--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Din, demokrasiye, laikliğe karşı gelmemeli(!)

Nusret Reşber
Nusret Reşber
15

“Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygamber’e gelin” denildiğinde onlar, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?” (5-Maide 104)

Bu ayetten sonra bir öz eleştiriyle giriş yapacağım.

Kimi insanlar görürsünüz, örnek aldıkları babalarının, önderlerinin akıllarında kalmış kirli bilgilerini aktararak (aktardıkları ayet ve hadisin kalıntısı olsa da ona vakıf olmadıklarından) yalan yanlış:

“…atamız, babamız şöyle demişti, şunu emretmişti…” diye başlarlar söze,

“Biz filan babanın, şeyhin torunlarıyız, biz doğru yolda olmayalım da kim doğru yolda olacak!” edasıyla bitirirler sözlerini.

Bu hepten yanlış!

Zira biz biliyoruz ki, bu dinin ilk muhatapları peygamberlerin “İlahi Mesaj”ı, örnek hayatlarıyla aktarmaktan başka hiçbir mirasları olmamıştır!

Peygamberin şu mesajı yegâne ölçüdür!

“Ey Resulullah’ın kızı Fatıma! Sen de kendini Allah’tan satın almaya çalış; zira senin için de bir şey yapamam.” (Buharî, Müslim)

Dolayısıyla kim son peygamber Muhammed (s.a.s.)’in Allah’tan getirdiği Kur’an’ı, O’nun örnek hayatını doğru bilir örnek alırsa…

Yaşantısını Kur’an ve sünnete tabi kılarsa, ona karşı boynumuz kıldan incedir.

Kim de Kur’an ve sünnetin çizdiği yoldan, esaslarını beyan ettiği dinden saparsa onun yanımızda hiçbir geçerliliği yoktur.

Adı ne olursa olsun.

Geçmiş veya gelecek hangi normlara uygunluk arz ederse etsin…

Bütün dünyanın kabulü çağdaş ilkeler de sayılsa ve Allah’ın tarifini yaptığı Tevhit Dinine aykırılık teşkil ediyorsa biz ondan beriyiz.

Velev ki çok sevdiğimiz, saydığımız, saygıda kusur etmeyeceğimiz atalarımızın kabul etmiş olduğu bir yaşam tarzı da olsa o bizim için hiçbir hüküm teşkil edemez!

Bu öz eleştiriden sonra...

Bakıyoruz da bugün İslam ve Müslümanlara kinlerinden ne yapacaklarını şaşırmış malum çevreler, gerek resmi makamda dini temsil eden Diyanet’in her yaptığını, gerekse de Diyanet teşkilatı üzerinden İslami dernek ve grupların her yaptığını kendi ilkeleriyle çelişkili bulup, saldırıya ve karalamaya çabalamaktadırlar.

Ve hatta bu hadsiz çevreler, Allah’ın Dinini, şirkle süsledikleri kendi hayat tarzlarıyla uygunluk içinde olması gerekiyormuş gibi bir zırvanın içine düşmekten de kendilerini alıkoyamıyorlar.

Başını Cumhuriyet ve Sözcü’nün çektiği diğerlerinin peşi sıra gittikleri, güya laikçi ve sol görüşlüler, o kadar ileri gidiyorlar ki, doğru olabilmesi için “okunan Kur’an’ın, rivayet edilen peygamber hadisinin, benimsenen İslam’ın dahi laikliğe, demokrasiye aykırılık teşkil etmemesi gerekir” gibi bir tezi savunuyorlar!

Kutsadıkları, değer verdikleri, yalan/yanlışla, Allah’a isyanla, şirkle süslenmiş olsa da hakikat, illa da kendi kutsallarıyla örtüşmeli; ona uzaktan yakından bir leke kondurtmamalı…

Aksi takdirde adı İslam da olsa, Kur’an, Kur’an’daki ayet de olsa (hâşa) doğru olmamalı.

Mesela geçen Pazartesi, Cumhuriyet’teki köşesinde A. Kızılyalın, ömrü kendisi gibi İslam ve Müslümanların değerlerine saldırmakla, hakaret etmekle geçmiş selefi İlhan Selçuk’a atıfta bulunarak şöyle yazmış:

 “…Türkiye’de Müslümanlar mürtecilerin saldırısı altında. Bunlar ülkede ‘inanan-inanmayan’ ve ‘laik-Müslüman’ ayrımıyla zamanenin yobazlığını yapıyorlar, kardeş kavgasını körüklüyorlar…” 

Devamla Cumhuriyet’in attığı manşetlerle övünerek şunları yazıyor, Kızılyalın:

“Ve Cumhuriyet, dün İlhan Selçuk döneminde olduğu gibi bugün de onun kurduğu Cumhuriyet Vakfı çizdiği yolda yobaz ayaklanmaya karşı direniyor…

Geçen pazartesi attığımız, “Türkiye gericilik kuşatmasında” başlığını anımsarsınız.”

Selefi İlhan Selçuk ne diyordu 13 Nisan 1997 tarihli yazısında:

“Demokrasi Dinsel Şeriata Karşıdır”

“Bir buçuk milyarlık İslam coğrafyasında, demokrasiye en yakın duran Türkiye’de şeriatçılar iktidara geçtiler.

Oysa demokrasi, Batı’da Hıristiyan şeriatını aşarak kuruldu; Doğu’da Müslüman şeriatını aşarak kurulacak... Çünkü demokrasinin hukuk düzeni laiktir; dinsel olamaz...

Demokrasi inanca karşı değildir...

Dinsel şeriat demokrasiye karşıdır.”

Bunların tanımlamaları böyle!

“Yani din de, dinin tek Kitabı da, O’nu temsil eden peygamberi ve getirdiği adına şeriat denilen hakikatler de demokrasiye, laikliğe yani bize karşı gelmemeli…

Biz değil, o bizi kabul etmeli, bize uymalı!” 

Tam söylemek istedikleri bu!

Resulullah’a maddi desteğiyle bilinen amcası Ebu Talip, dedesi Abdülmüttalip dahi müşrik oldukları için cehennemlik olmaktan kurtulamıyorsa biz ve atalarımız aynı yoldaysak kusura bakmayalım!

Bir keresinde bir adam: Ya Resulullah, benim babam nerededir? Diye sormuş. Resulullah (s.a.s.):

“Cehennemdedir”, demiş. Adam dönüp gidince Resulullah, kendisini çağırarak:

“Benim babam da, senin baban da cehennemdedir” buyurmuşlar. (Müslim, Ebu Davud)

Yani Mekkeli müşrikler gibi gelen hacılara su dağıtmış olsalar da, Kâbe’nin örtüsünü temizleme ve değiştirme hizmetini görseler de ve hatta “bizim atamız İbrahim, İsmail’dir” deseler de Allah’ın son kitabında esaslarını çizdiği dine tabi olmuyorlarsa kim olurlarsa olsunlar, bu tür ataların dini de kendilerinin yaptıkları da merduttur! 

 

Nusret Reşber Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle