--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Fitneye kapı aralanmamalı!

Nusret Reşber
Nusret Reşber
5

“Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar ...” (8-Enfal 39) mücadele vermek her Müslümanın öncelikli vazifesi ve ideali olmalı.

Mısırlı ünlü şair Ahmed Şevkî’ye ait olan “Hayat, iman ve cihaddır” düsturu da Kur’an ve sünnet ile beslenmiş bir gerçektir. 

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun. O’na yaklaşmak için vesile arayın. O’nun yolunda cihad ediniz ki kurtulasınız.” (5-Maide: 35)

“Kim gaza etmeden veya kendini -niyet olarak- gazaya hazırlamaksızın vefat ederse, nifakta bir şube üzerinde ölür.” (Müslim, Ebu Davud, Nesaî)

Bu prensipler dâhilinde herkes imanı, anlayışı kapsamında az ya da çok mücadele verir. Ya da tamamen mücadeleyi bırakır, alakadar olmaz.

Kimin ne yaparsa yapsın, Allah katında mutlaka onun karşılığını bulacağı imânî bir gerçektir.  

Pazar günü, Adana’da “Furkan Vakfı” mensuplarının polisle karşı karşıya gelmeleri olayı gündemdeki yerini hâlâ koruyor. 

Ve herkes kendince ya polisi veya Vakıf mensuplarını haklı ya da haksız bulduğuna dayalı paylaşımlarda bulunuyor.

28 Şubat benzetmeleri yapılıyor.

“Orantısız güç kullanıldı” söylemleri var.

Yok, “işi Alparslan Kuytul ve taraftarları o seviyeye getirdi” diyenler var…

Aradan dört gün geçti. 

Siyasilerin, medyanın, STK’ların açıklamaları oluyor ve devam edeceğe de benziyor.

Herkes gördüğü, duyduğu ve bildiği ölçüde ya kendine yontar, fikir beyan eder ya da tarafsız olarak gerçek neyse onu aktarır.

Bir kere polisler orada bağımsız değiller, ta İçişleri Bakanı’na kadar giden bir silsile; emir komuta zinciri var. Başlarında en yakın amir ne derse, nasıl yönlendirirse polis memurları onu yapmakla memur. Ve ne yazık ki sonuçlarına da genelde, sadece o memurlar katlanır.

Burada (emniyetin kamera görüntülerini ne yazık ki göremedik) medyaya yansıyan görüntülerde şimdiye kadar PKK vb. terör örgütlerine karşı gösterilmeyen bir orantısız güç kullanıldığını kimse inkâr edemez!

Konuştuğumuz aynı meslekten polis arkadaşlar da bu yönde beyanda bulunuyor.

37 polisin yaralandığı, 1 polisin ayağının kırıldığı bilgileri var (dün Akit’te yayınlandı).

Saldırıyı kim nasıl başlattı bilgi detayları yok.

Vakfın, twitter’da paylaştığı bazı videolarda “yerde duran/düşürülen polise saldırıldığı ve sonra polislerin saldırdığı vs. mevcut…

Kuytul’un kendi evinin önündeki konuşması bir yandan takdir edilecek davranışlar sergilediğini ortaya koyarken diğer yandan haksızlığını ispat ediyor.

Emniyet amirinin, “evine geç ve onları ikna et, dağılsınlar…” sözüne sadık kaldığını söylüyor. Nitekim yaklaşık 15 dk. sonra dağılıyorlar.

Ve orada takdire şayan başka bir ifadesi daha var, Kuytul’un: “Şimdiye kadar onlarca gösteri, basın açıklaması vs. yaptıklarını ve bir bardak dahi kırmadıklarını…” 

Bu sözü ve tutumu, dün olduğu gibi bugün de yarın da olması gereken duruştur.

Lakin.

49 saat önceden “yürüyüş ve basın açıklaması yapmak istiyoruz” diye valiliğe dilekçe verdiklerini, bunun cevaplanmadığını… Buna rağmen “Kanun bana gösteri hakkı vermiş. Ben de gösteri hakkımı kullanıyorum” diyerek sokağa çıktıkları…

İşte burası, asla kabul edilemeyecek ve hatta “provokatörlüğü sen yapıyorsun, sen başlattın” gibi haklı suçlamalara maruz bırakır, Furkan Vakfı ve liderini. 

Evet! Ve hatta daha önceki sosyal medyada dur-durak bilmeden, “devlete ve hükümete, İçişleri’nden Cumhurbaşkanı’na kadar olan beyanları da göz önüne almayı gerektirir.

İslami hareket, İslami tebliğ, İslami çalışma ve bir dernek çatısı altında bunu yürütmek, bu haklılığı bize vermez.

 Haa!.

O coplanan her fert ben coplanmışım gibi zoruma gitti.

Ona alet olan o polislerin de doğru/yanlış yönlendirilmiş olan vakıf mensuplarının da sorumluları, başındaki amir ve liderlerdir.

İsterdim ki Kuytul Hoca, “şimdiye kadar bir bardak kırdık mı” sözünü pratikte, ilanihaye devam ettirebilseydi ve dilerdim ki, “Gezi Kalkışması, Terör örgütü PKK’nın gösteri sahnesi”ne hiç benzetilemesin!

Halid bin Velid’in, (r.a.) Mute Savaşı’nda Müslüman orduya daha fazla zarar gördürmeden ilk fırsatta Medine’ye geri çektiği gibi keşke Hoca da cemaatini, sevenlerini kılına zarar getirmeden dağıtabilseydi. Dahası böyle bir ortama, böyle bir (nevruz) gününde ısrar ederek getirmeseydi.

Ki burada Halid’in zamanı gibi (Kâfir/Müşrik) bir ortam yok.

Zira bizim gayemiz, her daim “Üsve-i Hasene” olmalı. 

Bize saldırıya gelen, (düşüncesi ne olursa olsun) bizde dirilmeli.

Bizim gayemiz asla ve kata bağcıyı dövmek olmamalı, böyle bir mana çağrıştırmamalı!

Olay tazedir, (kendim de bir 28 Şubat mağduru olarak) söylediklerimin ne kadar ve kim tarafından anlaşılacağı meçhul olmakla beraber düşüncem bu!

Kabul edelim, etmeyelim. 

Yanlışıyla, hatasıyla bir “Resmi Otorite” var. Ve bunun çatısı altında herkes gibi biz de yaşıyoruz.

Bu gidişatın yanlışını, hatasını yine yasaların elverdiği çerçevede düzeltme yoluna giderek düzeltebiliriz. 

Gaye buysa biz, üzüm yemeye bakmalıyız. 

Ama dün Gülen’in söylediği gibi ülkemizin dışındaki bir İsrail’e, ABD ve uşaklarına sesimiz çıkmıyorsa… Onları otorite kabul ediyor, ülkemizdeki Devlet otoritesini (yanlışı-hatasıyla) kabul etmiyorsak… Bunu illegal yollarla değiştirme yolunu seçiyorsak ona bir şey demem. Herkes günahıyla, sevabıyla sonuçlarına katlanır…

 

Nusret Reşber Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle