Merkezi, birkaç STK ve diplomatlar üzerinden düşünmemiz bizleri yakın gelecekte hayal kırıklıklarının yaşanmasına sevk edecektir.

Osman Atalay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle