--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ölüme ne kadar yakınız!

Nusret Reşber
Nusret Reşber
11

Ecel, kimine uzun mühlet tanır, kimine orta.

Kimi çok az yaşar, kimi doğar doğmaz, kimiyse doğmadan elveda der.

Ama herkese tanınan zaman bellidir; vakti geldiğinde tecelli eder!

Aslında ölüm uyku kadar yakın bize…

“Allah, ölüm vakitleri geldiğinde insanları vefat ettirir, ölmeyenleri de uykularında ölmüş gibi yapar. Ölümüne hükmettiklerini tutar, diğerlerini ise belli bir süreye kadar (hayata) salar. Kuşkusuz bunda iyice düşünenler için dersler vardır.” (39-Zümer 42)

Anlatılır ki Yakup (a.s.) Azrail’den ricada bulundu: “Ruhumu almaya gelmeden önce haber verir misin, ölüme hazırlanayım”

Azrail (a.s.), “Birkaç haberci gelecek” buyurdu.

Bir zaman sonra Azrail çıkageldi. 

Yakup (a.s.): “Hani haberciler gelecekti?” 

Azrail: “3 haberci gönderdim fark etmedin! Bak,

-Saçların ağardı,

-Vücudun zayıfladı,

-Belin büküldü…”

Anadolu’da bu şöyle anlatılır:

“Anne-babanın, amca-dayının, şu yakınlarının ruhlarını aldım, fakat bir türlü uyanmadın!” şeklinde.

Hz. Ömer, ölümü hatırlatması için ücretle bir adam görevlendirmişti. Ve bir sabah kalktığında saç-sakalına aklar düştüğünü fark etmiş ve görevlendirdiği adama “artık gelmene gerek kalmadı” buyurmuş.

Ben, ömrüm boyunca şahit olup da bir yenisiyle sürekli zihnimi meşgul eden bazı olayları özetleyeceğim.

Benim yaşadıklarım beni ilgilendirir, doğrudur! Ancak her birinizin yaşadıkları benimkinden farklı olmadığını tahmin edebiliyorum!?

Siz bunu bir hasbıhal kabul edin…

Misal: Adım, ben doğmadan, küçük yaşta vefat etmiş olan Nusret abimin adıdır. 

1-2 yaşımdayken yazın yattığımız bir katlı evin damından gece yere düşmüşüm, bir şey olmamış bana…

Diğer yanda ben 5-10 yaşlarımdayken, aynı köyde üç arkadaşım farklı kazalarda vefat etti…

Doğar doğmaz/doğmadan ölenleri saymıyorum!

Yaşlı ve orta yaşlı olup da ölenleri de hesaba katmıyorum.

Bunlar normal karşılanıyor!

Benden 7-8 yaş büyük olan Ramazan, evinin büyük çocuğuydu ve çıktığı elektrik direğinde akıma kapıldı, öldü.

Abdülkadir’le de aynı yaştaydık. Henüz ilkokula başlamamıştık, o ailesiyle gittiği tarlada, üstünde oynadığı petrol boruları devrildi, altında kalarak can verdi…

İlkokul 3. sınıfı okurken köyün tek sınıflı (ahşap odadan müteşekkil) okulunda diğer arkadaşım Gaffari, 1. sınıftaydı.

Onu da -yazın harman başında gece uyurken- dayısı fark etmeden traktörle ölümüne sebep oldu…

Amcam oğlu Feyzullah, 20’sinde, bir yıllık evliyken yıldırım çarpması sonucu vefat ettiğinde 17 yaşımdaydım…

Konya’da, daha önce beraber eğitim aldığım K. Maraşlı arkadaşım Muhammed, “tren çarpması sonucu öldü” denildiğinde 20 yaşıma girmiştim.

Ve tabii bunlar yaşanırken ben de kazalar geçirdim.

Birkaç kez attan, bir o kadar da merkepten düştüm.

“Attan düşen ölmez, eşekten düşen ölür” atasözü, gerçek manada da yaşanılmıştır. Ama beni koruyan, bana biraz daha mühlet veren Allah esirgedi beni…

Bir düğün dönüşü, içinde bulunduğum traktörün kasası devrildi, kolu kırılanlar vs. oldu. Küçük sıyrıklarla onu da atlattırdı bize Rabbimiz… Yaşadığımız 1999 depreminde nice canlar kaybettik ve biz yine hayatayız!

Evliliğimin henüz baharında, ilk oğlum Ömer Faruk, üç aylıktı, çok sevdiğim annemi kaybettim…

Üç yıl sonra genç yaşta yengem ve sekiz sene sonra da babam ahirete irtihal etti.

Sağlıklarına yetiştiğim bir dedem ile iki ninemin vefatı üzerinden hayli zaman geçmişti.

Teyzelerim, halam ve bir abimi de kaybettik.

Bunlar, sıradan ve yaşlılığa bağlı şeyler görülebilir! Biz de öyle kabul edelim…

Ama bunların hepsi, yazımın başında verdiğim Yakup peygamber hikâyesinde geçtiği gibi birer ihtardır düşünebilen için!

“İman edenlerin, Allah’ı anmak ve vahyedilen gerçeği düşünmekten dolayı kalplerinin heyecanla ürperme zamanı gelmedi mi? ...” (57 Hadid 16) buyurur Rabbimiz.

Tanımadıklarımız bizi etkilemese de her gün bir yakınımızın daha yaşama veda ettiğini sıkça duyar olduk. Son bir iki sene içinde aynı yaşta olduğumuz, benden daha küçük olan arkadaşlarımın kalp krizi sonucu hayata elveda ettiklerini, geriye dul ve yetim bıraktıklarını da biliyorum!

Bu pazar, sadece İstanbul’da vefatlarına şahit olduğum eşimin hala, teyze ve amcalarından geriye kalan son amcası Hamdi Sekizkardeş’i de evinden alıp toprağa bıraktık…

İş yerimizde onca arkadaşım vefat etti.

Patron, ağabey dediğimiz, örnek aldığımız nice değerli insanı kısa zaman içinde kaybettik. En son hatim duası için sadece işyerimizde 23 yılda vefat edenlerin isim listesi, bir A4 sayfayı bulmuştu.

Rabbim isimlerini andıklarıma ve hayatlarını kaybeden tüm Müslüman kardeşlerimize rahmet eylesin!

Sonuç.

Başımızı yastığa koyduğumuzda, sabah uyanıp uyanmayacağımızın garantisini kim verebilir?

Evden işe, okula, oradan da eve geri gelip gelmeyeceğimizin garantisi var mı?

Yürüyerek gittiğimiz hastaneden sağ çıkamayacağımız ne malum!

Olağan görülenler olmasa da sıra dışı olanlar beni ürkütüyor ve bende derin izler bırakıyor.

“Kaybettiğimiz canlardan biri ben de olabilirdim” şeklinde niye düşünmüyoruz?

Erken yaşta giden onca arkadaşlarımdan biri veya onlar gibi ben de ölebilirdim! 

Bugüne kadar olmadıysa da yarın olmayacak demek değildir. Öyleyse “Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol” düsturunu elden bırakmamalı!

 

Nusret Reşber Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle