Hizbüşşeytan
Askerlik görevimi yaptığım dönemde bulunduğum ilçenin Garnizon Komutanı, askerlerin oruç tutmasına ve ibadetlerini yerine getirmesine izin veriyordu. Dahası “hakkı olmayan bir yasağa yeltenmiyordu”. Komutanın kendisi de Cuma namazlarına giderdi.
Bizim karakola sonradan yeni bir Uzman Çavuş atandı.
Bir Cuma günü askerlerin Cuma Namazı için hazırlık yaptığını görünce bu komutan, yasaklara alışmış olmalı ki, hemen ileride duran bir üst komutana gidip serzenişte bulunarak, “bunlar cumaya gidiyorlar!” diyerek şaşkınlığını ifade etti. Diğer komutanımız da, “Bölük komutanımız izin vermiş, gidebilirler, ne var ki bunda?” diye cevap verdi. Uzman arkadaşımız bunu içine sindiremedi ki kısa zaman içinde başka bir yere tayin istedi ve gitti.
Yasakçı kafa her zaman, her yerde kendi zorbalığının hüküm sürmesini ister.
Ve bu kafa, sadece kendi bildiklerinin (batıl da olsa) haklılığını, üstünlüğünü kabule yanaşır…
Hele bir de şeytan yaptıklarını ona süslü göstermişse, şeytanın emir eri olmuştur, ona diyecek yok!
Mesela kâinatı var eden bir yaratıcı var? Amenna!
Bu yaratıcının hayat kanunları da var…
Yaratıcının tüm kanunlarını çiğneme haklılığını kendinde bulan hadsizler, ne hikmetse “Rabbimiz Allah’tır” diyenlere bir türlü yaşam hakkının verilmesini hazmedemezler!
Herkesin kendileri gibi “şeytan eri” olmasını, ahlaksızlığı hayat tarzı olarak benimsemelerini deklare eder dururlar.
Bu müptezeller, hayâsızlıklarını nadir de olsa yüzlerine vurmak isteyen inançlı kesimi ve bu kesimin haklı olarak yaptıklarını ise suçmuş gibi algılayarak mani olmaya ve onları bir kaşık suda boğma cüretine yeltenirler!
Bu ülkenin bütün değerlerini bugüne kadar yerle yeksan eden ve bu yüzden de (samimi olmasalar da söylediklerinde) helalleşme yoluna gitmeyi ağızlarından düşürmeyen CHP’nin arka bahçesi, fondaş medya, her zaman yaptığını yapmaktan yine geri durmadı.
30 Mayıs tarihli gazetelerinde salyalar akıtarak şu karşılaştırmayı yapmışlardı.
Bir tarafta Allah’ın mabedinde, gecesini gündüzüne katarak sadece Allah rızası için hafızlık yapan hafız ve hocaları…
Diğer tarafta özgürlük(!) adına sürekli ülke insanına, aile yuvasına kasteden ahlaksızlığın mümessilleri...
Mesela bunu manşetine şu başlıkla taşımaktan çekinmeyen Cumhuriyet’in yaptığına şaşırmamak mümkün değil.
Evet, şu kıyasa bakar mısınız?
Başlık aynen şöyle:
“Türkiye gericilik kuşatmasında”
“Kadına yoga yasak-cemaate sarık serbest”
Aynı gün bir benzerini de Sözcü’leri manşetine şöyle taşıdı.
“Bu kafa ve yasaklarla bir yere varamazsınız!”
Alt başlıkta da “parkta yoga yapan kadınlara polis engeli-Cübbe ve sarıklılar tekbirlerle yürüdü”
Kendilerince “Laiklik tehlike altında ve yapılması gereken yapılsın!” idi. Ama yemezler!
Görmeyen ve bilmeyen de zanneder ki “Parkta yoga” dedikleri: çay eşliğinde oturup sohbet etmekti.
Diğer tarafta sarıklı hafızların töreninden haberi olmayanlar da resme bakıp, buranın anıtkabir meydanı veya meclisin önünde laikliğe karşı “Şeriat isteriz” şeklinde bir meydan okuma yürüyüşü zannedecek!
Hâlbuki hafızlar ve hocaları cami ve avlusunda caminin havasına uygun ve kendilerine en yakışır, yasalara aykırı olmayan, dinimizde de önemli bir yeri olan kıyafetlerle bulunmaktalar…
Yoga dedikleri ise herkese açık olan bir mekânda, bu ülke insanının kültür ve aile yapısıyla örtüşmeyen açık-saçık ve de uygun olmayan tarzla rahatsız edici bir vaziyet…
Sadece bununla da kalmamış fondaş medyamız!
Farklı gerekçelerle güya iptal edilen kimi konserleri de “özgürlükler kısıtlanıyor” yaygarasına malzeme yapmışlar.
Tabii bunların derdi normal hayat biçimine müdahale filan değil, görüldüğü gibi.
Dertleri sözüm ona hayvanlar gibi, anadan üryan, ulu orta, her istediklerini yapabilmektir aslında.
Bunu bilmeyen kalmamış olsa da aynı nakarata devam ediyorlar.
En son Bebek sahilinde sergilenen rezalet, aslında bunların tam da yemek istedikleri nane! Bakmayın siz bunların şeytanca çığlıklarına!
Nitekim sözüm ona yandaşları olan kimi sanatçı bozuntuları da bunların bu hayâsızca tutumlarını sosyal medya hesaplarında hoş, güzel ve bu mevsime uygun düşen normal “yaz aylarının coşkusu” “aşk” ve “mutluluğun formülü” gibi yansıttı.
E tabii şeytan ve avaneleri kendilerine yakışanı yapacak; Allah’a itaati, O’nun rızasına talip olmayı önceleyenler de kendilerine yakışanı…
Allah’a secdeyi nefsine çok gören şeytanın askerleri meydanı boş bırakır mı?
Meydanda şeytanca at koşturmak için tabii ki engelleri bertaraf edecekler!
Yaygara çıkaracaklar! Bağırıp, çağırıp “özgürlük istiyoruz” diyecekler…
Allah fırsat vermesin bu zihniyet ve temsilcilerine!
Zira bunlar, yaptıklarının farkındalar mı değiller mi, bilemiyoruz. Bildiğimiz şu ki bunlar, Hizbüşşeytan-Şeytanın taraftarları olmuşlar…
Ve böylece de “Şeytan onların başlarına dikilip Allah’ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın taraftarlarıdır. İyi bilin; şeytanın taraftarları elbette hüsrandadırlar.” (58-Mücâdele 19)







