--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ülkeyi terör yuvalarına teslim edelim öyle mi?

Nusret Reşber
Nusret Reşber
4

Bu ülke toprakları, kalleşçe yaklaşmak isteyenlere hiçbir vakit, hiçbir şekilde teslim edilmedi.

Yeri geldi devletin en tepesindeki makamlara saldırı girişiminde bulunuldu, o makamda oturanlar katledildi…

Yeri geldi ülke toprakları ele geçirilmek istendi ve çepeçevre işgale uğradı…

Öyle zamanlar oldu ki, devletin kurumlarının her biri peyderpey, direkt veya endirekt saldırıya da uğradı…

Tarihten günümüze süregelen bu tür saldırı ve girişimler, ne sadece ülkemize has ne de yakın tarihimizde nadir yaşanmış olaylardır!

Bir haftadır bir vesileyle yine gündemden düşmeyen bir avuç TTB’cinin yaptıklarının ne kadar tutarlı olup olmadığına sözü getirmek istiyorum.

Haksız olarak hiçbir cana kıymayı doğru bulmayız/bulmamalıyız!

Sıradan bir vatandaşın da bir kamu personelinin de hayatı söz konusu olduğunda tepkimiz aynı olmalı!

Bir olay varsa benzerlerinin yaşanmaması için maddi ve manevi tedbirler konusunda çalışmalar ortaya konulur.

Devlet-hükümet yetkilileriyle paylaşımlar yapılır.

Ülke çıkar ve yararı için en makul çözümler nelerdir ona odaklanır.

Arka planda başka kirli niyet ve emeller yoksa olması gereken budur…

Zira devletin, ülkenin her kademesi (resmi-gayri resmi) önemlidir ve her biri bütünü oluşturan parçalardır.

Güvenlikten sağlığa, eğitimden ulaşıma kadar; dini müesseseler, belediyeler ve hatta vergi daireleri gibi her bir birimin ayrı ve bir an bile terk edilmemesi gereken hayati konumları var.

Düşünün 1984’lerde başlayan terör belasından şimdiye kadar ülkenin her kesimi zarar gördü.

PKK terörü, 1984’ten 2021’e kadar gerçekleştirdiği kanlı eylemler sonucunda -asker, polis, sivil, genç, yaşlı, çocuk, öğretmen, işçi ayrımı gözetmeksizin- onbinlerce kişi hayatını kaybetti ve on binlerce kişi de yaralandı.

Buna rağmen hiçbir devlet kurumu, boşalan görev yerlerini öyle boş bırakmadı; teröre eyvallah deyip teslim de etmedi!

Öldürülen öğretmenlerin yerine yeni atanan öğretmenler de, “görev kutsaldır” dedi ve atandığı yere (kınalı kuzular gibi gönderildi) gittiler…

Çünkü biliyorlardı; çocuklarımız, geleceğimiz cehalete terk edilemezdi!

Rütbelisiyle, eriyle askerlerimiz şehit edildiler. Onlar da görev yerlerini bir an bile terk etmediler!

Nasıl terk etsinler ki görev yerlerini!? Milli, dini ve insani olarak da görev yeri, sınır, hudut kutsaldı. Kutsalımız düşmana mı terk edilecekti?

Polislerimiz, güvenlik güçlerimiz hakeza!

Gerek devriyede gezerken gerek evlerine dönerlerken ve hatta evlerinde uyurlarken şehit edildiler!

Bu birimler de görev yerlerini asla boş bırakmadı ve terk etmediler!

Şehit yakınları gözyaşlarını içlerine akıttılar; düşmanı sevindirmediler, “vatan sağ olsun!” dediler.

Adli personel olarak hâkim, savcı ve avukatlardan şehitler oldu…

Buraları da terör ve suç şebekelerinin suçlarını örtbas edecek şekilde ihanetlere imza atacak yerler olmasına göz yumulmadı…

O zamandan bugüne (konumuz olan) sağlık çalışanlarını yine şehit ettiler! Onların yerleri de boş bırakılmadı. Onların da aileleri terörün yüzünü feryatlarıyla güldürmedi!

Din görevlilerini kaçırdılar, öldürdüler. “Bizim lehimize beyanatta bulunacaksınız” tehdidini savurdular! Onlar da teröre eyvallah etmedi, ezanların susmasına razı olmadılar; namazları kıldırdılar, çocuklara ve ailelerine dini öğretmeye devam ettiler…

Yol, köprü, okul, lojman inşaatında çalışanların araçlarını yaktılar, yıktılar; işçileri şehit ettiler…

Onlar da pes etmedi!

Köylülerin evlerini yıktılar, tarlalarını yaktılar, onları hunharca katlettiler.

Çaresizlikten göç etmek zorunda kalanlar olduysa da çoğu yurtlarını terk etmedi. “Burası bizim yerimiz, nereye gideceğiz!” dediler ve kaldılar.

Köy güvenliğini sağlayan Köy Korucuları da hakeza onca tehdit ve şehit edilmelerine rağmen yerlerini kanlı teröre bırakmadılar!

Yani terör belasına oldu olası hep şehit verdik, ancak devletimizi ve ülkemizi terörizme ve yardakçılarına teslim etmedik.

15 Temmuz hain darbe kalkışmasında (ki yarın yıldönümü) tüm devlet erkânı tehdit altına alındı. Milletvekilinden Bakanına, Başbakanından Cumhurbaşkanına kadar öldürülmek istendi, ülke tamamen işgale kalkışıldı…

251 şehit verdik, 2196 kişi ise gazi olma şerefine nail oldu.

O gece de bu ülke, terör estirenlere teslim edilmedi. 

Ve sonuç olarak… Geçen hafta çarşamba günü Hacı Mehmet Akçay tarafından şehit edilen Konya Şehir Hastanesi Doktoru Ekrem Karakaya bahane edilerek sağlık çalışanlarını tümden işi bırakmaya sevk ve öncülük eden bir avuç TTB yöneticisinin yaptığını normal, hukuksal bir hak olan grev şeklinde kabul etmek mümkün değil!

Yukarıda saydığımız tüm olayların müsebbiplerine şimdiye kadar bir söyleyecek lafı olmayan, tam tersine onlarla kol kanat olan bir kurum bu grevi organize ediyorsa.. 

Bu durumda, çok daha vahim bir suistimal ile karşı karşıyayız demektir.

Bir avuç TTB’cinin yapmak istediğini, diğer insanlarımız yapmaya kalkmış olsaydı, şimdiye kadar onlarca defa; değil kurumları, ülkeyi bile kirli odaklara ve terörizme çoktan teslim etmiş olurduk..

 

Nusret Reşber Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle