Kanun-kural delme sanatı(!)
Ahir zamanı yaşıyoruz. Gittikçe daha da kötünün kötüsünü göreceğiz. Hem maddi hem manevi boşluğun girdabından yüzeye çıkma mücadelesinden iki yakamız bir araya gelmeyecek. Azı hariç çoğumuz bu imtihanı kaybedeceğe benziyor. Karamsar ve kötümser değilim. Fakat durum bunu gösteriyor.
Görüyorsunuz! Ülkemiz değil sadece bütün dünya diken üstünde. Manevi boşluk, maddi kıtlık bütün yer küresini çepeçevre kuşatmış durumda.
İktidarların uzun süre kalması ya da yer değiştirmesi de bununla baş etmeye gücü yetmeyecek artık. Çünkü sorun, o değil sadece. İktidarlar, ya biraz uzatır süreci ya da kısaltır... Hepsi o kadar.
Değişmesin mi öyleyse? Daha güzeliyle değişecekse değişsin tabii ki. Ama görünen o ki, gelecek pek parlak gözükmüyor.
Dün İslam beldelerini sırasıyla işgal edip kuşatanların, yağmalayanların kana susamışlıkları daha bitmeden “ben mi yiyeceğim sen mi bu pastayı” kavgasına tutuştular. Onların kavgalarını bir tarafa bırakalım, kendimize, ülkemize dönelim…
Toplumsal olarak inancımız zayıfladı. Tevekkül, kanaat ve umudun yerini yeis, kuşku kaplamış vaziyette…
Helal-haram mefhumunu tamamen rafa kaldırdık. Birlik-beraberlik, kardeşlik duygularıyla yaşamımızın yerini bencillik almış gidiyor.
Öyle ki, “Bana değmeyen yılan bin yaşasın” ya da “ben doyayım da gerisi açlıktan ölsün” düşüncesi gün geçtikçe daha da güç kazanıyor.
Bu sebeple inancını kaybetmiş, kanaat ve umudunu kaybetmiş; yeme içmesinden, giyim kuşamına kadar her tarafını haramların kapladığı bir toplumdan ve bu toplumun fertlerinden sağlıklı, makul bir davranış elbetteki beklenemez!
HZ. ÖMER’İN ADALETİ/HZ. ÖMER’İN HALKI
Evet, sorun, biraz da “Hz. Ömer’in adaleti-Hz. Ömer’in zamanındaki halk” gibi gözüküyor. Meşhur hikâye. Bir gün Emevî Valisi Haccâc-ı Zalim’den Hz. Ömer gibi adaletli olunması istenmiş, o da “siz Hz. Ömer’in zamanındaki halk gibi olun ben de Hz. Ömer gibi olayım” demiş.
Biz, bir taraftan geçimsizlikten, her şeyin pahalılığından, her gün gelen yeni zamlardan şikâyet ederek dem vuruyoruz ya.
Diğer taraftan da fırsatçılığın, kaosa doğru beraberce yol almanın temellerini atmaktan bir türlü vazgeçmiyoruz.
Dün patates soğan üzerinden yaygara koparıyorduk (daha doğrusu bize yaygara kopartıyorlardı). Bugün elektrik, petrol ve ayçiçeği üzerinden aynı yaygarayı sürdürüyoruz.
Petrol, elektriğe yansıyan zamların, hatta ayçiçek yağı zamlarının bile küresel etkenlere dayandığını bir türlü kabul etmiyoruz.
20 yıldır çıkmayan sorunları, sanki hükümet bilerek ve halkını sömürmek/ezmek istediğinden bunu yapıyormuş gibi lanse ediliyor ya bize.
Bizim hiç mi suçumuz, kabahatimiz yok.
Tüccarı, esnafı, zengini yine bizden birileri değil mi. ABD’de, Rusya’da, Avrupa’da oluşan en ufak bir nemden her şeye zam yapanlar biz değil miyiz?
KANUN KURAL DELME
SANATINDA ÜSTÜMÜZE YOK!
İsabetli veya değil 600 milletvekilinin oy çokluğuyla çıkardığı kararnameleri ya da Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı kararları, 84 milyon insan, “onu nasıl bozabiliriz, nasıl delebiliriz…” uğraşını verdiğimiz bir gerçek.
(Hüseyin Öresin’dendinlemiştim) Nitekim fi tarihinde ismini hatırlayamadığım bir bakana, “neden bu kadar sık karar değiştiriyorsunuz” sorusuna şöyle cevap vermiş. “… Bu kadar sayıdaki bakanlar olarak tamamen saf ve iyi niyetimizle -bu işin üstesinden nasıl gelebiliriz- diye üzerinde çalışıp hazırladığımız bir Kanunu/Kararı 80 milyon insan kısa bir zaman sonra bakıyoruz ki tekrar delmişler…”
Turgut Özal zamanı refahını, ekonomik ve teknik mesafeler kat edişimizi hatırlayanlar bilirler. O dönemdeki kimi istismarcıların da varlığını kimse inkâr edemez.
O dönemde devlet desteği/teşvikiyle yapılan büyükbaş hayvan çiftliklerinin kalıntıları bugün dahi kimi illerimizde hâlen mevcuttur. İşgüzar insanlarımız çektikleri kredilerle yaptıkları veya öyle gösterdikleri barınakları kısa zaman içinde içini boşaltıp sırra kadem bastıydı…
Allah’tan Ak Parti o yanlışları gördü de işi esnek bırakmadı.
Buna rağmen 2009’dan itibaren GAP-DAP projeleriyle devletin verdiği hibe desteğini de istismar edenler olmuştu. Daha sonraki yıllarda (veterinerlerin kendi aralarındaki konuşmalarını aktarıyorum) kimi uyanıklar(!) bazı çiftlik sahipleriyle kimi veterinerler ortaklaşa anlaşarak, oradan da para kapmak için hayvanları (ilaç vererek) hasta gösterip kasaba verdikleri vs. anlatılıyordu… Sonra da iş istedikleri gibi olmuyor, çoğu hayvan telef oluyor…
Keza devletin verdiği destek kalemlerini usulsüzce şişirenler, neredeyse tamamına yakın haksız kazanç elde etmeler vs. Bu söylediklerimiz de o çevrelerden duyduklarımız tabii. Gerçeği nedir, nereye ulaşıyor bilemiyoruz.
Ve bu anlattıklarımız sadece hayvansal destekler kapsamında bildiklerimiz.
Mesela, süt üreticileri zam istiyor, “sütler masraflarımızı karşılamıyor” diyorlar. Daha devlet destekleri açıklamadan bakıyorsunuz hem mazota ve gübreye hem de yemlere zamlar yansıtılmış bile…
Son zamanlarda peş peşe petrole, gıdalara yapılan zamların, stokların da bu şekilde olduğunu ne yazık ki görmekteyiz.
Evet, halk olarak böyle olduğumuz için küresel zeminde krizler olmasa da iflah olmamız mümkün değil!







