“Kör ile gören bir değildir...”
Her yıl 27 Kasım’da “Black Friday -Kara Cuma” olarak düzenlenen ve Müslümanların tepkisi nedeniyle “Şahane Cuma’, ‘Çılgın Cuma’, ‘Muhteşem Cuma’ ve Efsane Cuma” gibi isimlere evrilen alışveriş çılgınlığını duymayan, bilmeyen yok sanırım.
Dünyada tek gün olarak düzenlenen bu anlamsız kampanyayı, bir günden birkaç güne, bir haftaya, dahası bir aya çıkararak daha da anlamsızlaştıran yine biz olmuşuz, biliyor musunuz?
Mesela garaj günleri düzenleniyor…
Bazı marketlerin, haftanın belli günlerinde yok denecek kadar ürünle insanları mağazalarına çekmek adına düzenledikleri (kurnazlık) kampanyaları da tam bir rezalet…
Maçlar için veya bilmem ne yerli/yabancı şarkıcıyı görmek/dinlemek için gösterilen teveccühleri ve ismini daha sayamadığım başka nice etkinliklerde gösterilen yoğun ilgiyi göz önüne getirin!
Bu sebeple oluşan uzun kuyrukları, izdihamları yine hatırlayın!
Peki, tüm bunların bizi ilgilendiren yönü ne? Söyleyeyim…
Müslümanız, Müslüman ülkesinde yaşıyoruz!
Sayımız, %90’ın üstünde, değil mi?
“Başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtuluş olan” ve “ümmetimin ayıdır” denilen Ramazanın son günlerindeyiz.
Dün gece, (çoğu sahih rivayetlerin işaret buyurduğu üzere) Kadir Gecesi’ni idrak ettik.
“Kur’an’ın kendisinde indiği, fecir vaktine kadar esenlik dolu, bin aydan daha hayırlı” o geceyi geride bıraktık!
Ve bayrama kaldı üç gün…
Hem Ramazan Ayı için hem Kadir Gecesi için “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ihya ve ikame ederse geçmiş günahları af olur” buyurulan bu ayı/geceyi kim ne kadar, ne şekilde ilgi alaka gösterdi/geçirdi bilemiyoruz!
Ama şunu biliyoruz ki; adını saymaya gücümüzün yetmediği sair etkinliklerde gösterilen ilginin binde birini bu manevi aya/geceye ayıramadık/ayıramıyoruz, ümmeti Muhammed(!) olarak.
Hıristiyanların kutladığı Yılbaşı Gecesine ayırdığımız zaman kadar da mı kıymeti yok bu kutsallarımızın?
Eee… Boşuna denilmemiş, “İmânen ve ihtisâben…”
Bakınız, Rabbimiz dikkatlerimizi çekerek şöyle buyurur.
“Kör ile gören,
iman edip salih ameller işleyenler ile kötülük yapan bir değildir.
Siz ne kadar az düşünüyorsunuz!” (40-Mümin 58)
Bir değilse nedir? Onu da Ramazan boyunca okumaya çalıştığımız Kur’an’dan verelim yine.
Misal, evvela ilahi uyarıları göz ardı etmeden, kulluğu gereği hareket edenleri ve tüm zorluklara sabredenleri okuyalım:
“Sabrettiğinizden dolayı size selâm olsun! Bakın, dünya hayatının mutlu sonu ne kadar güzelmiş!” (Ra’d 24)
“Rabbinin huzuruna çıkıp hesap vermekten korkan kimseye iki cennet vardır.” (Rahman 46)
“Onlara altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Orada canlarının istediği, gözlerinin hoşlandığı her şey vardır. Ve kendilerine: Siz, orada ebedî kalacaksınız. İşte bu, sizin yapageldiğiniz iyi amelleriniz sayesinde mirasçı kılındığınız cennettir. Orada sizin için bol bol meyveler vardır, onlardan yersiniz, denilir.” (43-Zuhruf 71,72,73)
Evet!
Ramazan ayını dağda bayırda, yoğun tempolu işlerde ve çeşitli sıkıntılara rağmen açlığa, susuzluğa sabredenlerin, kötülüğün kendilerinde sadır olmamasına titizlik gösterenlerin, gündüz siyamda, gece kıyamda geçirenlerin sonu, Rabbimizin izniyle böyle hoş bir karşılamayla bitecek.
Peygamberimiz buyurmuşlar: “Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır.” (Buhârî, Savm; Müslim, Sıyâm)
Bunun yanında İslam ve Müslümanlarla, değerleriyle alay edenler, onları her fırsatta küçümseyenler…
Ağız kokusundan rahatsızlık duyanlar…
Saygısızca, hayâsızca karşılarında/yanlarında gözlerinin içine baka baka yeme içmelerinden kısmayanlar veya orucun geldiğinden bile haberi olmayacak kadar dünya sarhoşluğuyla gününü gün edenler ve bununla beraber öz haklarıymış gibi bu bayramlardan da tatillerini, eğlencelerini eksik etmeden faydalanacak olanları da elbette bir gelecek bekliyor!
“(Cehennem, inkârcıların aptallığına) neredeyse öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara: “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi (ne diye cehenneme geldiniz)?” diye sorarlar.
(Onlar:) “Evet, gerçekten bize (bu azabı haber veren) uyarıcı geldi. Fakat biz (o uyarıcıyı) yalanladık ve (ona) Allah hiçbir şey indirmedi, siz yalnızca büyük bir sapmışlık içindesiniz” dedik.
Yine şöyle derler: “Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık.” (67-Mülk 8,9,10)
Sonuç.
Her yıl olduğu gibi tüm dünyada Müslümanların sürekli bir yanları kanıyor olsa da Rabbimizin izni gereği acısıyla da olsa sevinçlerimizi paylaşmamıza, bayramımızı kutlamamıza engel teşkil etmemeli.
Zira hayat, acısıyla tatlısıyla devam etmekte ve yaşam, bu haliyle güzeldir. İmtihan dünyasının çarkı içinde mücadele de bitmiş değil!..
Diğer bir husus!
Ramazanın rahmet ve mağfiret, hidayet ve esenliklerin merkezi olduğunu ne yazık ki bayram gecesi ile daha iyi anlayacağız. Zira teravih ve Kur’an tilavetiyle geçen geceler ne yazık ki o gece artık mazi olacak.
Ramazanın alışkanlıklarını/kazanımlarını mazi olmaktan çıkartıp hayatının sürekli vazgeçilmez gerçekleri kılanlara selam olsun!
Ne mutlu onlara!
Rabbim bizleri, bu dünyada nice güzel bayramlara eriştirsin ve ahirette de cennetlerine mirasçı kılsın inşaallah.







