Bunların niyetleri bozuk, temelleri çürük
Depremlerde can ve mal kaybının acısını katmerleştiren en dikkat çekici hususlardan biri ve en büyük ihanet, kalitesiz malzeme kullanan ya da malzemeden çalan müteahhit görünümlü katillerin gün yüzüne çıkması olur.
Elverişsiz, çürük ve eksik malzeme ile temeli atılan binaların yapımını üstlenenlerin herhalde en eksik yanları, din- iman bilinçlerinin zayıflığı ve Allah korkularının olmayışıdır!
Zira Allah’tan korkmayanın insanlardan korkması, hicap duyması asla düşünülemez!
Mesela 12 Kasım 1999 tarihinde 7.2 büyüklüğündeki depremde Yalova’nın Çınarcık İlçesi’nde yıkılan binaların müteahhidi Veli Göçer’in de bu depremlerle adı özdeşleşti. İnşa ettiği konutların yıkılmasıyla 195 kişinin ölümünden sorumlu tutulan, müteahhit Göçer, çarptırıldığı 18 yıl 9 ay hapis cezasının sadece 7.5 yılını hapiste kalıp tahliye olsa da ölen o insanların müsebbibi olarak adı hafızalardan silinmeyecektir.
Onlarca binayı adeta ölüme davetiye çıkaracak birer tabut gibi “mesken adına” insanların ceplerine göz dikerek, süfli dünya çıkarı uğruna inşa etmek kadar daha vicdansız bir düşünce olabilir mi?
•
Çürük binaları temelsiz dikenlerin vebali olur da…
84 milyon insanın yönetimine talip bir ideolojinin ve onlarla gece gündüz kanka gibi olanların sağlam, tutarlı bir temeli yoksa vebali olmaz mı?
Geçmişlerinde çektirdikleri halkın -dindarından dindar olmayanına kadar- kan ve gözyaşları varsa ve hâlâ buna rağmen insanların gözünün içine baka baka yalan söyleyerek, halkı dinle, hakkaniyetle, özleriyle çelişen adalet gibi kavramlarla kandırmaya, yanıltmaya çalışıyorlarsa böylelerin bütün çabaları beyhude değil midir?
Nitekim böylelerin midelerinde haramdan başka lokma geçmemiştir…
Haksızlıkla, zulümle sürekli semirmişler…
Din karşıtlığı, hakkaniyete husumetleri bunların en kutsal (!) harcı olmuştur…
Seçim arifelerinde cami, mescidlerden çıkmasalar da türbe türbe ellerinde Yâsîn ve Tebâreke ile gezseler de…
“Namus sözü veriyoruz” demiş olsalar da “İslam ve din karşıtlığından” olan birikimlerinden mutlaka bir şekilde ve bir yerlerinden döküntü, bunların asıl kimliklerini, fazla zaman geçmeden ortaya çıkarır; nitekim çıkarmıştır da!
“Bunların niyetleri bozuk”; bakışları da o sebeple bozuk çıkmaktadır sürekli; ona bir türlü engel olamıyorlar!
Niyet arızalı olduğunda, nifaklarını saklı tutup mescid inşasına soyunsalar da…
Hatta “peygamber eşliğinde açılış” için o mabedi meşrulaştırmaya yeltenseler de fayda vermez.
Bunların benzerlerinin geçmişte insanları menfaatlerine geldiği için yalanlarıyla kandırdıklarını Allah şöyle beyan eder.
“(Ey Muhammed!) Münafıklar sana geldiklerinde, ‘Senin, elbette Allah’ın peygamberi olduğuna şahitlik ederiz’ derler. Allah senin, elbette kendisinin peygamberi olduğunu biliyor. (Fakat) Allah, o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduklarına elbette şahitlik eder. (63-Münafikun 1)
Öyledir, çünkü bunlar söylediklerine yaptıklarına kendileri de inanmazlar.
Birinin “hak” dediğine diğeri “yalan” der. Birilerinin “getireceğim, yapacağım” “kimseyi işten çıkarmayacağım” diye namusunu ortaya koyarak verdiği sözü bir diğeri ya da sözü verenin bizzat kendisi, farklı bir ortamda, farklı bir uygulama ile onu yok sayar.
İBB’in başına bu vaatlerle, çeşitli din istismarlarıyla gelen Ekrem İmamoğlu bunların en başında gelir.
Dün Akit’in sürmanşetini oluşturan “Zekeriya Say” imzalı haberde de geçtiği gibi, adam gelir gelmez, bir gecede Ak Partili diye 13 bin kişiyi hiçbir gerekçe göstermeden kapı dışarı ediyor, onun yerine 557’si terörle iltisaklı olan 45 bin kişiyi İBB’ye dolduruyor.
Bolu beyi (!) Tanju Özcan’ın mülteciler için sergilediği de, İmamoğlu’ndan farkı yok.
İyi Parti’den ayrılıp kendi partisini kuran Ümit Özdağ’ın, Akit Tv’deki konuşmasında “iktidara gelir gelmez bütün mültecileri sınır dışı yapacağız” ifadesinin de Tanju Özcan’dan bir farkı yok ama şimdilik o bizim konumuz değil!
Konumuz, aslında yaptıklarıyla söyledikleri sürekli çelişen; bir türlü yanlışlarını düzeltemeyen, inananlara, din-diyanete hasım kesilen, hakikatlere kör olan, diğer yandan sapkınlara, tecavüzcülere, terörle iltisaklı olanlara, vatan haini olanlara merkez olan “Ana Muhalefet Partisi’nindikiş tutmayan vaat ve söylemleridir.
Neden ana muhalefet?
Çünkü “Helalleşeceğiz” diyen bunlar. “Adalet yürüyüşü” düzenleyen bunlar.İktidarın her yaptığını haklı-haksız demeden yargıya taşıyan bunlar. Seçim öncesi dini söylemlerle şirin gözüküp, seçim bittikten sonra ülkenin resmi kurumu olan Diyanet’inher yaptığından rahatsız olanlar yine bunlar!
Neredeyse kendileri de onlara borazanlık yapan yandaş ve fondaş gazeteleri de Diyanet Yayınları’nın hafızı olacaklar...
Acaba nasıl bir açıklarını bulabiliriz bu Diyanet Başkanının veya bir Diyanet mümessilinin?
Satır satır okuyorlar…
Eski yayınları karıştırıyorlar…
Lafı şöyle çeviriyorlar, böyle çeviriyorlar… Gören de zanneder ki, peşlerinden ayrılmadıkları ‘PKK-HDP’ gibi terör yuvası bu kurum!
CHP’li Özgür Özel’in,Diyanet İşleri Başkanlığı’nın4-6 yaş için Kur’an Kursları Eğitim Projesine ‘orta çağ zihniyeti’ demesi de bu zihniyetin içlerindeki halin son yansıması…







